ÖZGÜVENLİ OLMAK

Amed Spor'un iç sahada misafir ettiği takımlarla yaşadığı sorunlar yanında son haftalarda Bursa ve Afyonkarahisar deplasmanlarında meydana gelen saha dışı ve tribün olayları aklı başında kişilere "ne oluyoruz?" dedirtti ister istemez.

Amed Spor’un iç sahada misafir ettiği takımlarla yaşadığı sorunlar yanında son haftalarda Bursa ve Afyonkarahisar deplasmanlarında meydana gelen saha dışı ve tribün olayları aklı başında kişilere “ne oluyoruz?” dedirtti ister istemez.

Haftalarca önce Fenerbahçe kadın futbol takımının Diyarbakır’daki maçında yaşanan nahoş hadiselerden ders alınmamış olacak ki Amed erkek futbol takımının Bursa ve Afyonkarahisar maçları da oldukça gergin ve kargaşa içinde geçti. Neyse ki sahada futbol oynamaya çalışan futbolcular saha dışı ve tribünlerin gerginliğine kendilerini kaptırmadılar da yeşil çimlerin üzerindeki mücadele gene centilmence devam edebildi.

Türkiyemiz; onlarca farklı milletin asırlardır kardeş-kardeş yaşadığı, iç içe geçmiş akrabalık bağlarıyla her toplum ve topluluğun kendine has özelliklerine saygı duyduğu bir sosyolojiye sahip olduğu için bu günlere gelebilmiştir, devlet-i ebed müddet ilkesi gereğince de farklılıklarını zenginlik olarak değerlendiren bu anlayış bizim sahip olduğumuz özgüvenden kaynaklanmaktadır. (Merhum Türkeş mozaik benzetmesini beğenmez mermer-mermer derdi.)

“Özgüvenli olmak; başkalarını küçümsemek, yargılamak, kendini başkalarından üstün görmek demek değildir.” der uzmanlar. “Özgüvenli olmak kişinin değerli, eşsiz özelliklerini fark etmesi, beğenilmek için başkalarının ya da toplumun dayattıklarını yapmak zorunda hissetmemesi, sevilmek ve değerli hissetmek için bir performans göstermek zorunda hissetmemesidir, özgüvenli kişi kendini tanır, özelliklerinin farkındadır ve sevdiği özellikleri çoğunluktadır” der diye eklerler.

İşin psikolojik tarifini yazdık ki bakalım son yaşananlarda biz gerekli özgüvenimizle mi hareket etmişiz yoksa piyasa tabiriyle gaza mı gelmişiz?

Gaza geldiğimiz âşikâr, hele Afyonkarahisar gibi ülkenin en misafirperver beldelerinden birisinde stadına konuk olarak gelen futbolcu ve taraftarlara böyle mi davranmak gerekirdi? Velev ki gelen taraftarlar taşkınlık yapmış olsunlar. İlin asayişten sorumlu amirlerinden birisinin ötekileştirici bir dille beyanat vermesi ne Afyonkarahisar’a ne de kamu otoritesinin tarafsızlığına ve herkese eşit mesafede bulunması gerektiği ilkesine yakışmıştır. Yakışmamıştır ve iğreti durmuştur.

İl güvenlik kurulları bu türden maçlara deplasman taraftarı alınmaması konusunda karar verme yetkisine sahiptirler. Vali yardımcılarından birisinin başkanlığında kulüp yöneticileri ve Emniyet/Jandarma yetkilileri yapacakları toplantı ile deplasman yasağı uygulaması getirebilecekken bu yola gidilmemesi riski ölçememek olarak ifade edilebilir en hafifinden.

Spor; dostluk, barış ve kardeşlik ise eğer bu yaşananları nasıl izah edeceğiz. Kucaklayıcı ve kapsayıcı olmamız gerekirken kimseyi kendini değersiz hissettirebilecek bir özgüven erozyonuna maruz bırakmamamız gereklidir. Türk Milletini oluşturan unsurların hepsi kıymetlidir, değerlidir ve bu ülkenin her vatandaşı vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit birer ferdidir.

Haa, kendini bu ülke vatandaşı olarak görmüyorsa, sporu da dostluk, barış ve kardeşlik için değil de ayrıştırma ve bölgesel milliyetçiliklerini ifade için kullanmak istiyorsa; bunu doğrudan sadece asayiş meselesi olarak görmeyip, sahip olduğumuz özgüven ve sabırla sosyolojik olarak nelerin yanlış gittiğini bulup onarmak için de bir imkan olarak görebiliriz. İş gene bize düşüyor yani.

Bir daha böyle nâhoş olayların olmaması dileği ve temennisiyle güzel bir Ekim ayı diliyoruz.