​NURİ PAŞA VE NESLİNİN ANILMASIYLA İLGİLİ...
03 Eki 2017

15 Eylül günü Haliç kıyısında, Sütlüce mevkiinde oldukça geniş bir parka isim verilmesi ve anıt açılış töreni yapıldı. Yerel yönetimler benzer faaliyetleri olağanda yoğun bir şekilde uygularlar, burada sembolik önem taşıyan, beraber şehit olanlarla “Nuri Killigil” isminin anılmasıdır. 

Daha çok Nuri Paşa olarak tanıdığımız şahsın yakın tarihimizdeki önemli yerinin ve kendisi ile birlikte cefakar neslinin, Vatan Millet uğruna faaliyetlerinin bir nebzede olsa nesillerimiz tarafından anlamsız ayırımlar ve karşılaştırmalar yapılmaksızın bilinmesi, tanınmasının gelecekleri için önemli olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, maalesef tarihimizin siyasi nedenlerden ötürü bir bölümünün tahrifata uğradığı, bir bölümünün ise yok sayıldığı uzun bir dönem geçti. Bu davranışın ne denli faydasız ve anlamsız olduğu ümit ederiz ki artık anlaşılmaya başlandı, bahsi geçen süreç içerisinde yani bundan yüz küsur sene önceleri ki Milletimiz bugün varlığını ve iddialarını sürdürebiliyor ise bunu iki yüz sene devam eden şiddetli baskıların son noktaya vardığı Paşanın neslinin dönemde gösterilen fevkalade dirence ve fedakarlıklara borçluyuz. Temel insan kimliğinin derinlerindeki benzerlik haricinde insan topluluğunun bireyleri tabiatıyla birbirlerinden belli oranda farklıdırlar, bahsettiğimiz dönem ve şahsiyetler içinde bu haliyle geçerlidir. Sona yaklaşılan günlerde mebzul hainlikler olabildiği gibi fevkalade Milletini ve Vatanını seven nesil söz konusudur. Konumlarının doğası gereği aralarındaki hizmet yarışının varlığı tabiidir, bugün dünü değerlendirdiğimizde anlamamızın çok güç olduğu şekilde ömürlerinin tamamını fikir uğruna sunmuş bir nesilden ve ya nesillerden bahsediyoruz. Sonuçta sadece aralarındaki tabii farklılıklardan ve şartlardan dolayı bir kısmı daha verimli diğer kısmı ise şartlardan ve arzuladıklarından daha az verimli olmuş gibi görünebilirler fakat önemli olan kolektif mücadeleye katkı sunmuş olmalarıdır. 21.yüzyılda, artık bugünün şartlarından bakarak yüz yıl önceki şahsiyetleri değerlendirmeye çabalamak, tabiri caiz ise yarıştırmak ve bir kısmını olduğu yerden daha yukarıya koymak ve ya bir kısmını olduğu yerden daha aşağıya koymak gibi bir hakkımızın olmadığı aşikardır, yeni nesillere yanlışın kesintisiz aktarımına yol açan bu yöntem yerine herhalde daha objektif bilgilere ulaşmalarını sağlayıp değerlendirmeyi kendilerine terk edebilirsek daha üniversal bir davranışa yaklaşabilir ve böylece derin köklerden gelen Milletimizin millet kavramına daha geniş açıdan bakabilmelerini sağlayabiliriz. Burada millet kavramının önemi ile ilgili topraklarımız dışından bir örnek vermek isterim. Bilindiği üzere ideolojileri gereği Bolşevik yönetici kesim, bir nebze ve salt günün siyasi şartları nedenleri ile düzenlemiş oldukları Bakü – Doğu Halkları Kongresinde dile getirmiş olmalarının haricinde bu “Millet” tabirini, milliyet ve milli kök kavramlarını çağrıştırdığı gerekçesiyle pek kullanmaz. Fakat 1943’e gelindiğinde Stalin’in “Rus Milleti” diye başlayan seslenişi neticesi büyük Stalingrad kuşatması her türlü imkansızlığa rağmen kırılıp Urallar eteklerinden Berlin’e kadar olan yürüyüş gerçekleştirilebilmiş ve dünya tarihi başka bir yöne gidebilmiştir.

Mümkün mertebe akademisyenlerin sahaları haricinde kalmaya gayret ederek kısaca yazıya konu Nuri Paşa hakkında bahsetmek isterim. Ağabeyi Enver Bey ve amcası Halil Bey ile gönüllü olarak Trablusgarb’a  giden Nuri Bey ilk askeri başarılarını İtalyan işgaline karşı direnişte sergiliyor sonra Balkan Harbi ve Kafkas Cephesinde sürdürüyor. Lenin’in Bolşevik Sovyet’i adına ilan ettiği “İlhaksız Tazminatsız Barış” çağrısı Osmanlı Devleti’nin doğuda işgale uğramış tüm topraklarının kurtulması anlamına geldiği dönemde başlayan Brest –Litovsk görüşmelerinin, müttefikimiz Almanya’nın işgali altında bulunan Polonya ve havalisinden çekilmeyi pek de arzulamadığından uzayan, Bizim ise acele ettiğimiz dönem de Mevera-yı Kafkasya’da kurulan yeni oluşumun dağılması neticesi Rusya Sovyetleri Kafkasya Halk Komiseri Şaumyan liderliğinde Bolşevik Ermeni Rus birliklerince işgal edilen Bakü ve Azerbaycan topraklarında uygulanan büyük soykırım sebebiyle İstanbul’a intikal eden Azerbaycan Milli Konseyi Başkanı Mehmed Emin Resulzade başkanlığındaki Heyetinin Enver paşa ile görüşmeleri ve talepleri neticesi; harbin Ruslarla sonlandırılması görüşmeleri nedeniyle Osmanlı Ordusu unvanı yerine Galiçya’dan dönen birlikler ve Doğu Ordusu mensuplarından, tüm imkansızlıklar rağmen oluşturduğu ve Kafkas İslam Ordusu ismini verdiği askeri gücün başına kardeşi Nuri Paşa’yı tayini ve yeni komutanın sadece 28  yaşında olması nedeniyle çok eleştirilmiş idi. Sonuçta Gence havalisini ele geçirerek karargahını kuran Nuri Paşa oluşturduğu Azerbaycan halkının  gönüllü birliklerini de  ordusuna katarak 15 Eylül 1918’de Bakü ve havalisini işgalden kurtarmış hatta İran tarikiyle yardıma gelen İngiliz birliklerini de püskürterek ilk Türk Cumhuriyetinin ilanını sağlamıştır. Ne ilginçtir ki Bakü havzasındaki zengin kaynaklardan olsa gerek Berlin ve müttefik Almanya’nın Kafkasya’da bulunan askeri birlikleri bu harekatlara şiddetle karşı çıkmışlar ve neredeyse düşmanları İngiltere’nin yanında Nuri Paşa ordusuyla savaşın eşiğine gelmişlerdir. Neticede bugünkü şerefli Azerbaycan Bayrağı işte o günlerde tespit edilen ay yıldızlı bayraktır. Zaferi takiben Kuzey Kafkasya’ya doğru harekete geçen Nuri Paşa Mondros Mütarekesi’nin imzalanmış olması sebebiyle İstanbul’a  dönmek mecburiyetinde kalmış serbest bıraktığı ordusu efradı tamamı yüksek maaşlarla Azerbaycan’da kalma teklifine rağmen esareti göze alarak Paşayla birlikte ülkelerine dönmüşlerdir. Amcası Halil Paşa Büyük Harpteki en büyük yenilgilerinden birini İngiliz ordusuna yaşatan Kut ül Amare kahramanı Halil Paşadır, ağabeyi Enver Paşa ise Harbiye Nazırı ve Başkomutan vekilidir, fiiliyatta başkomutan olarak Çanakkale ve tüm cephelere komuta etmiştir. Ayrıca bu fedakar nesillerin, bir cepheden diğerine gencecik yaşlarında koşarken ne zaman ve hangi imkanlar altında, metodolojik olarak ve disiplinli şekilde durmaksızın okudukları ne denli bir kültürel birikime ulaştıklarını, aynı zamanda neredeyse muhakkak sanatsal yönlerini geliştirdiklerini en azından durmaksızın tasarruf nedeniyle küçücük harflerle defterlere düştükleri günlük notlarından hasılı ailelerine muhafaza için bin bir zorluklarla ulaştırdıkları evrakı metrukelerinden öğrenebiliyoruz. Nuri Paşaya İstiklal madalyasının Ankara Büyük Millet Meclisi tarafından verilmiş olması İstiklal Savaşı’na katkılarından dolayıdır. Bazı kaynaklar ailesinin diğer azalarının ve dostları vasıtasıyla Türkistan havalisinde yani Buhara Semerkant bölgelerinden topladıkları altın neviinde büyük meblağları, Lenin ve Troçki’nin güvenlik nedeniyle Moskova tarikiyle Anadolu’ya ulaştırma önerileri neticesi Ankara’ya teslimi kendisinin en önemli katkısı olduğunu belirtir. Tabi bir diğer Sovyet yardımı olmuştur o da General Frunze’nin Samsun yoluyla getirdiği bir takım silah ve mühimmattır hatta denir ki Orta Asya altınlarının bir kısmı bu malzeme karşılığında değerlendirilmiştir, sonuçta teyide ihtiyacı olan bir husustur. Bir genç Komünist Parti üyesi olarak Bakü Doğu Halkları Kongresine katılan ve Enver Paşayı uzaktan gören Şevket Süreyya Aydemir’e göre kendisinin Sanayi Bakanlığındaki görevi esnasında sık sık Ankara’ya giden Nuri Paşayı siyasi konularda bir türlü konuşturamadığını, Paşanın- “Gençler artık geleceğe bakınız ve ülkenin kalkınmasını sağlayınız geçmişi geçmişte bırakınız” -dediğini belirtir. Sonuçta Haliç Sütlücede kurduğu Türkiye’nin ilk özel silah ve mühimmat fabrikasın da, kendi çizimi ve yurt dışından patentlerini aldığı ki bu patentler hala geçerlidir ve bazı ürettiği hafif silahlar halen de mevcuttur, üretiminin büyük kısmını ihraç eden bu kuruluş İsrail Arap savaşı sırasında Suriye ve Mısır ordularının ihtiyaçlarını karşıladığı dönemde meydana gelen infilak neticesi berhava olmuş, Nuri Paşa ve mesai arkadaşları şehit düşmüşlerdir. O günlerden bugünlere kadar da özel, yerli silah ve mühimmat sanayii oluşamamış idi.

2016 yılında araştırmacı Sayın Atilla Oral, Nuri paşa ile ilgili yılların ürünü 928 sayfalık eserini yayınlamış, yanı sıra Atatürk Kütüphanesi Müdürü Sayın Ramazan Minder Bey ile oluşturdukları sivil inisiyatif sayesinde, ailenin dahi bulamadığı Edirnekapı Şehitliğindeki Nuri Paşa ve arkadaşlarının kabristanlarının bulunması ve yenilenmesini sağlayarak Paşanın kılınmamış olan cenaze namazını kılınmasını sağlamışlar ve yine sessiz ve son derece mütevazi bir şekilde de Haliç Sütlüce semtinde söz konusu havaya uçan fabrika alanındaki parka merhumun ismini verilmesi ve girişe de tüm şehitlerin isimlerini belirten levhaya haiz güzel bir anıt yapımını sağlamışlardır. Dolayısıyla bu üstlendikleri sivil inisiyatif ve olağan üstü çabalarından dolayı önce Ramazan Minder ,Atilla Oral ve kendilerine her türlü desteği sağlayan muhteremler, Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerini, Büyükşehir Belediye Başkanlık Makamını, Park ve Bahçeler birimini velhasıl katkısı bulunan her kesi ve sembolik anlamı olan konunun toplumumuz tarafından öğrenilmesine vesile olan basın yayın kuruluşlarına yukarıda belirttiğim tarihin – geçmişin doğru bilinmesi ne katkılarından dolayı tebrik ediyor ve benzer girişimlerin benzer amaçlar için diğer alanlarda da oluşmasını temenni ediyorum Efendim.