ROMANTİZME ZORLANAN 'ZAVALLI' ERKEKLER

Alican DEĞER 15 Şub 2017

​Dün en önemli konu, ne terör, ne de ekonomiydi. Dün erkeklerin aklında yer eden tek şey, eşlerinin-sevgililerinin, Sevgililer Günü beklentilerini nasıl karşılayacaklarıydı.

Dün en önemli konu, ne terör, ne de ekonomiydi. Dün erkeklerin aklında yer eden tek şey, eşlerinin-sevgililerinin, Sevgililer Günü beklentilerini nasıl karşılayacaklarıydı. Kafalarının bir yanında ne yaparlarsa onları mutlu edecekleri duruyordu. Ve nasılsa birşeyi eksik yapıp laf yiyecekleri de.

Yıllar evvel bir konferans kalmış aklımda. Konu kadın-erkek ilişkileri. Konferansı veren tanınmış bir psikolog. Şöyle anlatıyordu:

Diyelim ki erkek sevdiğine bir hediye almak istedi. Gitti 12 ay taksitle çok güzel bir pırlanta yüzük aldı. Sevdiğine verdi, herkes memnun. Kadın mutlulukla takıyor. Derken birinci ay geldi, taksit ödendi, ikinci, üçüncü ve dördüncü. Erkek mutlu çünkü sevdiği için iyi birşey almış durumda ve taksidini ödüyor. Ama dördüncü ay kadın ona dönüp, “Bana hiç bir şey almıyorsun” diyebilir. Bunu dediği an erkek düşünür: “Yahu daha 8 taksit ödeyeceğim. Bu kadın neden bahsediyor.”

Psikolog eklemişti, “Erkek aldığı hediyenin değeri ile ilgilenir. Bunun kadını mutlu edeceğini düşünür. Kadın ise hediyenin veriliş sıklığı ile ilgilidir. Değeri ikinci plandadır.” İşte aramızdaki en temel fark bu.

Erkeğin sürekli romantizme zorlanması maalesef ikili ilişkilerde sıkıntılar yaratıyor. Yapılan araştırmalar ayrılıkların yüzde 80’inin özel günler sonrası yaşandığını gösteriyor. Erkek romantizme zorlanınca bir süre dayanıyor, sonra balataları sıyırıyor.

Bir bakıma kadın da haklı. Bir zamanlar peşinde meleyerek dolan adam gitmiş yerine ‘vurdum duymaz’ı gelmiş durumdadır.

Herşeye çare bulan kapitalizm de bunun bir yolunu bulmuş. Bir tarih belirlemiş. 14 Şubat’ta bütün erkekler romantik olacak. Ol. Hal böyle olunca yeni bir sektör de oluşmuş. 

Mutlaka üç gün önce 3 kuruşa alacağınız bir gülü 14 Şubat’ta 30 kuruşa almışınızdır. Ve mutlaka bir yemeğe çıkmak istediğinizde yer bulamamış veya kazık yemişsinizdir.

Aklıma ister istemez antikapitalist komplo teorileri geliyor. Madem ilişkilerin yüzde 80’i özel günler sonrası yaşanan kavgalarla bitiyor ve ilişkiler uzadıkça hediye alma sıklığı düşüyor, kapitalistler bu 14 Şubat’ı insanların ilişkilerini bitirmek için icat etmiş olabilir mi? Öyle ya ne kadar yeni ilişki, o kadar yeni hediye demek. Alın size üzerine düşünülecek yeni bir dert.

“ABİ İNAN, ELLERİMİ HİSSETMİYORUM”

Bu aralar aldığı maaşı fazlasıyla hak eden tek bir meslek grubu var: Polisler. 

Birbiri ardına, dur-durak demeden çalışıyorlar. Bir yandan saldırılarla boğuşuyorlar, bir yandan da sokakların güvenliğini sağlıyorlar.

Her ülkenin polisi eleştiri tahtasındadır. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Ama gazetelerde okuduğunuz, televizyonlarda izlediğiniz o denetimler, o operasyonlar var ya. İşte onların her birinin arka planında her gün onlarca saat çalışan, ayakta, ayazda duran polislerin emeği var.

Önceki akşam bir yemek dönüşü, bir hayli de geç saatte (Sabaha karşı 03.00) trafik çevirmesine girdim. Alkol kontrolü yapıyorlardı. Ve tüm araçları çeviriyorlardı. Bir gün öncesinde ise devasa bir güvenlik uygulaması yapılmıştı. Aslında biliyordum, bir gün önce güvenlik uygulaması yapıldıysa, ertesi gün trafik yapılır diye düşünmüştüm.

Hava nasıl ayaz. Anlatamam. Soğuk bıçak gibi kesiyor adeta. Neyse, o garip aleti üflerken bir-iki dakika sohbet etme imkanımız oldu.

6 saattir uygulamadaydılar. Ve daha 2-3 saatleri vardı. Üstelik 6 saattir ayakta, 6 saattir soğukta çalışıyorlardı. 20’li yaşlarında olanı “Abi, inan artık ellerimi hissetmiyorum” deyiverdi. O üfleme aletini tutan eli neredeyse morarmıştı. 

Ne diyeceğimi bilemedim. Ülkemiz olağanüstü bir dönemden geçiyor ve olağanüstü çabalar gerektiriyor. Ve başta da dediğim gibi bu aralar aldığı maaşı en çok hak edenler onlar.