OSMANLI'NIN YADİGARLARI

Neşe BERBER 20 Eyl 2019

Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeden çekilmesiyle orada yalnız kaldılar ve unutuldular. Ama onlar Türkiye'ye seslerini duyurmanın yollarını aradılar. Ta ki içlerinden birisi, bir gün her türlü engellemeye rağmen Türk konsolosluğunun duvarına tırmanıp 'Biz Türküz, biz Türküz' diye bağırmasıyla herşey değişti.

Lübnan toprakları tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış. Yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kalan Lübnan, Osmanlı’nın dağılmasıyla Fransız mandası altına girmiş. 1946 yılında bağımsızlığını ilan etmiş. İsrail’in kurulmasıyla birlikte yüz binlerce Filistinli mültecinin Lübnan’a göçü ülkede iç savaş ortamı yaratmış. Hristiyanlar’ın, Şiiler’in ve Sünniler’in savaştığı 15 yıl içinde binlerce insan hayatını kaybetmiş. Şimdi hala Fransa’nın etkisi altında kalmış bir ülke olarak öne çıkıyor. Son 10 yılda Türkiye’nin politikaları ile iki ülke halkı arasında sıcak bir iletişim kuruldu diyebiliriz.

Lübnan’ın kuzeyine, Suriye sınırına doğru hareket ediyoruz... Bir yanımızda uçsuz bucaksız sahili, diğer yanımızda dağlar. Hedefimiz Akkar bölgesindeki Trablusşam kenti. Yol boyu Arapça müzikler dinleyerek gidiyoruz. Şehrin o mistik eski havası bizi tarihin arka sokaklarına götürüyor. Büyük bir binanın önünde duruyoruz. Bu ev II. Abdülhamit’in torunu Nemika Sultan’ın torunu Leyla Jour’un evi. İkinci durağımız Tarihi Hicaz Demiryolu’nun olduğu bölge olacak. En son durağımız ise Suriye sınırındaki bizi heyecanla bekleyen Türkmenlerin yaşadığı bölge olacak...

Tripoli yani Trablusşam ülkenin ikinci büyük şehri, tarih boyunca pek çok medeniyetin merkezi olmuş. Antik Çağ’da Fenikeliler, Persler, Romalılar, Araplar, Haçlılar ve Memlukların idaresinde kaldıktan sonra şehir 1516’da Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katıldı. Lübnan’da bu bölge artık Osmanlı İmparatorluğu’nun sancağı olmuştu. Ancak idaresi zordu. Lübnan’ın kuzeyinde sık sık sorun yaşanmaya başlamıştı. Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu Trablusşam’a seçtiği 10 aileyi orada yaşamak üzere gönderiyor. Aileler Trablusşam’ın kuzeyinde köylerini kuruyorlar ve yaşamaya devam ediyorlar. Bunlardan biri de Kavaşra Köyü diğeri Aydamon köyü oluyor. İlk durağımız Kavaşra oluyor.

‘BİZ TÜRKÜZ’

‘Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu bölgeden çekilmek zorunda kalıyor. Trablusşam, 1918’de Fransızların idaresine geçiyor. Bu sırada nüfusları 2 bin kişiye ulaşan Türkmen köyleri önemini yitiriyor. Lübnan’ın en kuzeyinde, Suriye’ye birkaç kilometre uzaklıkta bir sınır köyü olarak kalıyor. Ancak Osmanlı hâkimiyetinden çıkmış olsada Türkmenler, Türkçe konuşmaktan, Türk âdet ve gelenekleriyle yaşamaktan vazgeçmiyor. Seslerini Türkiye’ye duyurmaya ‘biz burdayız, bizi hatırlayın’ demenin yollarını arıyorlar. Bu sesi duyuran 1989’da Kavaşra Köyü’nden Halit Esad oluyor. Bu tarihte Lübnan ordusunda askerlik yapıyor. Görevli olarak Beyrut’taki Türk Büyükelçiliği etrafına mayın taraması yapmaya gönderiliyor. Bu görevi fırsat bilen Esad, elçilik binasının kapısına dayanıp, büyükelçiyle görüşmek istediğini söylüyor. Büyükelçilik kapısında engellemeler üzerine elçiliğin duvarına tırmanıp, bağırıyor  “Biz Türküz, Türkmeniz! Burada köylerimiz var!...” Zamanın büyükelçisi İbrahim Dicleli ‘Bırakın gelsin’ diyor. Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti, Türkmenlerin varlığından haberdar oluyor!

KÜRESEL AKTÖR KIZILAY

Dil, din, ırk ayrımı gözetmeden çalışmalarını sürdüren Türk Kızılay, dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca insana yardım eli uzatmaya devam ediyor. Türk Kızılay ile 2019 için aldığı vekâletlerle kurban kesimi ve dağıtımı yaptığı 50 ülkeden biri olan Lübnan’daydık. Lübnan, dünyada nüfusuna oranla en çok Suriyeli mülteci barındıran ülke. Sadece Suriyeli sayısına bakacak olursak Türkiye’den sonra ikinci ülke. Kızılay Lübnan’daki tüm ihtiyaç sahiplerine kurban eti dağıtımı yaptı. Dağıtım sırasında özellikle çocukların Türkiye’yi tanıması ve bize sevgi gösterisi yapması gerçekten görülmeye değerdi.

Hicaz Demiryolu Sultan II. Abdülhamit’in hayali

Trablusşam, tarihi Hicaz Demiryolu bölgesinde yer alıyor. Hattın bir kolu Şam’dan Trablusşam’a uzanıyor... Hicaz Demiryolu, Sultan II. Abdülhamit’in Şam ile Medine’yi bağlama hayalinin sonucu olarak ortaya çıkmıştı. 1320 kilometrelik hattın yapımına 1900’de Şam’da başlandı. İlk trenin törenle 27 Ağustos 1908’de Şam’dan yola çıkmasıyla ‘Hicaz Demiryolu Şam-Medine’ hattı açıldı. Resmi açılış, Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 33. yıldönümü olan 1 Eylül 1908’de yapıldı. Hicaz Demiryolu, I. Dünya Savaşı’na kadar yoğun şekilde kullanıldı. Trablusşam’da 1911’de inşa edilen tren istasyonu da Lübnan İç Savaşı’nın başladığı 1975’e kadar hizmet verdi. Bir dönem Suriye askerlerinin işgalinde kalan tarihi bina şu anda yıkık dökük haliyle bekliyor’. Yıkık istasyon binaların arasında, son seferden kalma kara trenler bizi o yıllara götürüyor. Sultan II. Abdülhamit’in hayali beni epeyce duygulandırıyor.

Bu istasyonun restore edilmesi için geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Lübnan Demiryolu ve Ortak Taşıma Kurumu arasında Beyrut’ta bir protokol imzalanmış. Ancak tren istasyonu ve çevresinde restorasyona dair bir henüz bir çalışma başlamamış, kırık camlar, taşlar arasında yaklaşık 40 derece sıcakta yıllarca insanları birbirine kavuşturan kara tren sessizliğini koruyor. Kara tren artık hareket etmiyor, sessizce kaderine razı olmuş orada bekliyor.

‘Osmanlı’nın gözü olduk’

Kavaşra Köyü’nün merkezi Yavuz Sultan Selim Meydanı. Köyün evlerinin duvarları Türk bayraklarıyla boyanmış. Bilmesem Türkiye’de bir Anadolu kasabasındayım zannedeceğim. Belediye Başkanı Muhammed Abdülkerim bizi evinde ağırlamak istiyor. Başkan Abdülkerim ile birlikte bayram kahvesi içerken hafif aksanlı Türkçesiyle bize Türkmenlerin hikâyesini anlatmaya başlıyor: “Osmanlı İmparatorluğu’nun Lübnan’da egemen olduğu dönemde bölgedeki Şii ve Sünni köyler aralarında sürekli kavga vardı. Bunun üzerine Osmanlı idaresi ailemizi arabuluculuk etmek üzere, ‘Siz bundan sonra bizim gözümüz olacaksınız’ diyerek Trablusşam’a göndermiş.”

 Yaptıkları bir araştırmaya göre Kahramanmaraş’tan geldikleri söyleniyor.

Osmanlı döneminde buralar hem askeri olarak önemliydi hem de Türkmen ailelerin sözü geçerdi. Başkanın büyük dedesi burada muhtarmış. O zamanki idare bir suçtan dolayı bir Hristiyan vatandaşı idama mahkûm etmiş. Muhtar, idama mahkum eden Osmanlı paşasına gitmiş ve ‘Bu kişiyi asmayın. Asarsanız biz daha sonra hep beraber yaşayamayız. Hristiyanlar arasındaki barışı da biz sağlıyoruz’ diyerek idamı engellemiş.. “O zamandan beri, tüm halklarla barış içinde yaşamayı başardık” diyor.

‘Komşu köylerden ellerinde eski belgelerle geliyorlar’

Abdülkerim, “400 yıl önce barıştırmaya geldikleri, halkla birlikte huzur içinde yaşamaya devam ettik. Bizi keşfeden Büyükelçi İbrahim Dicleli’ydi. Osmanlı arşivlerinden araştırmış. Bize, ‘Siz bizden daha Türkmensiniz, aslisiniz!’ derdi. 2006-2008’de görevli Büyükelçi Serdar Kılıç zamanında köyümüze su ve altyapı hizmetleri sağlandı. Kızılay, 300 kişilik prefabrik okul yaptırdı. 100 sene önce köyde tüm halk Türkçe konuşurdu. O zamanlar komşu köylerden gelenler Arapça konuşmadığımız için bizi ‘geri kalmış’ bulurlardı. Hatta eski kafayla yaşadığımızı söylerlerdi. Türkiye tarafından keşfedildikten sonra şimdi kıymetlendik. Bu sefer çevre köylerden, ellerinde Osmanlı belgeleriyle gelip ‘Biz de Türk asıllıyız’ demeye başladılar. Çevre köylerde Türkiye’den bir şey isteyenler bizimle irtibata geçiyor. Biz de Türk Büyükelçiliği’ne iletiyoruz.” Köyde Türk izleri ve sevgisi her yerden belli oluyor. Eskiden daha içimize kapanıktık. Dışardan kimseyle evlenmiyorduk, kimse de bizimle evlenmiyordu. Şimdi bu durum değişti.” 

Ancak değişen başka bir şey daha var; çocuklarda Türkçe konuşma oranı azalmış. Köye bir Türkçe öğretmeni de gönderilmiş ama gençler pek rağbet etmiyormuş. Buna rağmen Türkiye’deki hem siyasi hem kültürel gelişmeler yakından takip ediliyor. En sevilen diziler ‘Kurtlar Vadisi’ ve ‘Diriliş Ertuğrul’. Biz yanlarından ayrılırken bir sitemlerini de dile getiriyorlar: “Suriyelilere vatandaşlık verildiğini duyuyoruz. Biz burada yüzyıllardır Türk kanıyla Türk olarak yaşıyoruz. Eğer vatandaşlık verilecekse Suriyelilerden önce bize vatandaşlık verilmeli.” Köyde, Türkiye özlemini anlatacak kelime bulamıyorum. Başkan Muhammed ‘artık burada bir eviniz var sizi her zaman bekliyoruz’ diyerek bizi uğurluyor. Türkmenlerin yaşadığı Akkar bölgesinde bir diğer Türkmen kasabasıda Aydamon...

‘Vergi toplamak için gönderildik’

Aydamon önceki dönem Belediye Başkanı Kemal Maksud: “Lübnan’daki Türkmenleri hiçbir zaman unutmayan Türkiye’ye teşekkür ediyoruz. Tarih olarak 400 yıl önce Aydamon’a yerleştirilmişiz. Osmanlı Devleti geniş topraklara hakimdi bir Lübnanlı tarihçiye göre vergi toplamak için gönderilmişiz. Bizim nüfusumuza göre arazilerimiz büyük sayılır. Aydamon’a bağlı iki ayrı kasaba var ve bunlar tepede stratejik yerler. Bunlar normalde Lübnan’da böyle bir şey olması bir istisna. Bu araziler geniş, Aydamon’un iki katı büyüklüğünde hala bizim belediyeye bağlı.

‘Herkes Türkmen olmaya başladı’

Şimdi Türkiye’ye karşı bir sempati var. Türkiye’den bize büyük destek gelmeye başlayınca şimdi herkes Türkmenim demeye başladı. Beyrut’taki Türk büyükelçi bir konuşma yapıyordu. Orda Lübnanlı bir belediye başkanı büyükelçiye biz de Türkmenlerin komşusuyuz Osmanlı burada 400 yıl kaldı. Bizde komşu olduk siz onlarla çok ilgileniyorsunuz bize de destek olun diyerek dikkat çekmişti. Kavram çok değişti. Düşünceler değişti.. Şimdi Türkmen olsun olmasın herkes Türkiye’ye yakın olmak istiyor, önceden öyle değildi.

Türkiye Cumhuriyeti Lübnan’da projeler yapınca daha çok tanındı herkes bu projelerden yararlanmak istedi. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti hiç ayrımcılık yapmadı sadece Müslümanlara destek olmadı. Mesela bizim Aydamon’da bir kiliseyi de yaptı. Daha iki ay önce yine başka bir kilisenin yer döşemelerini yaptı TİKA. Suriye sınırında Zara ile Aydamon komşu hem de akrabalıkları var. Bizim yaşlılarımız Konya’dan geldiğimizi söylüyorlar.”

Leyla Jour II. Abdülhamit’in torunu

Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan Osmanlı Ailesi’nin bir kısmı da Trablusşam’da yaşıyor. Leyla Jour, II. Abdülhamit’in torunu Nemika Sultan’ın torunu. Leyla Hanım, bir bayram kahvesi için bizi evine davet ediyor. Aile, bir süre Fransa’da yaşadıktan sonra 1940’larda Trablusşam’a dönüyor. Geçen yıl Cumhurbaşkanlığı’ndaki ‘Osmanlı hanedan üyeleri buluşması’na gelmişler ve Türk vatandaşı olmaya hazırlanıyorlar. Cumhurbaşkanı’na yaptıkları ziyaretten ve gördükleri ilgiden duygulandığını söyleyen Leyla Hanım, “Aynı tarihi paylaşıyoruz. Osmanlı torunu Türkler olarak biz de hepimiz Cumhuriyet’in çocuklarıyız” diyor... Leyla Jour oğlu, kızı ve eşi ile birlikte bizi ağırlamaktan çok mutlu olduğunu, evimiz artık sizin de eviniz diyerek büyük bir nezaket ve sevgi gösteriyor. Leyla hanım, anneannesi Nemika Sultan’ın Yıldız Sarayındaki düğün fotoğrafını bize gösterirken gözyaşlarına hakim olamıyor.  Türkiye’ye olan büyük özlemini anlatıyor. Yeniden soyadların Osmanoğlu olmasını istiyor.