NALINCI KESERİ

Deyim tam da bugünleri anlatıyor yıllar ötesinden. Toplum olarak içinde bulunduğumuz ruh halini ve bencilce tavırları eleştirmek için daha uygun başka bir tâbir bulamadım.

Günümüzde; trafikte, iş hayatında, okulda, ikili ilişkilerimizde hep bir bencillik almış başını gidiyorken “fena halde hayata benzeyen futbolun” da bundan etkilenmemesi düşünülemezdi.

Ziraat Türkiye Kupası Yarı Final ikinci maçında Kadıköy’de yaşananlar ve sonrasında gelişen süreç kelimenin tam anlamıyla; çıkan hadiselerde paydaş olan odakların durumu kendi lehine çevirme tiyatrosu olarak sahneleniyor.

“Kumpas” diyebilmeyi haklı kılacak delil ve iltisaklar nelerdir bilemiyoruz. Bilebildiğimiz bir veri olarak: rakip on kişi kalmış ve 0-0 eşitlik Fenerbahçe’ye tur atlatırken, oyun alanının dört köşesinden de organize şekilde “yabancı cisim” yağdırmanın bir mantığı olmadığıdır. Kaleci Tolga ile misafir takım yedek kulübesi arkasındaki “tahrik ve tahrip kalıpları”nın arasında oluşan elektrikten böyle büyük olayları tutuşturuvermenin kendiliğinden olacak bir şey olmadığıdır. Kitle ruhu psikolojisi tek başına yaşananları izahtan vârestedir.

1

Mevcut yönetimin tekrar seçilememe korkusu ile paralize olduğu ve yaşanan her olayda sorumlu olarak diğer başkan adayını ve çevresini suçladığı bir dönemden geçiyoruz. Hafta içinde yaptıkları video konferans durmuş bir saatin günde iki kez doğru zamanı göstermesi gibi bir şeydi. (Şu anda kulislerde mevcut yönetim lehine 11.000’e 7000 gibi bir oy oranı tahmin ediliyor ama havanın dönmekte olduğu ve Haziran ayı başına kadar kafa-kafaya gelineceğinden bahsediliyor.) “Kabahat samur kürk olmuş, kimse giymemiş” denebilir onların durumuna.

2

Bayern München’e elendikten sonra bütün konsantrasyonunu Lig şampiyonluğuna yönelten Beşiktaş için kupadaki bu derbi karşılaşması, tarih/istatistik verisi olmak dışında çok anlamlı olmadığı halde (ilk maç 2-2 bitmiş ve daha bu maçın başında Pepe kırmızı kartla takımını 10 kişi bırakmışken), işin bu noktaya gelmesinden nasıl menfaat sağlarız çabası ilginç görüntülere yol açtı. Yedek Kaleci Tolga’nın yıllardır bilinen duygusallığı ve çabucak tutuşmaya müsait yapısı ile startı verilen olaylarda tribünden atılan “yerli” maddelerin (atılanlar yabancı değil gayet de yerli maddeler; çakmak, para, davul tokmağı ve peruka) yaraladığı Şenol Hoca hastanelik oldu. Al sana mağduriyetin kralı, tepe tepe kullan.

3

Centilmenliği ve Doğrucu Davutluğu ile hatırladığımız Aykut KOCAMAN, “ben kan görmedim, sonradan baticon sürmüşler mizansen olarak” diye beyanat verince aklımıza gene yazımızın başlığı nalıncı keseri geldi ister istemez. Aklı başında hangi Ademoğlu kafasına 4-5 tane zımba teli çaktırır? Allahaşkına!

4

TFF ise; maçı 3-0 hükmen Beşiktaş’a verip, gelecek sene oynanacak kupa maçlarında geçerli olmak üzere Kadıköy Ülker Stadyumunu 3 maç için seyirciye kapamayı hesaplarken yükseklerden esen sert rüzgârlara uygun olarak yelkenlerini maynalayıp karar vermek için bu hafta ortası yapılacak Yönetim Kurulu Toplantısını adres gösterdi. (Onlar da kendilerini garantiye alıp çatlak ses olmak istemedi ve keseri en uygun açıdan salladılar.)

5

Bütün bu yaşananların bir numaralı “olağan şüphelisi” taraftar ise sanki o çakmakları, bozuk paraları, anahtar dolu anahtarlıkları sahaya yağdıran Esfel-i Sâfilin kendileri değilmiş gibi, bir de Pazartesi gecesi Fenerbahçe-Antalya maçı boyunca ağıza alınmayacak galizlikte küfürleri boca ettiler Şenol Hoca’ya ve Beşiktaş’a. Öyle ki çoğu zaman maçı bile izlemeyi bırakıp koro halinde büyük bir ayıbın altına imza attılar. Bırakın Milli Takım Hocası olarak Ülkeyi gururlandıran bir başarının mimarı olmasını ve buna uygun sempatiyi, en ufak bir empatiyi bile hissedemeyecek çiğlikteydi seyircilerin büyük çoğunluğu.

6

Gordiyon’un Düğümü mü? Figaro’nun Düğünü mü? beklentisi içindeyken TFF, Çarşamba günü yaptığı “kaldığı yerden” açıklaması ile 4 numarada bahsettiğimiz durumu teyit ederek nalıncı keserini vurdu ha vurdu!

Güzel bir hafta sonu geçirmenizi dilerim.