SIRTIMDAKİ SEMER

Ciddi bir zorluğun, yokluğun ve yetmiyormuş gibi cehaletin içinden geldik.

“… Hangi derdime yanacağımı ben de bilemez hale geldim. Zira aile olarak gerçekten çok zor imtihanlar yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Geçmişten öğrendiğim dersler çok kıymetli ama hayatı film gibi geriye sarmak mümkün değil. Deneyimlerimi paylaşarak hiç değilse işin başında olanların dikkatli olmalarını sağlayabilirim diye düşünüyorum. Zira ödünler verilerek yaşanmış bu hikâyeleri en iyi şekilde değerlendireceğinize inanıyorum.

Ciddi bir zorluğun, yokluğun ve yetmiyormuş gibi cehaletin içinden geldik. Büyük şehre ayak bastığımızdan bu yana durmadan çalışıyorum. Bugün de farklı değil. Annem, babam, eşim ve iki çocuğumla hayata tutunmak için neler yapmadık ki. İlk işim, Sirkeci Sultanhamam’da sırtımda semerle tekstil ürünleri taşımaktı. Ürünleri hızlı biçimde yerine ulaştırdığım için iş disiplinim, çalışkanlığım çok beğenildi ve çok sevildim. Çok çalışıyordum öyle ki eve geldiğimde ayakta duracak halim olmuyordu.

Sırtımda yaralar çıkınca tahta semerin altına koyduğum yün arkalık da artık yetmemeye başladı. Ve borçlanarak üç tekerlekli bir tezgâh arabası aldım. Sanki dünyalar benim olmuştu. Hem işim çoğaldı hem de mesafeler uzadı. Müşterilerim bana güvendikleri için işlerini ısrarla yapmamı istiyordu. Bir araba yetmeyince ikinci, üçüncü derken on tezgâh arabasına çıktım. En önemli malları kendim götürüyordum diğer işleri de yanımda çalıştırdığım akrabalar ve köylülerime yaptırıyordum. Araba ve yük benimdi, onlara yevmiye veriyordum.

MÜŞTERİNİN GÜVENİ

Şehrin kalabalığı ve kış şartlarında çalışma zorluğunu bildiğimden para biriktirmiştim ve bu şekilde ilk kamyonumuzu aldım. 50 NC kamyonumuz geldiğinde kurdele kesip kendimizce tören yapmıştık. Aslında bu kamyon, bugünkü lojistik ve nakliye işimizin temelidir. O günden bu güne 22 yıl geçti. Şimdi uluslararası düzeyde iş yapan, bilinen bir nakliye ve lojistik firması haline geldik. Tır filomuzun yanında sayısını bilemediğim kamyonlarımız var.

Hayatım boyunca dürüstlükten, haktan ve adaletten ödün vermedim. Ve kazandıklarımı paylaşmaya özen gösterdim. Yokluktan geldiğim için yokluğu bilirim. Her ay bana uğrayıp harçlık alan ve aslında beni kendilerinden nasiplendiren kimsesizlerim vardı. Daha küçücük bir işletme iken burs verdiğim öğrencilerim vardı. Ve hep şuna inandım ki verdiğiniz kadar kazanıyorsunuz, verdikçe kazanıyorsunuz.

Bazen müşterilerime beni neden yıllardır tercih ettiklerini sorardım. Aldığım ‘güven’ cevabı karşısında ağladığım günler olmuştur. Gerçekten de bir insanın güvenini kazanmak en büyük değerdir. Bugün bir grup şirketi olan aile şirketimizin öz değeri müşterinin güvenidir.

Şimdi asıl probleme gelmek isterim. Yoğun iş yaşamı sürecinde zaman hızlı geçti… Önce annem sonra babam rahmetli oldu. Onların kıymetini şimdi daha iyi anlıyorum. Her müşkülümde yanımdaydılar, fikirleriyle beni zenginleştiriyor ve yolumu aydınlatıyorlardı.

EŞİM DEĞİŞTİ

Eşimle çok iyi bir iletişimimiz vardı. Birbirimize muhabbetimiz, saygımız, sevgimiz ve zor zamanlarda birlikte çalıştığımız günlerimiz vardı. Hızla büyüdüğümüz dönemde beni tamamlayan yegâne güçtü eşim. Fakat her ne olduysa zamanla değişti. Eski kişilik ve davranış özellikleri adeta kayboldu. Yardımsever, verici, çalışkan ve ailesine düşkün halinden eser kalmadı. Evin içindeki görevlerini aksattığı gibi çocuklarla da yeterince ilgilenmedi. Bütün derdi arkadaşlarıyla birlikte olmak. Kimsesiz çocuklar için çalışmalar yapan, medya tarafı güçlü bir grubu var ama bizim yani ailesinin evde kimsesiz olduğunu unutmuş durumda.

Kızım onca çaba, özel okul ve özel hocalara rağmen üniversiteye giremedi. Annesi ile bir olup bir güzellik salonu açmamı istediler. Açtık ama batırdı çünkü bilmediği işi öğrenmek için çaba göstermedi ve işin başında durmadı. Şimdi hazır para ile sürekli seyahatlerde, arkadaş buluşmalarında…

Oğlum için çok ümitliydim ama olmadı. Küçük yaşlardan itibaren işe alışması için kuruma götürürdüm. İyi bir eğitim alması için çok uğraştım. Okulla gittiği bir yurt dışı gezisinde madde alışkanlığı başladı. O günden bugüne gitmediğimiz yer, başvurmadığımız hastane, hekim, psikolog kalmadı. Ama oğlumu tipik bir bağımlı olmaktan henüz kurtaramadık.

İki yıl önce otoyolda kaza yaptı, yaralandı çok uzun süren tedavilerden sonra maalesef omuriliğindeki zedelenmeden dolayı iki ayağında kısmi felç oldu ve tekerlekli arabaya mahkûm kaldı. Psikolojisi çok bozuldu, sürekli olarak ağlıyor, çok kilo verdi. Ve tedavileri halen devam ediyor.

Şimdi düşünüyorum bu işi kim sürdürecek? Kocaman villanın içinde dört yabancı gibi yaşıyoruz. Birbirinden habersiz, duygusal alışverişi olmayan, kendi dertleri, programları, uğraşları, son model arabaları olan kişiler… Müşterilerin güvenini kazandık ama aile içi iletişimimiz ve güvenimiz daraldı. Sırtımdaki semerle yük taşıdığım günleri, 2 odalı gecekondu evimizdeki muhabbeti, mutluluğu, huzuru ve hayata bağlılığımı arıyorum… Ne dersiniz bulabilir miyim?”

Yıllar önce aldığım bu mektubu kısaltarak ve yorumsuz paylaşıyorum.