MUHALEFETİN ADAYI VE HDP-DEMİRTAŞ "GÜZELLEMELERİ"

Faruk AKTAŞ 28 Tem 2022

Adaylık yarışında yeni isimlerin öne çıkıp çıkmayacağını ya da İmamoğlu'nun bozulan imajını düzeltip bu yarışa yeniden katılıp katılamayacağını ilerleyen süreçte göreceğiz ancak şu an itibariyle iki favori adayın Kılıçdaroğlu ve Yavaş olduğunu söylemek mümkün.

Seçim süreci yaklaştıkça iç politikadaki hareketlilik de artıyor.

Özellikle muhalefet cephesindeki adaylık yarışının hız kazandığı gözleniyor.

Bu cephenin en gözde adaylarından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, uzun süredir sert bir şekilde düşen itibarını geri kazanma gayretine girerken daha önce ismi alt sıralarda geçen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nın cumhurbaşkanlığı adaylığı için daha hevesli olduğu dikkatlerden kaçmıyor.

Buna karşın muhalefet cephesinin ikinci büyük partisi İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, sık sık bir arada görüntü vererek tercihinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan yana olduğu mesajı vermeye çalışıyor.

Adaylık yarışında yeni isimlerin öne çıkıp çıkmayacağını ya da İmamoğlu’nun bozulan imajını düzeltip bu yarışa yeniden katılıp katılamayacağını ilerleyen süreçte göreceğiz ancak şu an itibariyle iki favori adayın Kılıçdaroğlu ve Yavaş olduğunu söylemek mümkün.

Muhalefet cephesi adına yazan, çizen ya da konuşan meslektaşlarımız ve siyaset bilimcilerin büyük çoğunluğu Kılıçdaroğlu’na daha çok şans verse de kişisel kanaatim, Yavaş’ın şansının daha yüksek olduğu yönünde.

Bunun birçok nedeni var.

Birincisi altılı masayı oluşturan partilerden en azından üçünün genel başkanları “evet” dese bile tabanlarının hiçbir şekilde Kılıçdaroğlu ismine sıcak bakmayacağı.

Kılıçdaroğlu’nun aday olması halinde Gelecek, DEVA ve Saadet Partisi seçmeninin büyük kısmının sandığa gitmeyeceği, gidenlerin de büyük kısmının tercihini Cumhur İttifakı’nın adayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yana kullanacağını öngörmek zor değil.

Söz konusu üç parti kadar olmasa bile İYİ Parti yönetimi ve seçmenin de Kılıçdaroğlu’na mesafeli duracağı açık.

Muhalefet cephesinin Yavaş ile ilgili en büyük kaygısı ise HDP konusu.

HDP desteği olmadan seçimi kazanamayacaklarını düşünen bu kesimler -ki haklılar- Ahmet Türk başta olmak üzere bazı HDP’lilerin “Yavaş olsa kabul etmeyiz” çıkışlarından hareketle Kılıçdaoğlu tercihlerini dile getiriyor.

Muhalefet cephesinde aday adaylığı konusunda adı geçenler arasında HDP’den en yüksek oyu alacak isim Kılıçdaroğlu gözükse de yukarıda belirttiğimiz nedenlerle kazanma şansının oldukça düşük olduğu kanaatindeyim.

Son tahlilde muhalefetin adayının kim olacağına ne CHP ne de HDP karar verecektir.

Aday adayları kendi aralarında yarışadursun, son 10 yıldan bu yana Türkiye’de siyasal iktidarı değiştirme konusunda sayısız girişimde bulunan ve halen bu konuda çabalarını sürdürenler, bu aday adayları arasında kazanma ihtimalini en yüksek gördükleri ismi kendileri belirleyecek ve sözünü ettiğimiz tarihten bu yana önemli ölçüde bu güçlerin güdümüne girmiş olan muhalefet cephesi de buna uyacaktır diye düşünüyorum.

Aynı güçlerin aday olarak Yavaş’ı belirlemeleri durumunda ne Ahmet Türk’ün ne de başka bir HDP’linin buna yok deme şansı yoktur, olmayacaktır.

Bu konuda Kandil’den gerekli talimat geldiğinde hepsi koşa koşa o adayın kazanması için büyük bir çaba içerisine girecektir.

Muhalefet cephesinin Yavaş’ın adaylığı halinde HDP’den vereceği firenin, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı halinde vereceği fireden çok daha az olacaktır ki, aynı durumu sözünü ettiğimiz güçlerin de görüp Kılıçdaroğlu’nun adaylığına onay vermeyeceğini düşünüyorum.

Buna karşın Kılıçdaroğlu, çevresi ve destekçilerinin HDP’ye yaranma adına giderek daha tehlikeli yaklaşımlar sergiledikleri görülüyor.

Hemen her gün gerek Kılçdaroğlu tarafından gerekse de CHP’ye yakın medya organlarında, HDP ve özellikle de birçok terör suçlamasıyla cezaevinde yatmakta olan bu partinin eski eşgenel başkanı Selahattin Demirtaş’a yönelik “güzellemeler” yapılıyor.

HDP’nin “PKK ile arasına mesafe koymaya başladığı” öne sürülerek, Demirtaş ismi bir “demokrasi kahramanı” olarak lanse edilmeye çalışıyor.

HDP ve Demirtaş da, aynı şekilde “PKK ile organik bir bağımız yok”, “PKK’nın silah bırakmasından yanayız”, “Türkiye hepimizin, cumhuriyet hepimizin” şeklinde aklı başında hiç kimsenin “yemeyeceği, yutmayacağı”, “güzellemelerle” yanıt veriyor.

Kuşkusuz HDP yönetimindeki her ismin PKK’lı olduğunu söylemek, yanıltıcı ve öyle olmayanlara haksızlık olabilir.

Ancak yaklaşık 40 yıldan bu yana Türkiye’de masum, sivil, asker, polis on binlerce insanımızın kanına girmiş olan PKK’yı, onun kurdurduğu parti, dernek, vakıf görünümlü yapıları bilen, takip eden herkes HDP’nin bu terör şebekesinin bir unsuru, bir parçası, bir yapılanması olduğunu bilir.

Bunu perdelemeye çalışmak, yaşamını yitiren, şehit düşen bu insanlarımıza yönelik büyük bir haksızlık olmanın ötesinde ülkenin varlığına, birliğine ve bekâsına yönelik ciddi bir tehdit ve ihanettir diye düşünüyorum.

Birileri siyasi emelleri uğruna bu gerçeği perdelemeye çalışırken, biz halkımızın, milletimizin, ülkemizin geleceği ve bekâsı için bu perdeyi kaldırmaya, HDP ile PKK ilişkisini açık etmeye ve de muhalefet cephesinin bunlarla iş birliğine girmesinin tehlikelerini anlatmaya devam edeceğiz.