O BİR KADIN, O BİR SİYAHİ VE O BİR ABD BAŞKAN YARDIMCISI

Bir politikacının politik çıkarlarını gözetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Bana göre şaşırtıcı olan bir politikacıya sadece kimliğinden ötürü değer biçilmesi.

Joe Biden'ın ABD Başkanlık seçimini kazanmasının ardından, Kamala Harris’in hem kadın hem de siyahi olan ilk başkan yardımcısı olarak ABD siyasi tarihindeki yerini daha şimdiden aldığını söyleyebiliriz. Hintli bir anne ve Jamikalı bir babanın kızı olan Kamala Harris, 2016 yılında Demokrat Parti'den California Senatörü olarak seçildi. Harris’in yakın bir geçmişte, 1915 olaylarının ABD tarafından soykırım olarak tanınmasını isteyen önergeyi Amerikan Senato'suna sunan isimler arasında yer aldığını biliyoruz.

Amerikalı Ermenilerin en yoğun yaşadıkları eyaletin California olduğunu dikkate aldığımızda, Harris’in bir California Senatörü olarak söz konusu önergeyi Senato’ya sunan isimler arasında yer alması tesadüf olmasa gerek. Bir politikacının politik çıkarlarını gözetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Bana göre şaşırtıcı olan bir politikacıya sadece kimliğinden ötürü değer biçilmesi. Kimileri sadece kadın ve siyahi olduğu ve bu “kimliği” ile ABD Başkan Yardımcısı olduğu için Harris’i olumlarken kimileri de söz konusu “kimliği” nedeniyle olumsuzluyor. Böyle olunca siyaset insanlarına ilişkin değer biçmeler kimlikler dikkate alınarak yapılıyor.  Sanki siyah, beyaz, kadın, erkek ya da Hristiyan olmak kendi başına “iyi” ya da “kötü” imiş gibi. Oysa bana göre, bir siyaset insanına sadece taşıdığı kimliği ile, yani sadece kadın, erkek, siyah, beyaz ya da Hristiyan olduğu için (bu örnekler çoğaltılabilir) “iyi” ya da “kötü” olarak değer biçilemez. Öte yanda kimlik siyasetinin içinde yaşadığımız “postmodern zamanların” ruhuna uygun olduğunu söyleyebiliriz.

Gerçekten de postmodern zamanlarda egemen olan siyasal değerler manzumesi çoğulculuğu, heterojenliği, farklı kimliklerin varlığını, yerelliği ön plana çıkarmakta. Bu özellikleriyle postmodern siyasal değerler manzumesinin ön plana çıkardığı kimlik siyaseti kavrayışı geçmişte, 1980’ler öncesinde egemen olan sınıf siyasetinden farklılaşıyor. Dikkat ederseniz günümüzde hemen hemen tüm dünyada siyaset insanları kullandıkları dil ile kimlik siyasetini ön plana çıkarmakta. Geçmişte bastırılmış kimliklerin kendilerini kamusal alanda ifade etmelerini olanaklı kılması bağlamında kimlik siyasetini olumlayabiliriz. Öte yandan, bir takım sömürü ilişkilerini gizlemesi nedeniyle de kimlik siyasetini olumsuzlayabiliriz. Gerçekten de 1980’lerden sonra dünyamızda neoliberal paradigmanın egemen olmasıyla birlikte sömürü ilişkilerinin gizlenmesi adına kimlik siyaseti çok önemli bir işlev gördü ve görmeye de devam ediyor. Söz konusu siyaset bizlere deyim yerindeyse “cambaza bak” demektedir. Bizler siyasetin insan için olduğunu, insanın daha insanca bir yaşam sürmesini olanaklı kılmak adına (en azından bana göre öyle) yapıldığını unuttuk. Birbirimizin kimlikleriyle uğraşıyoruz. Böyle olunca da Kamala Harris’in temsil ettiği siyasal değerler manzumesi yerine rengini, cinsiyetini tartışıyoruz.