ÖTEKİNİN GÖNLÜNE GİRMEK

İlhami FINDIKÇI 28 Şub 2018

Her gün yeniden doğmaktan usanmayan güneş gibi hareket halinde bir milletiz.

 Toplumsal kişiliğimizin bu baskın özelliği, yüzyıllardır gelişerek devam ediyor. Bireysel değil toplumsal bir yaşamı tercih eden insanımız, bunun içindir ki dünyanın düştüğü bireysellik girdabından daha az etkileniyor. Anadolu toprakları, yüzyıllardır birçok farklı alt kimliği kendi içinde yoğurmuş, birlemiş ve muazzam bir bütünün hasadına doğru koşmayı hızla sağlamıştır. Bundan dolayı uğraşanları da hiç eksik olmamış ve batılı gelişmişlerin sığ gündemleri, Anadolu coğrafyasının sıcak gündemine yetişmekte hep zorluk çekmiştir.

İçimize düşürülen ateşlerle kimi zaman iç savaşın eşiğine gelmemiz istendi. Kurguladıkları darbelerle her defasında onlarca yıl geri gidişimiz seyredildi. Etnik ya da mezhep farklılıklarımız, ortak vatan sevdamızı yok etsin diye özel projeler geliştirildi. Ekonomimiz düzelmesin, borç batağında sürünelim diye neler yapılmadı ki? Kendi gücümüzle bacası tüten fabrikalarımız, ihraç edilen  ürünlerimiz, dünyaca ünlü markalarımız, silahlarımız olmasın diye bize ciddi yardımlarda (!) bulundular.

Asıl Mücadele

Örneklerini daha da çoğaltabileceğimiz bu oyunlara kimilerimiz de inandık, taraf olduk maalesef. Toplumsal kimliğimizi unutarak bazen rüzgârın estiği yerlere yöneldik, belki de bilmeden. Ama şükür kapılıp gitmedik. Uyandık, uyandırıldık. Zira bu coğrafyada yer üstündekiler kadar yer altındaki değerler de her an uyanık ve hareket halindedir.

Bugün hiç görülmemiş bir toz dumanın hâkim olduğu yeryüzünde, birçok bağımsız toplum, bu oyunlarla dağıldı, çoğu da ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bütün uğraşlarına rağmen kimi devletler, egemenlerin yönlendirdiği insan grupları vasıtasıyla sergiledikleri amansız mücadelelerin, kanlı baskınların ve savaşların sonucunda dağılıyor birer birer. Ve bağımsız hallerinden bağımlı hale geçiyorlar.

İşte böyle bir oyuna gelmemek, bir oldubittiye meydan vermemek için direnmek ve genetiğimizde bulunan toplumsal dinamizmi yitirmemek durumundayız. Sınırlarımız boyunca yakılmak istenen ateşin tehdidiyle köşeye sıkıştırılmak istenen milletimiz, elbette şanlı ordusuyla cevap verecekti. Aksi düşünülemezdi zaten.

Şu bir gerçek ki şahadet aşkıyla cepheye koşan Mehmetçiğin, vatan için verdiği mücadelenin daha büyüğü bizi bekliyor. Asıl mücadele ve savaşın en büyüğünü vermek zorundayız. Kendimizle savaşı kazanmak zorundayız evvela.

Çok İşimiz Var

Şu güzelim coğrafyanın birbirinin içine geçmiş, birbiriyle bir olmuş asli unsurları olarak; bugüne kadar neyin peşinde koştuğumuzu, nerede yanıldığımızı, neden yanıltıldığımızı, nerden uzaklaştırılıp hangi yöne çekildiğimizi, neden birbirimizle uğraştığımızı, ötekinin hayat hakkını neden görmediğimizi, bizi güçlü tutan temel değerlerimizden neden nefret düzeyine gelebildiğimizi, farklılıklarımıza tahammül düzeyimizi ve nihayet bu toplum için konuşmanın, ahkâm kesmenin ötesinde neler ürettiğimizi görmek zorundayız. Olgun bir insan olarak toplumsal rolümüz ve duruşumuzla yüz yüze gelmek için aktif bir çaba göstermek zorundayız.

Evet, toplumsal kişiliğimizin sağladığı gücümüz var ama unutmayalım ki bu genetik güce rağmen bizler de az hatalar yapmadık. Bir daha hataya düşmemek, varlığımız, birliğimiz ve bütünlüğümüz için kendi “ben”imizle en büyük savaşı kazanmak zorundayız. Kişisel takıntılarımız, arka kimliklerimiz, ideolojik çıkmazlarımız, aşırıya giden taraftarlıklarımız için bir farkındalık yakalamak zorundayız. Yakalamak zorundayız ki Türkiye; milli ve manevi değerlerini, kültürünü, dünyaya örnek bir mücadele ile kazanılmış cumhuriyet ve onun değerlerini bir potada buluştursun, bir ve bütün kılsın. Aksi halde bir tarafta cepheye koşan askerlerin mücadelesi sürerken diğer tarafta bu mücadeleye alaycı tutumla bakanlarımız eksilmez.

 Unutmayalım ki gerçekten çok işimiz var. Toplum olarak öz değer köklerimize sahip çıkmalı, değişim, dönüşüm ve gelişme seyrine kendi eliyle yön verebilen bir liderlik trendini yakalayan Türkiye’nin gelişme seyrinden ödün vermemeliyiz. Daha çok bilimsel araştırma yapmak, daha çok teknoloji ve patent üretmek zorundayız. Tüm bunlar için ısrarla takıntı haline getirdiğimiz kendi doğrularımızın bekçisi olmaktan artık kurtulmalı ve bu milletin hakikatinde buluşmalıyız. Ötekinin gönlünde yer almayı, en azından buna aday olmayı başarmalıyız.