PSİKOLOJİK FAY HATLARIMIZ

İstanbul'da art arda yaşanan iki deprem, doğal afetlerden en çok etkilenen yönümüzün psikolojik dengemiz olduğunu yeniden ortaya koydu.

Fay hatlarındaki kırılmalar, yeryüzünde maddi yıkımlara neden olduğu gibi insan olarak psikolojik fay hatlarımızdaki kırılmaları da tetikleyebiliyor. Zira evrendeki bütün şeyler birbiriyle ilişkilidir. Nasıl ki âlemin ve dünyanın bir dengesi varsa âlemin küçük bir numunesi olan insanın da bir dengesi vardır.

Fay hatlarındaki sürekli hareketlilik, bilinmez zamanda enerji boşalımı ve kırılmalara benzer biçimde duygu dünyamız da hareketlidir, zamanla kırılmalar, enerji boşalımları olur. İşte psikolojik düzeyde bazı önlemler alınmazsa deprem gibi doğal afetler, ruh dengemizin sarsılmasına, bilinç dışındaki kimi gizli sıkıntıların ortaya çıkmasına ve yaşam dengemizin bozulmasına neden olabilir.

 Sel, yangın, tsunami, heyelan ve deprem gibi doğal afetler, çeşitli travmalara, travma sonrası stres bozukluklarına neden olabilir. Beslenme ve uyku gibi günlük alışkanlıklarda bozulma, huzursuzluk, çaresizlik, matem, endişe, kaygı, suçluluk, öfke, panik, şok ve depresyon gibi belirtiler, doğal afetlerden sonra genellikle öne çıkan davranışlardır. Deprem anında ne olduğunu, nasıl olduğunu, nelerin olabileceğini, kendimizin ve yakınlarımızın yaşamına yönelik tehditleri, zihnimizde tekrar tekrar yaşadığımızdan normal yaşamın rutininden uzaklaşabiliriz.

Afete Yüklediğimiz Anlam

Diğer olaylarda olduğu gibi doğal afete de verdiğimiz tepkiler afeti nasıl algıladığımıza ve ona yüklediğimiz anlama bağlıdır. Maruz kaldığımız tüm olaylar karşısında üç temel tepki veririz: Birincisi ‘saklanmak’tır. Örneğin depremi yok saymak, inkâr etmek, hiçbir önlem almamak ve ilgisiz durmak. Birey, olaya yabancı kalarak, olanları görmezden gelerek psikolojik dengesini korumaya çalışır. İkinci tepkimiz, ‘kaçmak’tır. Burada acı ile başa çıkmak için ortamı terk etmek, olaydan uzaklaşmak, mesela şehir değiştirmek yahut olayın etkilerini hissetmemek için başka şeylerle uğraşmak, sürekli okumak, alkol almak gibi davranışlar görülebilir. Üçüncü tepki, ‘mücadele etmek’tir. Saklanmak ve kaçmak yerine üzerine gitmek, olayı anlamak, öğrenmek, neler yapılabileceğine dair bir arayışa girmek, çalışmak, kısacası olayla başa çıkma çabası söz konusudur.

Kuşkusuz arzu edilen davranış modeli, karşılaştığımız olaylarla mücadele etmektir. Depremi konuştuğumuza göre öncelikle uzmanların öngörüleri doğrultusunda evimizin depreme dayanıklılığı, deprem anında yapılacaklar, ilk yardım önlemleri gibi maddi ve teknik tedbirlerin alınması şarttır.

Asıl mücadele alanımız, psikolojik dengemizi korumaya yönelik olmalıdır. Araştırmalar; tüm varlığın bir sahibi ve yaratıcısı, aşkın bir güce inanan ve ona emanet olanların, doğal afet ve sonrasında yaşanan travmaları daha kolay atlattıklarını ortaya koymuştur. Düşünün ki yer altındaki hareketliliğin, faylardaki kırılmanın, fizik, kimya ve matematik olarak bilimsel açıklamaları var ve bunları rakamlarla ortaya koyabiliyoruz.

Deprem Fırsattır

Ancak olanların tesadüf değil, bilimsel izahları olduğuna ve tüm yaşananların bir sahibi olduğuna inanmak ve O’na sığınmak, kendimizi güvende hissetmemizi sağlayacak ve psikolojik dengemizi koruyacaktır. Zira hayatımızın tehdit altında olması en önemli endişemiz, ölüm en büyük korkumuzdur. İnançlı insanın, doğal afetlere yüklediği anlam, onu rahatlatacak, katlanma, sabır, kontrol ve mücadele azmini geliştirecektir.

İçinde bulunduğumuz haz ve hız çağında depremi fırsata çevirebiliriz. Konuyla ilgili bilgi edinmek, olanların bilimsel temellerine inmek, yeni öğrenmeler yapmak, önlemler almak mümkündür. Daha da önemlisi kendimizi ve dünyadaki yolculuğumuzu gözden geçirmek mümkündür. Ölüm korkusuyla yüz yüze gelme cesareti ile yaşamımızda neleri eksik bıraktığımıza, hangi hatalardan dönebileceğimize, başkaları için neler üretebileceğimize odaklanmak mümkündür. Topraktan gelen beşer yönümüzden ilahi katlardan gelen ruh tarafımıza doğru yürümek ve bildiğini bilen yegâne canlı olarak kendimizi yeniden bir inşa sürecine tabi tutmak mümkündür.

Savaşların, açlığın, israfın, doğaya yönelik katliamın, insanı köleleştiren sanal bağımlılığın, görsel düzenin engellediği ahlaki kimlik aşınmasının ve insani değerlerdeki geri gidişin farkına varmamız, kendini bilme yolculuğuna çıkmamız için biraz da sarsılmamız lazım belki de.