SİYASETTEN EĞİTİME KORONA BELASI

Micheal KUYUCU 27 Mar 2020

Ben bu korona virüsünün öyle pek de masum bir virüs olduğunu düşünmüyorum.

Dünya artık çok farklı olacak

Korona belası ülke olarak her geçen gün canımızı sıkmaya devam ediyor. Herkes uzman oldu, herkes ötüyor, herkes tıpçı oldu. Avrupa ülkelerinin televizyonlarına bakıyorum gayet sağduyulu haberler ve içerikler var. Bizim televizyon kanalları her anlamda hikaye anlatma derdinde.

Ben bu korona virüsünün öyle pek de masum bir virüs olduğunu düşünmüyorum. Bu aptal virüs, insanların psikolojisini alt üst etti. İnsanlar birbirlerine vasiyetlerini söylemeye başladı. “Ölürsem bunu yap, bu sana emanet” sözlerini bol bol duyuyorum. Millet toptan kafayı yiyecek.

Zamanla korona ile yaşamaya alıştırılacağız

Türkiye’nin bu virüste tüm imkansızlıklarına rağmen iyi bir kriz yönetimi yaptığını düşünüyorum. Neden mi? “OHAL veya sokağa çıkma yasağı çıkart” demek kolay. Bunun ekonomik, sosyolojik, toplumsal ve psikolojik etkileri ne olacak? Bu aşamada mantıklı davranmak lazım. Trump da çok temkinli davranıyor. “Bunu bir kaç haftada bitiririz” diyor. O da bunun birkaç ayda bitmeyeceğini biliyor, ama bunu söylemek zorunda. Halkı galeyana getirmiyor. Ekonomik anlamda işler koronadan daha beter noktalara gelebilir. Kanımca dünya bu konuyu yavaş yavaş by-pass etmek zorunda kalacak. Zamanla koronayla yaşamaya alıştırılacak toplum ve bu konuda sıradanlaştırılacak. Ölen ölecek “kalan sahalar bizimdir” hesabı olacak. Çünkü dünya ekonomisi buna mecbur. Bunu yapamazsa bir dünya savaşından beter hale gelir dünya.

Korona AB’yi dağıtabilir

Avrupa Birliği çok büyük sorunlar yaşadı. Öylesine büyük sorunlar ki artık birliğin birlik olma özelliği de kalmadı. Birliğin gariban tayfası İtalya ve İspanya perişan oldu, Yunanistan bir kez daha  gariban haliyle kendi içinde çok büyük bir mücadele verdi ve sorunu minimize etmeyi başardı. AB ülkeleri bu konuda ortak bir paydada hareket edemedi. Bu birlik de yavaş yavaş işin ciddiyetinin farkına varıp,  algı operasyonu ile bu korona belasından kurtulmayı deneyecektir. Yoksa korona AB ‘nin dağılmasına bile neden olabilir.

Komplo teorileri

Peki, bu koronadan kurtulma olayı nasıl olacak? Ülke liderleri ortak bir payda da buluşacak ve önce hasta sayısının azaldığını söyleyecek, sonra da hayatı normale çevirmeye çalışacak. Böylece ekonominin normale dönmesi sağlanacak. Eğer bunu yapamazlarsa üç, beş ay sonra korona gerçekten de bitse (ki inşallah bitecek bir gün), bunun ekononik buhranı beş yılda geçmeyecek.

Burada pek çok komplo teorisi geliyor akla. Acaba bu virüs dünyadaki dengeleri bozmak için mi çıkartıldı? Korona virüsü  yaşadığı seyir içinde Çin’e olumlu bir imaj getirdi. Büyük bir dezavantajı avantaja çevirdi. Şu an dünyanın kurtarıcısı konumunda. Bazı ülke liderleri Çinli yetkililere “bizi kurtarın” diye yalvarıyor.

Trump’ın küresel savaşta en büyük sınavı korona olacak

Bu lanet virüs küresel ekonomik savaşta ABD - Çin mücadelesini nasıl etkileyecek? 2050 yılı senaryoları için bir ön hazırlık mı? Trump’ın bu en büyük savaşı olacak. Eğer Trump korona savaşında hem içeride hem de küresel dünyada stratejik başarılar elde ederse bir efsane olabilir. Bu adam ya efsane olacak ya da çöp kampyonuna atılacak.  

Avrupa Birliği ülkeleri ne olacak?  Şu an Avrupa Birliğinde aralarında Fransa, İspanya gibi ülkelerin de olduğu pek çok ülke korona yüzünden yaşadıkları ekonomik krizin etkileri sonucunda satılabilecek şirketler için önlem almaya hazırlanıyor. AB ülkelerinin çoğu Çin’in oradaki şirketleri satın almasına yönelik tedbir yasaları çıkartmayı planlıyor.

Bu virüsün ortaya çıkması kadersel mi yoksa bir komplo teorisi mi konusunun çok kurcalanması lazım. Bu bir biyolojik silah mı? Bu eğer bir biyolojik silahsa bu ABD ve AB’ni yıkmak için mi çıkartıldı yoksa Çin’e zarar mı vermek için çıkartıldı? Bunun stratejistler tarafından çok ciddi anlamda analiz edilmesi lazım. Her iki senaryonun gerçek olma ihtimali var, çünkü şu an olayların seyri her iki komployu da destekliyor.

Korona Türk siyesetine etki edebilir mi?

Türkiye bu işte nasıl etkilenecek? Bu virüsü dünyaya yayanlar Türkiye’deki iktidar partisinin değişmesine yönelik bir plan yapmış olabilir mi? Hükümet çok temkinli davrandı. Onun bunun gazına gelmedi. 100 milyar lira ödenek çıkarttı. Bu ödenek fazla beğenilmedi. Tartışılabilir. Sonuçta biz de süper zengin bir ülke değiliz. Türkiye’de hükümet mart ayı boyunca hiçbir şekilde piyasa müdahelesinde bulunmadı. Teorik olarak bu çok önemli bir kural. AB ülkeleri ve Çin’de piyasaya müdahelde bulunuldu. Yani hükümetler piyasada faaliyet gösteren şirketlere de müdahalede bulundu. Serbest piyasa ekonomisinde piyasa müdahalesi çok ciddi bir konudur. Ne zaman devlet piyasaya müdahale edebilir? Olağanüstü bir durum olduğu zaman, seferberlik ilan edildiği zaman.. O ülkenin hükümeti “benden bu kadar ..” dediği ya da dikta rejimlerinde olduğu gibi “başlarım lan, benim dediğim olacak” dediği zaman piyasaya müdahale edilir. Türkiye bu konuda sağlam durdu, piyasa müdahalesinde bulunmadı. Şirketlere, üreticilere çok fazla yaptırım yapmadı. Bir kaç sektörün faaliyetlerini durdurdu o kadar. Uygulamayı ve takdiri topluma bıraktı, piyasaya bıraktı. Bu çok ciddi bir konu. Buna kimse o gözle bakmıyor. Devletin lideri Recep Tayyip Erdoğan,  her defasında “rica” – “öneri” – “telkin” gibi ifade türleri kullandı. Bu Türkiye’nin soğuk kanlılığını ve korona karşısındaki duruşuna da örnek oldu. Bakın diğer ülkelerde bu duruma gelecek. Gelmek zorunda, bu çark başka türlü dönmez.

Türkiye’nin hataları olmadı mı? Oldu, ben piyasa müdahalesinin yapılmamasını ilginç bir biçimde takip ettim. Ekonomi kitaplarında yazıldığı gibi “serbest piyasa ekonomisinde devlet piyasaya müdahale etmez, ancak çok önemli olaylar meydana geldiğinde müdahele edebilir”. Fikir verebilir, öneride bulunabilir ama müdahale edemez. Bu aynı zamanda bir risktir. Bu riskin sonunu da merak etmiyor değilim, bu konuda bunu da eklemek istiyorum: Ben devletin şirketlere ‘işçi çıkartmama’ konusunda da bir öneri ve telkinde buulunmasını isterdim. Çünkü bu konu çok suistimal edildi. Yüzlerde örnek duyum aldım, mesela bir arkadaşımın şirketi personeli ikiye böldü, “bir gün bu grup gelsin, bir gün öbür grup gelsin on beş gün çalışın” dedi. Şirket patronu bunun karşılığında da personele 15 günlük maaş ödeyeceğini söyledi. Kimse kusura bakmasın bunun adı terbiyesizliklik, fırsatçılıktır, vicdansızlıktır. İşte biz toplum olarak Cumhurbaşkanının bu demokrat piyasaya müdahale etmeme konusundaki medeni ve demokrat tavrını da hak etmediğimizi gördük. Adamcağız çıkmış “Herkes kendi OHAL’ini ilan etsin” demiş. Bundan güzel bir şey mi var? Bu son derecede demokrat ve en önemlisi bireye kendi sorumluluğunu veren bir davranıştır. Üç devlet bankası işletmelere bu salgın sırasında yaşayabilecekleri ekononik sorunlara yönelik bazı paketler de açıkladı. Bu paketler açıklanırken , bu motivasyonlardan faydalanmak isteyen şirketlerden ‘işçi çıkartmama sözünü vermesini rica etti”. Güzel medeni bir biçimde, kısaca adam gibi mesaj veriliyor. Ama maalesef bizim insanımız bunu anlamıyor.

Gelelim hatalarımıza

Türkiye’nin bu korona savaşında hataları da olmadı değil. Bu hataların en büyüğü eğitim alanında yaşandı. Bu uzaktan eğitim sistemi büyük palavra çıktı. Milli Eğitim Bakanlığı bir şekilde bir uzaktan eğitim sistemine önceden yapılmış bazı hazırlıklar nedeniyle başladı. Kötü de gitmedi. TRT ile hemen bir ortak çalışma yaptı, hem internet hem de televizyon aracılığı ile uzaktan eğitime başladı. Kötü de olmadı bu eğitim paketleri. Siyaset bunun da cıvığını çıkarttı. Konuyu politize etti. Uzaktan eğitimde “türbanlı öğretmenin kullanılması” ile ilgili saçma sapan yorumlar yapıldı. Bu konu artık biteli yıllar oldu. Hala bunu konuşmak çok saçma. Muhalefet hala “türban” kavramı üzerinden hareket etmeye devam ederse kusura bakmasınlar bu onlar için ciddi bir geri kafalılık olur.

Milli Eğitim Bakanlığı bir şekilde iyi organize oldu. Onlardan da bir şeyi beklerdim. Özel okul sahipleri işi uyanıklığa vurdu ve uzaktan eğitime geçildikten sonra ki süreçte öğrencilerden alınan eğitim parasını iade etmeyeceklerini söylediler. Veliler haklı olarak isyan etti. İş bu kadarla kalmadı, yine okullar ders saat ücreti ile çalışan öğretmenlere para vermeyeceğini söyledi. Abi yapmayın ya, bu kadar da olmaz ki. Şimdi sen hizmete ara vereceksin, o ara verdiğin hizmet için aldığın parayı iade etmeyeceksin, öğretmenlerine de “ders yok, kusura bakmayın ondan para yok” diyeceksin. O kebap, hem öğrenciden gelen para, hem de öğretmene verilecek para cepte. Bu rezilikten başka bir şey değil.

Öğrenciye korona izni akademisyene kölelik

Gelelim üniversitelere. Çoğu üniversiteyi inceleme şansım oldu. YÖK aslında az önce bahsettiğim yaptı, paralı eğitim veren vakıf üniversitelere fazla bir piyasa müdahalesi yapmadı. Doğru yaptı, ama kardeşim serbest piyasa ekonomisinde faaliyet gösteren bu üniversiteler piyasa koşullarının kendi lehlerine kullanmak adına her şeyi yapıyorlar.

Mesela basit bir örnek: Üniversiteler kapandı, öğrenciler koronadan kurtuldu. Peki oradaki öğretim üyeleri, akademisyenler insan değil mi? Bu insanlar neden ağır işçi gibi çalıştırılıyor? Bu insanların çocukları var, yaşlıları var.. Üniversite hocalarının bu süreçte köle gibi mesai koşulları altında çalıştırılmasının kime ne faydası vardı? Bu insanlara bir ya da iki gün izin verseniz ölecek misiniz ey vakıf üniversiteleri?

Üniversitelerin uzaktan eğitim hikayesi

Uzaktan eğitim konusunda da büyük fiyaskolar yaşandı. Özellikle vakıf üniversiteleri rezil oldu. YÖK “uzaktan eğitim imkanı” verdi. Verdi vermesine ama bu vakıf, yani paralı eğitim veren üniversitelerin acaba kaçı bunu kıvıracak alt yapıya sahip? Bazı üniversiteler hazır alt yapılar kiraladı ve apar topar video chat aracılığı ile hocalarına ders verdirdiler. Bazı üniversiteler utanmasa whatsapptan ders verecek hale geldi. Bazı üniversiteler ise olaya sağlam asıldı.

Bahçeşehir Üniversitesi uzaktan eğitime başlayacağını açıklayan ilk üniversite oldu, işin artistik puanını kaptı. Benim dikkatim çeken iki üniversiteden biri MEF Üniversitesi diğer ise Haliç Üniversitesi oldu. MEF üniversitesi, derslerin yüzde 100 canlı ve interaktif olarak işlenmesine olanak sağlayan bir sistem kurdu.Çok profesyonel bir biçimde hazırladığı açıklama metnini kelime kelime okudum. Dersi veren öğretim üyesine mikrofonu nasıl kullanacağına dair bilgiler bile verdi. Klasik eğitimde uyguladığı “Flipped Learning” yöntemini Online ortama da taşıdı. MEF üniversitesi uzaktan eğitim hizmetinde de “Flipped Learning” sistemini uyguladı. Belki basit bir detay ama MEF üniversitesi verdiği uzaktan eğitimde “Perusall” adını verdiği bir yöntem uyguladı. Bu yöntemde ders sırasında öğrencilere sunulan sunum veya ders notu üzerine, o an ders notu yazma fırsatı veriyor. Yani derste öğrenci ekranında gördüğü,  hocasının ona gösterdiği notun üzerine kişisel notunu yazabiliyor, hoca da o an anlattığı derste kullandığı ders notuna bir şeyler yazabiliyor ve tahta gibi kullanabiliyor. Bu notlar bilgisayara kaydedilebiliyor ve öğrenci dijital olarak tuttuğu ders notunu daha sonra açıp okuyabiliyor. Bu küçük bir detay ama bence MEF Üniversitesi kısa sürede büyük işler yaptığını uzaktan eğitim konusunda da gösterdi.

Haliç x- Online dikkat çekti

Uzaktan eğitim konusunda çok hızlı ve iyi bir biçimde organize olan bir diğer üniversite de Haliç Üniversitesi oldu. Üniversite Haliç-x Online eğitim adında bir uygulama hazırladı. Üniversitenin rektörü Prof. Dr. Melih Bulu, tüm üniversiteler arasında en aktif bilgilendirmeyi yapan rektörlerden biri oldu. Adım adım sosyal medyadan kamuoyuna bilgi verdi.  Haliç-x On Line sistemi için bir otomasyon sistemi hazırlandı. Üniversite bu sisteme üniversitede devam eden 1803 dersin tamamını ekledi. Bu dersler içinde 1235 adetini canlı ders ortamında uyguladı. Çok kısa ve herkesin anlayacağı bir tanıtım videosu hazırladı ve bunu sosyal medyadan yayınladı. Bu sistem 23 Mart günü uzaktan eğitime başladı ve ilk gün 6 bine yakın Haliç Üniversitesi öğrencisi sisteme girdi. Bu süreçte uzaktan eğitimin en yoğun olduğu zaman diliminde 25 bine yakın etlileşim yapılmış. Yani aynı anda 25 bin işlem yapılmış. Şimdi biraz teknik olacak ama bu bilgi, sistemin kapasitesini gösterir. Yani o sistemde ne kadar çok işlem yapılıyorsa, o sistem o kadar iyi bir alt yapı üzerine kurulmuştur. Bu veriyi açıklama cesaretini gösteren tek üniversite Haliç Üniversitesi oldu.

Bunu not edin: Gelecek uzaktan eğitimde

Uzaktan eğitim meselesi çok ciddi bir konudur. Benim gelecekte bir ütopik öngörüm var. Bir gün gelecek tüm kampüsler akıllı telefonlarımıza girecek. Bu da uzaktan eğitim sayesinde olacak. Bu tabii ki o kadar kolay değil. Bunun teknik alt yapısı ve insan kaynağı ayağı çok önemli. Öyle bir uzaktan eğitim alt yapısı kullanacaksın ki öğrenci o sisteme girdiğinde tak diye derse katılabilecek. Öyle akademisyen ve hocaların olacak ki, o dersi en özgün biçimde, en özel biçimde anlatacak ve üniversitenin rekabetçi bir avantaj elde etmesini sağlayacak. Bu iki ayakta başarılı olmak kolay değil. Emek isteyen, çalışma isteyen bir iş. Gelecek burada, bundan adım gibi eminim. Nasıl ki Youtube, Netflix, Spotify gibi platformlar geleneksel medyayı eline geçirdiyse bir marka çıkacak ve yüksek eğitim alanında da averaj atacak. Biz bu uzaktan eğitim olayına çok paldır güldür girdik. Çok “Turkish stlye” oldu. İsimleri bende kalsın çoğu üniversite alt yapıları yetersiz olduğu için derslerini veremedi. Derslere giremeyen öğrencilerden tutun da, derslerde donan görüntüler, giden ses gibi ilkel teknik nedenlerden dolayı ders veremeyen üniversitelere kadar..  Ne saçmalıklar yaşandı.

Son olarak benim üç korona hayalim

Þ    Türkiye’nin korona salgını sırasında piyasaya müdahale etmeyerek dünyaya bir ekonomi demokrasisi dersi verdi. Toplum bunu anladı mı? Maalesef hayır! O zaman değerli halk: Bu demokratik ve medeni ricayı ciddiye alın ve zırt pırt sokağa çıkmayın.

Þ    Türkiye’nin sağlık alanında artık bir atılım yapması lazım. Şu koronavirüs için bir şeyler bulalım. Dünya bizi konuşsun. Ayrıca bu kitleri şimdilik Çin’den ithal ettik. Kriz anında normal bir hareket. Ama gelecekte öyle bir noktaya gelelim ki biz milli test kitlerimizi üretelim ve biz dünyaya satalım.

Þ    Üniversite patronları bu uzaktan eğitim konusunu hafife almasın ve yatırım yapsın. Bu konuda yapılacak doğru yatırım bir anda bizim bir küresel milli üniversitemizin de doğmasına öncülük edebilir. Arabı da, Amerikalısı da, Çinlisi de gelsin o üniversiteden eğitim alsın.