SEÇİMLERE BİR SENE KALA MUHALEFET

Seçimlere artık bir sene kaldığından bahisle, geçen yazıda iktidarın uyguladığı politikaları, bunların muhtemel siyasi sonuçlarını ele almıştım.

Seçimlere artık bir sene kaldığından bahisle, geçen yazıda iktidarın uyguladığı politikaları, bunların muhtemel siyasi sonuçlarını ele almıştım. İktidar Eylül başında enflasyon ve işsizlik arasında bir tercih yaptı ve yüksek enflasyonu tercih etti. Eğer yüksek enflasyonu düşürmeyi hedefleseydi büyük ihtimalle seçimi kaybedebilirdi. İkinci yol ayrımı da şu anda gelmiştir. Beklenenin çok üstünde olan enflasyonu düşürmeye yönelseler, yine kesin olarak seçimi kaybederler. O yüzden enflasyonu düşürecek politikaları uygulamamaktadırlar. Bu kadar yüksek enflasyonla seçim kazanabilirler mi? Bir ihtimal kazanabilirler. İşin püf noktası ekonomiyi bir kazaya uğratmadan seçime kadar para akışını devam ettirebilmelerinde yatmaktadır. Çünkü iktidarın oy aldığı kesimlerin önemli bir kısmı serbest meslek, ticaret erbabı ve esnaftan oluşmaktadır. Yüksek enflasyon – ekonomi canlı olduğu müddetçe-  bu kesimlere kısa dönemde zarar vermemekte, hatta bazen, bu kesimleri kâra geçirmektedir. Ancak hükümetin işi yine de zordur. Çünkü olumsuz senaryolar gerçekleşirse Ekim-Kasım ve Ocak Şubat aylarında sistemin çökme ve ekonominin büyük bir krize gitme ihtimali vardır. Yani, özetle, hükümet seçimleri kazanabilme ihtimalinin olduğu tek senaryoyu yürütmektedir.

Pekiyi bizim muhalefetimiz, başta da “aslan sosyal demokratlarımız” olmak üzere, ne yapmaktadır? Ne yapmamalıdır ne yapmalıdır? Seçim çantada keklik midir? (Bu arada “aslan sosyal demokratlar” tabiri SHP Genel Başkanı rahmetli Erdal İnönü’ye aittir, bana değil…) Bu soruları da bugün cevaplayalım…

TEORİDE MUHALEFET NASIL SEÇİM KAZANIR?

Görünen o ki muhalefet 6 partili bir ittifak olarak tecelli edecektir. Bu durumda muhalefetin seçimi kazanması için üç önemli kriter vardır: Ortak bir iktisadi program, altı partinin birbiriyle tutarlı ve uyumlu bir şekilde sahada çalışması ve herkesin kabul edebileceği ortak bir Cumhurbaşkanı adayı...

Ortak bir iktisadi program kazanmanın en önemli kriteridir. Partilerin her birinin internet sitelerine girdiğinizde her birinin tafsilatlı bir şekilde ekonomik programlarını görebiliriz. Bu programlar genel ilkelerde benzeri noktalara atıf yaparken her partinin kendini diğerlerinden ayıran ufak nüansları da göze çarpmaktadır. Ancak bu ekonomi programı ilkeleri pratikte iki sebepten hiçbir şey ifade etmemektedir: Birinci sebep, partilerin tüzüklerinde yazan ilkeler önemli olmakla birlikte bugün yaşanılan anormal ekonomik şartlara atfen değil genel ilkelere nispetle yazılmıştır. Yani o tüzüklerde mevcut krizin mevcut şartlarda nasıl çözüleceğine dair herhangi bir ipucu yoktur.  İkinci sebep, partiler seçime bir ittifak halinde gireceği için ittifak adına ortak bir ekonomi programı açıklanması gerekir. Hâl-i hazırda, böyle bir şey yoktur. Bu yüzden vatandaşın güncel problemlerinin nasıl düzeleceğini açık ve net bir şekilde anlatan, altı partinin ortaklaşa ilan ettiği ve desteklediği bir ekonomi programının acilen açıklanması seçimin kazanılması için gerekli olan ilk kriterdir.

İkinci kriter, ortak iktisadi programın açıklanması akabinde bunun halka anlatılması ve halkın ikna edilmesi gerekir. Burada bütün partilerin ortak bir siyasi karargâhtan koordine edilerek sahada çalışması gerekir. Yani muhalefet partileri birbirinden rol çalmaya çabalamamalı, aksine birbirini tamamlamalı ve eksiklerini gidermelidir. Sahada yapılacak propaganda faaliyetinin ortak bir dil içermesi, yani sahada çalışırken altı partinin tek bir parti gibi çalışması gerekir. Bu da yetmez. Çünkü ne kadar iyi ve uyumlu bir ekip olsanız da söylemleriniz halkın önceliği ile uyuşmuyorsa, oy alamayabilirsiniz. Bu yüzden sahadaki çalışmanın ve propagandanın halkın öncelikli problemlerine yönelik olması gerekir.

Üçüncü kriter belki de en zor kriterdir: Kim Cumhurbaşkanı adayı olacak? Burada mevcut isimler üzerinden bir spekülasyon yapmak istiyorum, çünkü yazılı ve görsel basınımızda bu konuda yeterince kulis haberi yayınlanmaktadır. Burada kazanabilecek Cumhurbaşkanı adayının kendimce gerekli gördüğüm özelliklerini vereceğim.

Cumhurbaşkanı adayı her şeyden önce net ve açık vaatlerde bulunabilmeli, altı partinin ortak programını uygulayabileceğini vatandaşlara hissettirebilmelidir. Eğer altı parti kendi yönetimlerini öne çıkarıp Cumhurbaşkanı adayını geri plana iterlerse vatandaş bir “topal ördeğe” meyletmeyecektir. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı adayı çok öne çıkarsa, bu sefer, altı partili ittifakın teşkilatlarını kuvvetli bir şekilde çalıştıramayabilirsiniz. Burada muhalefet partilerinin ince ayar yapması gerekecektir. Cumhurbaşkanı adayı herkese hitap edebilecek, belagati kuvvetli ve tercihen genç bir aday olmalıdır. Önemli noktalardan biri olarak şunu da eklemek gerekir: Cumhurbaşkanı adayı bir gelecek vizyonu çizebilmeli, insanlara umut verebilmelidir. Son olarak, benim şahsi düşünceme göre altılı ittifakın “hemen, şimdi” parlamenter sistemde ısrar etmemesi, bunun yerine, seçilecek Cumhurbaşkanının bir dönem boyunca mevcut yetkilerini ittifak programını uygulamak için tam ve eksiksiz olarak kullanacağını, akabinde 2028 seçimlerinden (örneğin) bir sene önce Anayasa Referandumu yapılacağını deklare etmesi çok önemlidir. Çünkü vatandaştan bir Cumhurbaşkanı adayı için oy isteyip, milletin oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini tanımamak tutarsızlık olur.

Bu üç kriter büyük ölçüde gerçekleştirilirse, işte o takdirde, (mevcut iktisadi şartlar da göz önüne alınırsa) iktidarın seçimi kazanması hayli zor olur. Böyle bir durumda, büyük ihtimalle seçimi muhalefet kazanır. “Pekiyi Hocam, muhalefetin mevcut durumu ne? Bu kriterler uyan bir gelişme var mı?” Bu soruyu aşağıda yanıtlayayım…      

MUHALEFETİN MEVCUT STRATEJİSİ NEDİR?

Yukarıda belirtilen teorik şartlar muhalefetin nasıl seçimi kazanabileceğini gösterir. Tabii ki bunlar benim şahsi görüşlerimdir. Pekiyi, muhalefetin mevcut durumu, birbiriyle uyumu, politika stratejileri, propaganda taktikleri ve adayları bu kriterlere uymakta mıdır? İsterseniz kriterler üzerinden tek tek giderek konuyu açalım.

Her şeyden önce altılı ittifakın, seçimlere bir sene kala bugün, ortak bir ekonomik programı yoktur. Örneğin CHP’nin ve İYİ Parti’nin sözcüleri bırakın bir istikrar programından bahsetmeyi (ki bence bir istikrar programı zorunludur) vatandaşa herhangi bir iktisadi vaat de dahi bulunmamaktadırlar. Enflasyonun yüksek olduğunu söylüyorlar, onu TÜİK zaten söylüyor… Gelir dağılımı adaletsizliğinden bahsediyorlar, vatandaş bunu zaten hayatında bil fiil yaşamaktadır… Hükümetin işleri yola koyamadığından, yanlış politikalarından bahsediyorlar, kimse merak etmesin vatandaş bunun zaten farkındadır. Muhalefet sözcülerinin bu problemleri nasıl çözeceklerine yönelik söyledikleri gayet muğlaktır, açık ve net bir önerileri yoktur: “Biz iktidara gelince güven tesis olacak, kurlar ve enflasyon düşecek”, demektedirler. İşler o kadar basit olsaydı, bize (yani iktisat profesörlerine) ne gerek vardı, her şey sükûnet ve güvenle çözülecekse iktisat fakültelerine ne gerek vardı? Bunların böyle olduğu muhalefet sözcülerince de bilinmektedir ama esas problem daha ortada bir ekonomi programının olmamasıdır. Bu yüzden top çevirmektedirler.

Altılı ittifak uyumlu ve koordineli bir birliktelik oluşturabildi mi? Görünüşte bir masada toplanılabilmesi bile büyük bir başarı olarak görüldüğüne göre, bu konuda daha çok fırın ekmek yemeleri gerekmektedir. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu altılı ittifakın oluşmasında öncü ve lider rolünü de kimse unutmamalıdır. Eğer bu ittifak bir seçim başarısı elde ederse bu başarının bir numaralı sahibi de, hiç şüphesiz, Kemal Bey olacaktır.

Ancak gerçekleri söylemek gerekirse, altılı ittifak, gerçek bir ittifak olmaktan çok, Sayın Cumhurbaşkanı’nın deyimiyle “altılı masadan” ibarettir. O masada bir araya gelip, yemek yiyip, zaten parti tüzüklerinde yazılı olan genel ilkelerde uzlaşmak için 6 ay geçirdiler. Her lider kendi partisinin kazanımlarını öncelemede, ittifaktaki etki alanını arttırmakta, hatta Sayın Babacan ve Sayın Davutoğlu örneklerinde olduğu gibi “ittifakta olmaya bile” tam olarak karar vermemiş gözükmektedirler. Her parti sadece kendi dar seçmen bloğuna yönelik çalışırsa ittifak-mittifak hayal olur. Bizden söylemesi…

Program yok, tam anlamıyla bir ittifak yok, bu durumda bir Cumhurbaşkanı adayı olabilir mi? Tabii ki, hayır. Kamuoyuna yansıyan tartışmalar bize, bırakın altılı ittifak içinde bir birlik olmasını, CHP’nin kendi içinde bile kıran kırana bir mücadele olduğunu gösteriyor. Falanca kişi aday olmasın, filanca kişi olsun… Bu durumda bırakın ittifakın birliğini, CHP içinde parti birliği bile sağlanamamış vaziyettedir. 

SEÇİM ÇANTADA KEKLİK DEĞİLDİR…

Sonuç yukarıda ara başlıkta yazdığım gibidir: Seçim çantada keklik değildir… Muhalefet 20 senenin sonunda kendisi için olabilecek en elverişli şartlarda seçime gitmektedir. AK Parti ve Sayın Cumhurbaşkanı da siyasi olarak en zor viraja gelmektedirler. Ancak oturduğunuz yerde seçim kazanamazsınız. Çalışmanız, geleceğe yönelik ümit ve vizyon üretmeniz, bugünkü problemlere çözüm getirmeniz ve halka bunu anlatmanız gerekmektedir. Şu anki durum itibarıyla, bu elverişli ortamda bile, muhalefet gerekli etkinliği göstermemektedir. Eğer siyasi konjonktür böyle devam ederse ve bir ekonomik kazaya uğramazsak, bütün bu şartlara rağmen Sayın Cumhurbaşkanı bir balkon konuşması daha yapar. Sonrası mı? Sonrasında CHP’nin geleneksel kurultay şenlikleri başlar…