NE UMDUK, NE BULDUK?

Varoştan "yırtmak" için bir ana-kızın çırpınışlarının traji-komik hallerini izleriz film boyunca.

Zeki Ökten’in yönettiği Adile Naşit ve Gülşen Bubikoğlu’nun başrollerde olduğu 1976 yapımı bir yerli filmdi Ne Umduk, Ne Bulduk?

Adiloş Teyze’nin güzel kızına zengin koca aramasını ve bu arada aynı anda mahallenin hem bakkalının, hem kasabının, hem manavının oğluyla nişanlamasının parodisini anlatır ve Yeşilçam’ın oldukça sağlam filmlerinden birisidir. Ana-kız, topladıkları başlık paralarıyla “Beyaz Türkler”in yanına taşınır ve izlerini kaybettirirler ama Uludağ’da bir başka dolandırıcıya “çarpılırlar” kelimenin tüm anlamlarıyla.

Varoştan “yırtmak” için bir ana-kızın çırpınışlarının traji-komik hallerini izleriz film boyunca. Filmin başında namusuyla konfeksiyonda çalışan hanım kızımızı iş yerinde patronu rahat bırakmaz ve “sarkar” kız da bunun üzerine işten ayrılır. Sistem gene namusluların önünü kesmiş ve onları teslim alarak kendi istediği şekle dönüştürmüştür.

Yıldırım Demirören Federasyonu misyonunu tamamlayıp bayrağı Nihat Özdemir Federasyonuna devrettiğinde futbol camiâsı oldukça ümitvârdı. Yıllardır biriken ve çoğu halının altına süpürülen meseleleri çözmek için futbolun içinden gelen bir iş insanı profili dışarıdan bakıldığında oldukça münasip görünmekteydi.

Rivayet odur ki;  Bektâşî Baba’sına iki testi şarap getirirler tatması ve hangisinin daha iyi olduğunu söylemesi için. Baba Erenler iki testiden de birer bardak doldurur ve ilkini kafaya diker ve “öbürü kesinlikle daha iyi” diye hükmeder. “Aman” derler, “ikincinin tadına daha bakmadınız bile Baba Erenler”. Baba nükteyi patlatır ve elindeki bardağı göstererek “bundan daha kötüsü olamaz” der.

Aynı bu fıkradaki gibi oldu şimdiki durum, biz önceki federasyonun ne kadar kötü iş ve işlemler yaptığından yakınıp yeni federasyondan yüksek beklentiler içindeyken geçen kısacık sürede gelinen nokta ne kadar yanıldığımızı göstermesi açısından ibretlerle dolu ve Bektaşi Babası’nın yıllar sonra yanıldığını göstermesi açısından da tarihe geçecek nitelikte. (Demek ki “beterin beteri var, haline şükret dostum” diyen Esengül Ablamız daha haklıymış.)

1 Haziran 2019’dan bugüne kadar geçen 13,5 ayda olabilecek ne kadar hata-yanlışlık-kast-fecaat varsa yaşandı.

Sezon iki hafta sonra tamamlanacak ama Kovid-19’dan daha fazla bu federasyonu hatırlayacağız gelecekte. Hatır için “ek iş” olarak üstlenilen federasyon görevinde; kurulların seçiminden, federasyondaki bürokratların yönetilmesine kadar pek çok konuda dirayet gösterilemediği için yaşanan skandalların son halkası, yabancı oyuncu sayısının düzenlenmesinde oldu.

Menajer Lobisi’nin büyük başarısıyla alınan bu kararla Türk Futbolu’nun tabutuna son ve en büyük çivi de çakılmış oldu. (Bazı arkadaşlarımız 8 Temmuz’un gelecek yıllarda Menajer Bayramı olarak kutlanmasını öneriyorlar.)

Kalan iki haftada çok daha büyük skandallar yaşanmazsa İBFK/Başakşehir ipi göğüsleyecek gibi gözüküyor. Teselli ikramiyesi olarak ZTK ve Süper Kupa’nın sahibi de aşağı yukarı belli. Eh ondan sonra da Nihat Bey misyonunu tamamlamış olmanın verdiği gönül rahatlığıyla esas işinin başına dönebilir.

Anlaşılıyor ki; Ne Umduk, Ne Bulduk diyerek bize düşen gene Türk Futbolu’nun kurtuluşu için “gerçek” futbol adamlarını “Godot’u bekler” gibi beklemeye devam etmek olacak.

Hadi kalın sağlıcakla.

PS: 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nde şehitlerimize rahmet, gazilerimize afiyet diliyoruz.