TDV sağ 160x600
TRT mobil


MAVİ KULAÇLAR ATMAK!

Hadi diyorum kendime, Funda mavi yolculuğa çıkalım diyorum.

Kar yağışı bitti.

Üzerine yağmur yağdı. 

Yağmur görevini şahane yaptı ve tüm karları yıkadı ve suların yerine ulaşmasına yardımcı oldu.

Havada şahane bir serinlik var.

Hadi diyorum kendime, Funda mavi yolculuğa çıkalım diyorum.

Peki diyor Funda.

Adalara gitmeliyiz.

Marmara denizinin koynunda uyuyan, o denizle yarenlik yapan, gece olduğunda İstanbul kıyılarına güzel güzel göz kırpan adalarımız var.

Tarihine bakılırsa Adalar ilçesi 9 adadan oluşuyor.

Bostancı'dan Kartal'a kadar kıyı şeridinin tam karşısında bulunuyor 

Yüz ölçümü olarak İstanbul' un en küçük ilçesi.

Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Sedef Adası yerleşim adalarıdır.

Yerleşime kapalı olan adalar vardır, adaların eski adı Prens Adası imiş.

Neyse.

Ben randevuma sadık kalıyorum.

Eminönü'nden Adalar vapurunda biniyorum.

Şirket- i Hayriyenin, yani şehir hatlarının hala o yaşlı vapurları var.

Kış ayları olduğu için, alacalı bulacalı kalabalıklar yok, çok sakin vapurun içi.

Eskimiş, yorgun, can simitleri sararmış, ama hatıralarla dolu ve mutlu olduğunu hissettiğim trabzanlara dayanıyorum. 

Yüzüm üşüye üşüye denizi seyretmek için hafif sarkıyorum.

Benden başka kimse yok.

Mavi denizde kulaç atmaya başlıyorum.

Ve vapur iskeleye yanaşıyor.

Büyükada'da iniyorum.

İskele bomboş ve çok sakin, halbuki yaz aylarında iskele ve çevresi en büyük piyasa alanıdır.

Eskiden kadınlar en şık giysileri ile kocalarının karşılamaya iskeleye inerlermiş.

Neyse.

Ben saat kulesinin olduğu küçük meydana doğru yürüyorum.

İner inmez asırlık cam ağaçlarının kokusu ve heyecanı yüreğimi kaplıyor.

Akasyalar, çamlar, begonviller, zakkumlar, erguvanlar, manolyalar, olanca masum hevesleri ile baharı ve yazı bekliyorlar.

Yorgun yokuşlardan, bahar heyecanı ile yürümeye başlıyorum, soluğum kesildiğinde duruyorum, çevreme bakıyorum ve kuş seslerini dinliyorum.

Sanki çam kokuları ile randevum var ve bu kararlaştırılmış randevuya gelmişim hissi duyuyorum.

Eşsiz ve doğal bir güzelliği var, sanki düş gibi.

Uzun uzun yürüyorum anlamlı.

Ada Yorgi Kilisesine çıkmayacağım, sağlı sollu ağaçlara bağlanmış adak paçavralarını göremeyeceğim.

Niyetim sadece adayı sokak sokak dolaşmak, yani bilmeden hangi sokak başına gelirsem nereye döneceğimi bilmeden dolaşmak.

Derin derin temiz hava solukluyorum. 

Asırlık bir çınarın altında otuyorum, yanımda götürdüğüm kepek ekmekli sandiviçimi yiyorum.

Dönüş zamanı.

İskeleye çok yakın bir kafede bir Türk kahvesi içiyorum.

Ve vapura dönüş için biniyorum.

Bir çay istiyorum görevliden, dalgalara eşlik ederek vapur hareket ediyor.

Ben kulaklık takıyorum ve Kubat ile beraber şarkı söylüyorum. 

Yıldızlar şehri.

"Döner dalgalar, sahilleri suya karışır.

Ben o sahilken, sen o dalgaydın, dağıtır beni köpük köpük mavi, suların çok serin. Yaklaşmak öyle zor, hislerim üşüyor göğsümü deliyor".

Oh be! 

Funda'nın aklındakiler…

... Ömür Gedik. 

"Kırmızı et daha pahalansın, hayvanlar kurtulsun, insanlar daha sağlıklı olsun" demiş.

Bence dikkat çekmek için böyle tweet’ler atıyorlar.

Ömür, hayvan hakları gönüllüsüdür, HAÇİKO kurucusudur ve et tüketmez. 

Ben de çok et seven ve tüketen biri değilim ama kimseye yemeyin diyemem.

Tanırım kendisini güzel ve iyi bir kadındır.

Ama bu açıklamalar gerçekten çok ayıp, en azından çocuklar et yemeliler.. 

Ya da kim severse keşke alınabilir fiyatlarda olsa da alabilse, yese derim.

Ömür'e bakarsak.

Kitap okumayın, defterler olmasın ki, ağaçlar kesilmesin, daha çok nefes alırız.

Benzinde daha çok pahalı olsun ki, insanlar benzin alamasın, yürūsūnler daha sağlıklı olurlar.

Funda'nın aklındakiler…

... Korona ve pandemi yasaklar zamanı paradan, kazançtan en çok şikayet eden insanlardı şarkıcılar.

Sanki tüm sektörlerde sıkıntı olmadı, rahat rahat para kazandılar ve sadece onlar etkilendi.

Şimdilerde maşallah.

Şarkıcıların konser takvimleri dopdolu.

Her günü dolu olan şarkıcılar var ve 1 gece sahne aldıklarında alınan paralar basında yer alıyor.

Şarkıcılar para kazanıyor, hem sahnede hem de dijital ortamda para kazanıyorlar.

Yapımcılar zaten çok uyanık.

Nalıncı keser onlar için çalışıyor.

Peki aslan payını bu insanlar kazanırken, söz yazarı ve besteciler ne kadar kazanıyor, işte orası çok sıkıntılı.

Sanıyorum kırıntısı kalıyor.

Kültür Bakanlığı bu konuda acilen, müzik emekçilerini koruyan yasaları çıkarmak zorundalar.