​KURTULMUŞ ÇİFTİYLE BURAM BURAM TÜRKİYE…
26 Eyl 2017

Son kabine değişikliğinin ardından Kültür ve Turizm Bakanı olan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ve eşi Prof. Dr. Sevgi Kurtulmuş ile Ankara’nın sıcak gündeminin ortasında, kültür ve sanat dolu bir pazar günü geçirdik. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti iktidarları döneminde kültür alanında yapılamayanlara ilişkin özeleştirisinin ardından gözler Kurtulmuş’un bu alana getireceği yeni soluğa çevrili. Bir gün boyunca kendisi ile memleket meselelerini konuşmanın yanı sıra memleketin özellikle kültür alanındaki sorunlarına dair adeta bir beyin fırtınası yapma imkânı bulduk. Sadece kendisinin değil, eşi Sevgi Hanım’ın da bu meselelere kafa yorduğuna tanıklık ettik.  

Numan Bey ve Sevgi Hanım’la pazar sabahı Antalya’da saat 09.00 dolaylarında kahvaltıda buluştuk. Cumartesi günü akşam Meclis’te tezkere görüşmeleri yapılmış, gece geç saatlerde Antalya’ya gelmişlerdi. Güne Meclis’teki bu görüşmeye yönelik değerlendirmelerle başladık. Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Kuzey Irak’taki referandum etrafında bölgedeki büyük resme ilişkin okumalarını paylaşırken, önemli tespitlerde bulundu. Kurtulmuş şunları söyledi:    

“BİR ASIR EVVELKİ SENARYONUN İKİNCİ PERDESİ OYNANIYOR”

“Sadece Türkiye’nin değil, bütün bölge ülkelerinin, halklarının, bölgede siyaset yapanların büyük resmi çok iyi görmesi lazım. Bir asır evvelki senaryonun ikinci perdesi oynanıyor. Orta Doğu halklarının daha fazla parçalanması, bölünmesi için her türlü fiziki ve siyasi zemin hazırlanıyor. Özellikle, ABD’nin Irak’ı işgali ile başlayan süreç, bu adımları hızlandırdı. DEAŞ’ın bölgeye gelmesi, DEAŞ’ın yaptığı faaliyetlerin her birisi bölgenin daha fazla, neredeyse şehir şehir bölünmesine vesile oluyor. Suriye ve Irak’ta dünyanın bütün orduları, o ülkelerin vekalet savaşında kullandığı vekillerin hepsi, savaşın tarafı durumunda. Geneline baktığınız zaman oynanan senaryo, bir bölünme, parçalanma, dağılma, un ufak etme projesidir. Orta Doğu’nun çok yakın tarihine baktığınızda, bu projeden hiçbir şekilde Orta Doğu halkları istifade etmemiştir. Lübnan’da iç savaş oldu, uzun yıllar sürdü, kim kazandı? Yemen ikiye bölündü, Yemen’de kim kazandı? Suriye paramparça oldu, Suriye’de kim kazandı? Irak’ta şehirlerin tamamı kontrol edilemez hale geldi, kim kazandı? İran - Irak Savaşı, iki önemli, güçlü ülke uzun yıllar savaştı, kim kazandı? Kazananlar asla bu ülkeler, bu ülkelerin halkları olmadı. Herkesin bu ana tabloyu görmesi lazım. İsrail başta olmak üzere, bu bölge üzerinde hesapları, planları olan ülkeler ve taraflar kazandı, kazanmaya devam ediyor. Bunun Syces Picot’un devamı olduğunu görüyoruz. Hiç olmazsa şimdiki sınırların bütünlüğünü koruyarak daha fazla bütünleşmenin sağlanması, Türkler, Kürtler, Araplar, Acemler ve diğer bütün halklar için zorunlu.  Biz, Irak’ın daha fazla bütünlüğün sağlanması için daha fazla adımlar atılması gerektiğini düşünüyoruz.”

“TÜRKİYE’NİN BİR SAVAŞA SÜRÜKLENMESİNİ İSTEMEYİZ”

 “Kuzey Irak’ta daha fazla parçalanma, belirsizlik, siyasi kaos, kriz çıkartacak adımlardan kaçınılmalı. Irak’ın toprak bütünlüğünün mevcut anayasa çerçevesinde savunulmasının şart olduğunu düşünüyoruz. Irak’ta herkesin haklarının korunduğu, herkesin birinci sınıf, eşit yurttaşlar olduğu bir perspektif ortaya konulmalı. Özellikle son dönemde olumlu ilişkiler içinde olduğumuz Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin, gerçekten ne yapmak istediğini anlamakta zorluk çekiyoruz. Bu tavır, bölgeye huzur getirmeyeceği gibi bizatihi Sayın Barzani’nin politikasına hiçbir şekilde olumlu katkı sağlamayacaktır. Referandumda ‘evet’ dense bile, bunun hukuken uygulanması mümkün değil, Irak Anayasası’na aykırı. Uluslararası hukuka göre, bu kararın yok hükmünde olacağı açıktır. Kaldı ki, fiili olarak da bu kararın sonuçlarına Irak Merkezi hükümeti başta olmak üzere Türkiye’nin, İran’ın ve diğer bölge ülkelerinin razı olmayacağı, bu karara çok büyük bir hassasiyetle yaklaşacağı ortadadır. Türkiye’nin milli menfaatlerini sarsacak bir adım atılacak olursa, buna bigane kalmayacağımızı Milli Güvenlik Kurulu, Meclis kararı ile ortaya koyduk. Türkiye, bunu bir milli güvenlik meselesi olarak gördüğünü ilan etmiştir. Bundan sonrası ilgililerinin düşüneceği bir iştir. Asla Türkiye’nin bir savaşa, bir maceraya sürüklenmesini istemeyiz ama Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek gelişmelere karşı da sessiz ve çaresiz kalmayız.”

“BARZANİ BAYRAK GÖSTERİYOR”

“Maalesef, birçok bölgesel siyasetçi kendi dar kalıpları ya da içine sokuldukları dar sınırlar içinde düşünmektedir. Batılı güçlerin, bölgede yeni bir devlet oluşumunu başlatmak üzere harekete geçtikleri anlaşılıyor ancak nerede olacağı ve ne zaman bu sürecin başlatılacağı konusunda bir karar birliği içinde olmadıkları görülüyor. Esasında, Barzani, bu kararı ile bölgesel Kürt halkları bakımından ‘merkez benim’ diye bayrak gösteriyor, kendi yerel şartları içinde düşünüyor. Ama mesele, sadece Erbil’den, Süleymaniye’den ibaret değil. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin dar kalıpları içinde düşünerek çözebileceği bir mesele değildir, daha geniş düşünmeleri gerekir. Biz Türkiye’nin güneyinde, ister, Irak’ta, ister Suriye’de olsun, ister ileride bunları bütünleştirip tek bir çatı altında toplama amacına matuf olsun, yeni bir istikrarsızlığı ortaya çıkaracak bir gelişmeyi istemeyiz. Bizim karşı olduğumuz şey, bölgede terörle ilişkili, bir istikrarsızlık kaynağı olacak, yeni bir siyasi oluşumun ortaya çıkmasıdır. O bölgede sadece Kürtler yaşamıyor, Araplar, Türkmenler, Süryaniler, Ezidiler yaşıyor. Bütün bu farklı unsurların kıyamete kadar bir arada yaşayacağı formülü bulmak durumundayız. Etnik temizlik hareketiyle o bölgeyi yeniden dizayn etmeye kalkmak kimseye fayda vermez. Türkiye’nin karşı olduğu budur. Kaldı ki, bölgede Kürtlerin en fazla yaşadığı ülke Türkiye’dir. Bu açıdan bakıldığında, bölgenin en büyük Kürt devleti Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye’deki ve bölgedeki bütün Kürt kardeşlerimizin haklarını, hukuklarını geliştirecek bir perspektifle bölgeyi yeni bir maceranın içine atmadan inşallah gerekli adımları atmamız lazım. Bu referandumun fiilen uygulanabilir sonuçları yoktur. Sadece Barzani kendisi açından bir siyasi zemin kazanmaya çalışıyor. Kuzey Irak’ta bu referanduma karşı olan, mesafeli yaklaşan başka siyasi oluşumlar da var. Bu referandum sonrasında oluşacak hava, Barzani’nin sandığının aksine, Sayın Barzani’nin siyasette saf dışı kalmasına da sebep olabilir.”

ETNİK HASSASİYETLERİ KIŞKIRTMAK İSTEYENLERE DİKKAT

 “Bizim burada, Kuzey Irak’taki son referandum gelişmesini takip ederken kullandığımız dile özen göstermemiz gerekiyor. Bu mesele, bir Kürt, Türk, Arap meselesi değildir. Siyasal dengeleri bozma potansiyeli taşıyan bir planlamadır. Kuzey Irak meselesi sadece bu ‘puzzle’ın küçük bir parçasıdır. Türkiye’deki Diyarbakırlı, Hakkârili, Rizeli, Trabzonlu, Erzurumlu kardeşlerimizin Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı bakımından en ufak bir fark yoktur, hepimiz aynı milletin bir parçasıyız. Bu meselede, Kürt kimliği üzerinden bir tartışma yapmaktan ziyade esas oyuna dikkat çekip, başta Türkiye’de yaşayan Kürt kardeşlerimiz olmak üzere, tüm bölgesel Kürtlerin, çekim merkezi olan Türkiye’yi inşa etme mecburiyetimiz var. Suriye’deki, İran’daki, Irak’takinin de gözünün içine bakacağı ülke burasıdır. Bölge halklarının gözündeki Türkiye imajını da zedeleyecek ya da Türkiye’nin içerisindeki etnik fay hatlarını körükleyecek tavırlardan, söylemlerden kaçınmak gerekiyor. Hassas bir durum. Bunun Türklükle, Kürtlükle alâkası yok, bu emperyal bir planın bir parçası. Bu anlamda, Erbil’deki, Süleymaniye’deki Kürt kardeşlerimizin menfaatleri Irak’ın toprak bütünlüğünden yanadır. Hiç kimse, buradan Türkiye içerisinde etnik ayrımcılığı körüklemeye kalkmasın. İki fay hattı, Alevi-Sünni, Türk-Kürt fay hatları, etnik ve mezhebi fay hatları karıştırılmaya, kullanılmaya çalışılıyor ama milletimiz büyük bir ferasetle bu oyuna düşmüyor, bundan sonra da düşmeyecektir. Bu konularda provokasyon yapanlar, ortalığı karıştıranlar, köpürtenler yaptıklarıyla kalacaklar.” 

“Orta Doğu’daki dengeler maalesef bugünden yarına sürekli olarak değişiyor. Bugünün şartlarına bakarak yarın ne olacağını söylemek çok kolay değil. Kuzey Irak Kürtleri bizim dostumuzdur, kardeşimizdir, aynen Kuzey Irak Arapları ve Türkmenlerinin olduğu gibi. Biz bu halklar arasında en ufak bir farklılık gözetmeyiz. Ufak gruplar üzerinden vekalet savaşlarının verildiği bir ortamda, birtakım grupların, ister silahlı gruplar, ister terör grupları, ister ufak siyasi gruplar olsun kendi grup menfaatlerini maksimize etme çabaları artar ama son tahlilde bunun hiç kimseye bir faydası olmaz. Barzani ve bütün diğer siyasi grupların büyük resme bakarak hareket etmeleri lazım. Günün sonunda, yarın birisi birilerini çıkartıp öne koyar da ayakta durabilmesi için halk desteğine ihtiyaç var. Niye Suriye’de savaş başladı? Niye Saddam rejimini düşüren süreç ortaya çıktı? Halkın geniş kesimleri ekonomik süreçlere katılamadığı, siyasal süreçlerde söz hakkı olmadığı için. Kerkük, Musul dünyanın en büyük petrol yataklarının olduğu yerler. Bu zenginliklerden halkın da istifade edebileceği bir ekonomik düzenin kurulmalı, bütün etnik, mezhebi, kültürel farklıları olan bütün yapıların da siyaseten söz sahibi olduğu bir siyasi düzen kurulmalıdır. Bu düzen kurulmadığı sürece Orta Doğu birilerinin, emperyal güçlerin iştahlarını sürekli kabardığı bir yer halinde olacak. Irak’ın toprak bütünlüğü içinde, orada bütün siyasi gruplar var olsunlar ama oradaki iktisadi zenginlik birkaç kişinin elinde toplanan bir güç olmasın, siyaset birkaç kişinin karar vereceği bir iş olmaktan çıkarılsın. Bütün halklar rahatlıkla bu süreçlerin içinde yer alsın. Esas reçete budur. Bu reçete uygulanmadığı sürece kavgalar, gürültüler, çekişmeler, çatışmalar olacak.” 

KERKÜK VE MUSUL MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇİNDE

“Türkiye’nin hâlâ Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan Kerkük ve Musul ile ilgili hassasiyetlerimizi koruyoruz. Bu, ‘Türkiye Kerkük’ü, Musul’u ilhak etsin’ demek değil. Oradaki etnik ve kültürel farklılığın korunması lazım. Oradaki Türkmen varlığını yok sayarak kimse bir adım atamaz. Ne Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ne de hesapları olan büyük güçler, Türkiye’nin Kerkük’le ilgili fikirlerini dikkate almadan adım atabilir.”

HERAKLES LAHDİ’NİN DÖNÜŞÜ

Kurtulmuş’un sıcak gündeme ilişkin bu değerlendirmelerinin ardından, artık gündemimizde sadece kültürel konular vardı. Ait olduğu topraklara dönen Herakles Lahdi’nin ziyarete açılışına katılmak üzere Antalya Müzesi’ne doğru yola koyulduk. Herakles Lahdi, Perge antik kenti nekropolisinden 1960’lı yıllarda kaçak kazılarla ortaya çıkarılarak yurt dışına kaçırılmıştı. İngiltere’de restorasyonu yapılan lahit, 2010 yılında İsviçre’ye nakli sırasında İsviçre Federal Gümrük yetkililerince Cenevre Serbest Limanı’nda gerçekleştirilen envanter kontrol sırasında ele geçirilmiş ve konuyla ilgili Cenevre Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılmıştı. 2011 yılında İsviçre yetkilileri aracılığıyla Türkiye olaydan haberdar edilmiş, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca da soruşturma açılmış, yürütülen soruşturma sonunda eserin Türkiye kökenli olduğu ve yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarıldığı teyit edilmişti. Cenevre Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada, lahdin 21 Eylül 2015 tarihinde Türkiye’ye iadesine karar verilmişti. Şimdi ait olduğu yerde…O geri döndü de insan düşünmeden edemiyor, Suriye’den ve Irak’tan kaçırılan yüzlerce tarihi eserin akıbetini… Yıllar sonra çeşitli ülkelerde, müzelerde karşımıza çıkacaklarına şüphe yok. Bakan Kurtulmuş, Herakles Lahdi’nin geri getirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederken, 15 ülkede 57’ye yakın tespit edilmiş eserle ilgili süreçlerin ve yazışmaların devam ettiği bilgisini paylaşıyordu. 

KULELİ ASKERİ LİSESİ’NDE SON SÖZÜ SİYASİ İRADE SÖYLEYECEK

Kurtulmuş, lahdin açılışının ardından basın mensuplarının 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kapatılan liseler arasında yer alan, tarihi binası ve bahçesi ile ne olacağı merakla beklenen Kuleli Askeri Lisesi’nin müzeye dönüştürülmesi konusunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı arasında yaşanan sorunun nasıl aşılacağına ilişkin sorularına cevap verdi. Askerle bu konuda bir tartışma yaşanıp yaşanmadığı sorusuna, “Bir tartışma yok, ‘tartışma olduğu’ gibi sözler eski dönemlerin alışkanlığı, bu konuda siyasi iradenin kararı önemli. Son sözü siyasi irade söyleyecek” karşılığını verdi. 

RAMİ KIŞLASI KİTAP VADİSİ OLACAK

Bakan Kurtulmuş, Rami Kışlası’nın restorasyon çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Asâkir-i Mansure-i Muhammediye Kışlası diye de bilinen Eyüp’teki yaklaşık 250 yıllık Rami Kışlası’nın, 8 milyon kitabın bulunduğu bir kütüphane olacağını anlatan Kurtulmuş, “Bir kitap vadisi olacak” dedi.

TOPKAPI YARIMADASI İÇİN BÜYÜK PROJE

Bakan Kurtulmuş, Topkapı Yarımadası ile ilgili önemli bir projeden de söz etti. Fransız Hapishanesi’nin alındığını hatırlatan Kurtulmuş, Topkapı Sarayı içinde bulunan köşklerden sadece Sepetçiler Kasrı’nın ayakta olduğunu, diğer köşklerin de ihya edilerek, Çatladıkapı’dan Sirkeci’ye kadar trafiğin kaldırılması veya yer altına alınması ile adanın bir kültür havzası haline getirilmesini düşündüklerini anlattı. Bu kapsamda, Topkapı Sarayı’nın etrafına para müzesi kurulmasını planladıklarını belirtirken, Topkapı Sarayı’nda bugün sergilenen eserlerin yaklaşık 10 katının saray mahzeninde bulunduğuna işaret etti. 

Kurtulmuş, AKM’yle ilgili çalışmaların sürdüğünü, en kısa zamanda tamamlanmasını düşündüklerini, hatta 2019’a yetiştirmek istediklerini belirtti. Ankara’da 1996’da yapımına başlanan ama bir türlü tamamlanamayan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın binasının da tamamlanması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ihalenin yapıldığını aktaran Kurtulmuş, “2019’a bitirmek lazım. Dünya çapında bir senfoni orkestrası binası olacak” diye konuştu. 

TURİZMDE YENİ KAPILAR ÇALINACAK

Turizmde son dönemde yaşanan sıkıntılara değinen Kurtulmuş, bu sıkıntıların yaşanması için yaptıkları çalışmaları da anlattı. Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya’nın kapısının çalınacağını, Vietnam ve Kamboçya’dan da turist gelmesi için girişimlerde bulunulduğunu vurguladı. Bakan Kurtulmuş, bu ülkelerin hedef olarak belirlenmesinde, bu ülkelerin vatandaşlarının Türkiye’ye karşı önyargılarının bulunmamasının ve orta sınıfa sahip ülkeler olmalarının etkili olduğunu aktardı. 

SALDA GÖLÜ’NE ÖZEL İLGİ

Antalya’daki bu sohbetin ardından Burdur’un Yeşilova İlçesi’nde bulunan, son dönemlerde yıldızı parlayan Salda Gölü’ne çevirdik rotamızı. Burada günün geri kalan bölümünde bize katılacak olan yabancı misyon temsilcileri ile buluşuyoruz. Maldivler’den esinlenerek “Saldivler” de denilen göl, mavinin bütün tonları ve beyaz kumsalı ile karşıladı bizi. Mars gezegeninin özelliklerini taşıyan dünyadaki iki yerden birisi olduğu belirtiliyor. Bu yıl 250 bin kişinin ziyaret ettiği Salda Gölü’nün yabancı turist açısından bir cazibe merkezi olabileceğini belirten Kurtulmuş, ceketini çıkarıp, paçalarını sıvayarak göl kenarında yürüyerek, adeta yoğun gündemin stresini attı.

GLADYATÖRLER ŞEHRİ KİBYRA’DA SENFONİK TÜRKÜLER

Akşam saatlerinde Salda Gölü’nden ayrıldık, son durağımız Burdur’un Gölhisar ilçesindeki, Likya, Frigya, Pisida, Helenistik Dönem ve Roma Dönemi’nden çıkıp gelen Kibyra Antik Kenti. Tiyatro, bouleuterion, iki antik su yolu, aşağı ve yukarı agora, seramik atölyeleri, farklı tipteki mezar yapılarından oluşan nekropol, bazilika, tapınak, iki kilise, tonozu köprü, yuvarlak kuleli kent kapısı Kibyra Antik Kenti’nin ayakta kalan ve görkemli yapıları. Bir büyük yangın, iki deprem yaşadıktan sonra tarihin içinden selamlayabiliyor hâlâ bizi. Antik kentin odeion yapısının orkestra bölümünde 2009 yılında açığa çıkarılan ve 2014 yılında restorasyonu tamamlanan Opus Sectile Medusa Mozaği’nin yapının her noktasında bizi takip eden gözleri ile göz göze geliyoruz. “Gladyatörler Şehri” olarak da bilinen Kibyra’nın etkileyici hikâyesini dinliyoruz. Gölhisarlı olan Sevgi Kurtulmuş’un antik kentin her alanına olan hâkimiyeti dikkatimizi çekiyor. Muazzam bir tarihi şaheserin üzerinde olduğumuza dikkat çeken Bakan Kurtulmuş, kazıların tamamlanması için büyük gayret göstereceklerini belirtiyor.  

Hava serinlemeye başlıyor, daha önce Türkiye’nin bir diğer antik kenti Aizanoi’de ilki gerçekleştirilen Senfonik Türküler Konseri’nin ikincisi Kibyra Antik Kenti’nin arenasında, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nı dinlemek için sabırsızlanıyoruz. Hüdayda’dan Gönül Dağı’na, Çanakkale Türküsü’nden Hekimoğlu’na muhteşem bir müzik ziyafeti…Orkestra, konser repertuvarında olmamasına rağmen “Zeynebim” ile günün sürprizini Sevgi Kurtulmuş’a yapıyor. Daha sonra Sevgi Hanım’dan öğreniyoruz ki bu türkünün yakıldığı güzelliği dillere destan Zeynep, Sevgi Hanım’ın büyük ninesi…Sabah erken saatlerde başladığımız gün, Burdur Valisi Şerif Yılmaz’ın sadece Gölhisar’a mahsus Gölhisar kavurması, keşkek, ceviz ezmesi ve kabak tatlısı ikramı ile son bulurken, Kurtulmuş çiftinin konukseverliği ile aldığımız buram buram Türkiye havası eşliğinde yeniden Antalya’ya dönmek üzere gece yola koyuluyoruz.