​RİTZ-CARLTON HAPİSHANESİ
14 Kas 2017

Bundan bir ay önce Suudi Arabistan’da beklenen bir darbenin bir ay içinde olacağını ilk defa YeniBirlik’te bu köşeden duyurmuştuk. Şu anda birçok prens, bakan, bürokrat ve iş adamı bir otelde esir alınmış durumdalar. Bunun siyasi ve sosyolojik sonuçları olacaktır. Üstelik Mekke ve Medine şehirlerini içine alan siyasi sınırları nedeniyle Suudi Arabistan’daki gelişmeler bizim iç meselemizdir. Sonuçta ılımlı İslam ve benzeri çıkışlar göstermiştir ki hadim olan ya bu devletin Reisi’dir, ya bu millettin kendisidir. Gerisi hadim değil hâkimdir. Bu nedenle gelişmeler Türkiye’yi yakından ilgilendirir. Sonunda meselenin bu yönleri ekonomiyi de etkilemektedir. Fakat bahsettiğim yazıda ekonomimizi doğrudan ilgilendiren yönüyle konuyu ele almıştık. Şimdi bunu biraz açmak istiyorum.

Döviz kuru Türkiye’de en temel belirleyicilerdendir. Çünkü dışa açık bir ekonomik yapımız var. Bunun yanında üretim desenimiz ithal girdi kullanmaktadır. Satışlarımızın da bir bölümü yurtdışı pazarlara gerçekleştirilmektedir. Tüketimimizin önemli bölümü de doğrudan ithalatla karşılanmaktadır. Bu tablo kur artışının enflasyonda artış sonucu doğurmasına neden olur.

av2

Kurdaki yüzde 10’luk artış istatistiki olarak enflasyonda 1 puanlık artışa neden olmaktadır. Bu yapı gene de Türkiye özelinde sürdürülebilirliği etkilememiş ve kur kaynaklı stres testleri başarıyla geçilmiştir.

Suudi darbesiyse ekonomimizin sürdürülebilirliğini etkileyecek bileşimi ortaya çıkarma özelliğindedir. Kurdaki tek başına hareketler başka bir değişkenle birleşmediğinde ekonomi için yüksek risk teşkil etmemektedir. Ne var ki kurun yanında farklı bir veya birkaç faktörün istenmeyen yöndeki gelişimi yüksek riskli bir ekonomik ortam doğmasına sebep olabilir.

Grafiklerden birisinde dolar kurundaki artışlar diğerinde ise petrol fiyatındaki yukarı yönlü gelişim görülmektedir.

Her iki değişkenin trendinin yukarı yönlü olması enerji yönünden bağımlılığımız itibariyle yüksek riskli bir ekonomik yapı oluşmasına neden olmaktadır. Petrol fiyatındaki 10 USD’lik artış gene enflasyonda 1 puanlık artışa neden olmaktadır.

Enflasyondaki artışlar faizleri yukarı çekmektedir. Faizlerin yukarı yönü, yatırımları caydırmaktadır. Yatırım gerçekleşmemesi istihdam sorununa, istihdam oluşmaması da talep sorununa dönüşmektedir.

İşte bu nedenlerle Enerji ve Tabi Kaynaklar bakanlığının yerli kömür politikası, rüzgar enerjisi ihalesi gibi konular büyük önemdedir. Fakat daha fazlasını yapmamız lazım gelir.

Esas itibariyle Suud darbesi kaynaklı petrol fiyatlarındaki artışın kısa vadeli olması beklenir ancak spekülasyona konu bir emtia olduğundan petrol fiyatlarındaki gelişmelerin tahminlerin ötesine geçmesi ihtimali söz konusudur. Kur tarafında ise FED’in agresif faiz artırma imkanı gözükmemektedir. Yani ekonomimize yönelik kur+petrol bileşimli riskler şimdilik çok kuvvetli değildir.

Önemli olan geliştirilen politikalarla bu türden yüksek risk ihtimallerinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yönde politika geliştirmek elbette mümkündür.