TT_Ekim


MİLLİ EĞİTİM VE DİNİ EĞİTİM

Milli eğitim kavramı milli devlet / ulus devlet ve milliyetçilik kavramları ile birlikte ortaya çıkmıştır ve 19'uncu Yüzyıl sonu sanayi kapitalizminin gelişme süreci ile doğrudan bağlantılıdır.

Milli eğitim kavramı milli devlet / ulus devlet ve milliyetçilik kavramları ile birlikte ortaya çıkmıştır ve 19’uncu Yüzyıl sonu sanayi kapitalizminin gelişme süreci ile doğrudan bağlantılıdır. “Hocam, dakika bir gol bir! Bunu da mı iktisada bağladınız?” diye sorarsanız cevabım şudur: “Elbette! İktisadın eğitimden daha fazla ilgilemesi gereken çok az sektör vardır!”. Pekiyi bu rabıta nasıl kurulur? Anlatayım:

MİLLİ EĞİTİM VE MİLLİ EKONOMİ

Bir devletin sınırları içinde sermaye birikimi arttıkça firmalar o ülkenin bütünü için üretim yapmaya başlarlar. Böylelikle yerel ekonomiler entegre olarak milli ekonomiye dönüşürler. Bu süreç iç mali liberalleşme ile sağlanır: Yani tek maliye, tek para sistemi ve yerel ekonomiler arasındaki ticaretin önündeki engellerin kaldırılması... Bu süreç aynı zamanda şehirlerin büyümesini ve burjuva hayatının yaygınlaşmasına sebep olur. Sanayide çalışacak ve şehirlerde yaşayacak işgücünün belli ortak değer ve standartlara sahip olması gerekir. Bu yüzden milli ekonomilerin oluşması ile birlikte milli devletler oluşmuş, bunu da milli ekonominin işgücü ve milli devletin vatandaşı olan insanların da ortak değerler ve standartlara göre eğitilmesi amacıyla milli eğitim sistemlerinin kurulması takip etmiştir. Milli eğitimde ana amaç hem üretimde kullanılacak işgücünün belli bir asgari eğitime sahip olması hem de milli kültürü oluşturan temel ahlaki normlar ve kültürel değerlerle donatılmasıdır. Buna milli dilin standartlaşmış versiyonunun kullanımı, temel tarih, coğrafya ve din bilgileri ve vatandaşlık bilinci kazandırma da dâhil edilebilir. Öte yandan işgücünün temel eğitimi de matematik ve felsefe gibi aklın kullanım yöntemleri ile müspet ilimlerin (fen bilimlerinin) öğrenimi yolu ile gerçekleştirilir.

Dikkat edileceği üzere, milli eğitimin ana amacı bir milli şuur yaratma ve vatandaşlık bilincini (devlete aidiyet ve topluma mensubiyet duygusunu) genele yayma amacı güder. Aslında modern ve siyasi anlamda milletleri var eden milli devletler ve onların milli eğitim sistemleridir desek yeridir. Bu bağlamda milliyetçilik de, modern siyasi anlamıyla, bir milleti oluşturan devletin vatandaşlarının sahip oldukları ortak değerleri koruma, milletin hep birlikte daha fazla zenginleşmesini ve uluslararası camiada daha fazla rekabet gücüne sahip olmasını amaçlar.

Yukarıdaki paragrafta milli kültürün unsurlarından birini de din olarak tanımladım. Dini değerlerin öğretilmesi, toplumun çoğunluğunun mensup olduğu dini norm ve değerlerin aynı zamanda toplumun ana gövdesini oluşturan halk kesiminin kültürel kimliğinin önemli bir parçası olması hasebiyle bütün vatandaşlara öğretilmesinin de gerekçesidir. Tabii ki bu eğitim bir ruhban sınıfı eğitimi değildir, olmamalıdır da… Nasıl mı? Açıklayayım: Milli eğitimin bir parçası olarak din eğitimi ilk önce dinin temel ıstılahlarının öğretilmesini gerektirir. Örneğin İslam’da Allah kavramı (rububiyet), Peygamberlik (risalet), imanın temel şartları ve dinin her Müslümanca bilinmesi gerekli olan ibadet ritüelleri… Bunun yanında İslam’ın diğer dinlerle bu saydığım temel konularda farklılaştığı noktalar da öğretilmelidir. (Bu anlattığım din eğitimi formatı bir mezhebin ritüellerinin öğretimi olarak tanımlanamaz, örneğin bu saydığım din dersi içeriği hem Hanefî ve Şafii Sünniler hem de Aleviler için geçerli ve ortaktır, DMD). Bu kadarıyla din eğitimi milli eğitimin bir parçasıdır, ayrıca böyle olması da zorunludur. Öte yandan, ilm-i hadis, Kur’an okuma, tefsir, kelâm ve benzeri gibi dini ilimler eğitimin bu temel safhasında öğrenci için çok fazla ve ağır olacaktır. Pekiyi bunlar üniversitede mi öğretilsin? Hayır… Temel eğitimde zorunlu olarak verilen temel dini bilginin yanı sıra, özellikle Kur’an okuma seçmeli ders olarak verilebilir. Ancak şunu söyleyeyim ki, haftada iki saatlik bir Kur’an eğitimi çok da yeterli değildir. Bunun yerine isteyen ailelere Diyanet ve Milli Eğitim bakanlığının ortaklaşa çalışmasıyla yaz tatillerinde kapsamlı Kur’an okuma hizmeti DEVLET ELİYLE sunulabilir. Bilerek büyük harfle yazdım çünkü temel kültürel değerlerin önemli bir kısmını temsil eden din eğitiminin mutlaka devlet eliyle verilmesi gerekir.

DİNİ EĞİTİM KAMU ELİYLE OLURSA MİLLİ OLUR

Türkiye’de son dönemde çok tartışılan cemaat oluşumlarının yatılı Kur’an kursları ve yasadışı medreselerle örgütlendiği bilinmektedir. Burada bilinçli olarak tarikat demiyorum çünkü tarikatlar şeriat alanına girmez; Kur’an, Tefsir, Hadis gibi Şeriat kapsamı içinde olan alanlar tarikatların kapsamı dışındadırlar. Tarikatlar dünyanın kirliliğinden arınmayı, şehvet – şöhret – servet şeytan üçgeninden kaçınmayı öğreten tasavvuf kuruluşlarıdır. Bir Müslümanın tarikata girmesi zorunlu değildir ama Şeriat (yani İman’a, İbadetlere, ahlaka yönelik kurallar ve gündelik yaşama yönelik emir ve yasaklar) bütün Müslümanların uyması gereken bir kurallar bütünüdür. Türkiye’de bin yılda oluşmuş İslam yorumu bir ruhban sınıfının varlığını reddeder. Din adamları devlet memurudur. Dolayısıyla Şeriat hükümlerini öğreten ve icra edenler devlet adamı olduğu gibi, dini bilgilerin eğitiminin devlet eliyle verilmesi Ehl-i Sünnet’in temel bakışına açısına uygundur. Ancak tarihsel süreçte dini eğitim Türkiye’de böyle olmamıştır. Nasıl mı? Anlatayım:

Atatürk İnkılaplarıyla birlikte, Kur’an’ın Arapça okunması yasaklanmıştır. Bin yılda oluşan bir gelenek, öyle bir emirle ortadan kalkmaz. İnsanlar Kur’an’ı Arapçasından okumayı bir ibadet olarak addetmekteydiler. (Kur’an okumak elbette bir ibadettir ama Allah’ın ne söylediğini bilmek ve anlamı üzerinde tefekkür etmek şartıyla, DMD) Devlet bunu yasaklayınca, Doğu’da merdiven altı medreselerde, Batı’da kayıt dışı Kur’an kurslarında kaçak yollardan Kur’an öğretimine başlandı. Elbette ki, bu iş, yasaklanıp yer altına inen tarikatlar kanalıyla oldu çoğu zaman. Bir ikinci yol da devletin İmam Hatip Liseleri vasıtasıyla oldu. İmam Hatipler ülkenin ihtiyaç duyduğu ve sahih bir eğitimden geçmiş din adamlarını yetiştirmeye yönelik meslek liseleriydi. Yani bu okulların kuruluşunun amacı mezunlarını din adamı (müezzin, imam ve vaiz) olarak yetiştirmekti. Fakat insanlar, çocuklarını İmam Hatiplere gönderirken amaçları çocuklarının Kur’an okumayı öğrenmesi, dini ibadet ve hükümleri ayrıntısıyla bilmesiydi. Kimse çocuğunu İmam veya Vaiz olsun diye İmam Hatip’e göndermiyordu.

Yıllar geçtikçe İmam Hatipler çoğaldı ve bugün Milli Eğitim Sistemi’nin bir parçası haline geldiler. Ancak burada bir problem vardı: Mesleki eğitimi temel vazife olarak alan bir müfredata sahip bu liselere gelen öğrenciler memleketin ihtiyaç duyduğu din adamı sayısının onlarca katıydı. Bu yüzden bu okullarda diğer liselerde okutulan dersler de müfredata girdi. Son yıllarda Osmanlıca okuma ve yazma da müfredata dâhil edildi. Şu anki haliyle İmam Hatip Liseleri ne bir meslek lisesi formundadır, ne de bir genel lise formunda. Çünkü din eğitiminde uzmanlaşma (Arapça ve Farsça öğretimi, temel Hadis, Tefsir ve Kelâm eğitimi) için gerekli olan ders saatleri üniversite sınavında başarı için diğer derslere ayrılmaktadır. Öte yandan genel lise de değildir, çünkü birçok uzmanlaşma gerektiren dersler de genel lise müfredatının yanında verilmektedir. Bu şartlarda İmam Hatip Okullarının eğitim performansının beklenenin çok altında olması da şaşırtıcı değildir. Bu halleriyle giderlerse, Türk gençleri her şeyden biraz bilen ama hiçbir şeyi tam bilmeyen nesiller olarak yetişeceklerdir.

Yapılması gereken nedir: İlk önce eğitim birliğinin sağlanması gerekir. Yani temel eğitimin devlet eliyle yapılması gerekir. İkinci olarak temel dini eğitimin herkese verilmesi, isteyenlere de Kur’an okuma eğitiminin yine devlet eliyle verilmesi gerekir. Üçüncü olarak da, İmam Hatiplerin sayısının azaltılıp, din adamı yetiştiren seçkin okullar haline getirilmesi gerekir. Dördüncüsü dini eğitim altında ne olduğu belirsiz tarikatların ve cemaatlerin okul ve Kur’an kursu açmaları yasaklanmalı, onları aslî görevlerine (yani tasavvufa) yöneltilecek önlemler süratle alınmalıdır. Eğer devlet adam gibi din eğitimi verirse, o zaman vatandaş da, Fetoş’a, Fatih Nurullah’a ve bilumum cinci hocalara teveccüh etmez. İşte o zaman dini eğitim milli olur.

Hayırlı Cumalar.