KÜRESEL AHLAK

Giderek öz değerlerinden uzaklaşan insanın, doğal ahlaki duruşu, önce esneyip sonra yumuşayıp, keskin köşelerini törpüleyerek küresel bir hüviyete mi kavuşuyor?

Dilimizden düşüremediğimiz küreselleşme süreci, insanlık ailesine ait maddi ve manevi değerleri kendine benzetiyor. Ve sıra ahlaka geldi. Maddeyle dolan ahlak haznemiz, manadan uzaklaşıyor. Ahlakımız da küreselleşmeden nasibini alıyor hem de hızla.

Giderek öz değerlerinden uzaklaşan insanın, doğal ahlaki duruşu, önce esneyip sonra yumuşayıp, keskin köşelerini törpüleyerek küresel bir hüviyete mi kavuşuyor? Küresel ahlakın temelleri, doğuştan getirilen saf insani değerlere mi yoksa egemen güçlerin gizli ve açık hedeflerine ve maddi değerlerine mi dayanacak?

Artık daha yüksek sesle dile getirilen yapay maddi değerlere dayalı, taraflı küresel söylemler, önce evrensel doğrulara sonra da ortak bir küresel ahlak anlayışına dönüştürülüyor diye endişe ediyoruz. Bu söylemler, kişisel ve toplumsal yaşamın bir parçası gibi tekrar edilerek ortak bir değer kümesi haline getiriliyor.

Sanal dünyanın egemenliğine giren insan ilişkilerinin hemen her alanında bu yönlendirmeleri görmek mümkündür. Evliliğe giderek soğuk bakmamız, çocuklarımızdan uzaklaşmamız, gençleri “kendi hayatlarıdır” diye kontrolsüz bırakmamız, yaşlılara tahammülsüzlüğümüz, aile değerlerinin yıpranması, merhameti özler olmamız…

Diğer yandan iş ilişkilerinde aidiyet duygusunun zayıflaması ve bunun prim yapması, salt maddi değerlere odaklı bir yaşam tarzı, belki de en önemlisi iyilik, dürüstlük, başkalarını düşünme gibi erdemlerin, nostaljik değerler hanesine hapsolması ve daha acısı bu güzel hasletlerin artık önemli görülmemesi, bu yönlendirmelerin sonuçlarından bir kaçıdır.

MANADAN UZAKLAŞAN AHLAK

Genlerimize nakşolan rafine alışkanlıklarımızdan uzaklaştıkça sanal küresel ahlaka yakınlaşıyoruz. Yani kendimizden uzaklaşma düzeyimiz adeta küreselleşme düzeyimizi de belirler oldu. Bundan dolayıdır ki bir insan olarak kendimizi algılama biçimi ve kendimizden beklentilerden aile içi yaşama, iş ortamına ve toplumsal hayata kadar yüzlerce davranış kalıbımız hızla eriyor, değişiyor, anlamsızlaşıyor. Bu insanlık için vahim bir durumdur.

Salt maddi değerlere dayalı bir ahlak anlayışının yerleşmesi için yoğun bir çaba varken küresel ahlaka giden yolda iç dünyamızla buluşmamız, içimizdeki sese kulak vermemiz, insan olduğumuzu yeniden hatırlamamız giderek zorlaşıyor. Çünkü günümüz insanının yaşam alanı gibi kendisi de adeta kuşatılmış durumda. Bireyin yaşam alanını “küresel bir ahlak oluşturmak” amacıyla elinden alan güçler gün geçtikçe çoğalıyor.

Kendisi gibi olamayan insanlık, özde insani değerleri temel alan evrensel ahlak yerine, belirleyici güçlerin maddi isteklerine hizmet eden yapay küresel ahlakı, yaşam biçimi olarak benimsemeye başlıyor. Daha egemen olmak isteyen devletler, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirmek isteyen uluslararası şirketler, kitlelerin gündemini belirlemek, yönlendirmek isteyen medya devleri ve insanları dijitalleştirmeye uğraşan şirketler… Oysaki ortak evrensel değerler, zorlama ile oluşmaz, olsa olsa yapay bir ahlak oluşur. Bin yılların zaman süzgecinden süzülerek gelen insani değerleri yüceltmeye ve geliştirmeye odaklanan, ortak aklın ürünü insani değerlerden uzaklaşıyoruz farkında olmadan.

Kendi içimizde kaybettiğimiz iyilik, güzellik, sevgi gibi evrensel insani değerlerle buluşmamız ve bu öz değerleri yeniden keşfederek hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmemiz şarttır. Ancak bu şekilde manadan beslenen küresel ahlakın temellerini kuvvetlendirmiş oluruz.

KÜÇÜK BİR HARÇ

Edep ve adaptan uzak, vicdan nimetinden yoksun ve kaynağını sanal sokak kültüründen alan maddi ahlak anlayışı, günümüz insanının sorunlarını çözmek bir yana daha da derinleştiriyor. Bu durum, gelişmiş batılı toplumların çözmek için yoğun uğraş verdikleri başlıca sorunlardan birine dönüşüyor.

Samuel P. Huntington, medeniyetler çatışması çıkışıyla toplumların tahammül güçlerini arttırarak ahlaki erimeyi yavaşlatmayı arzulamıştı. Ancak bu yaklaşımın giderek doğulu düşünce yapısını evirmeye, yumuşatmaya ve kendine yaklaştırmaya çalıştığı görülüyor. Öyle anlaşılıyor ki egemen güçler, giderek yıprattıkları insani değerlerin yerine yapay değerleri yerleştirmek için oldukça masum bir zemini kullanmaya çalışmışlar.

Karşılık beklemeden, ön yargı ve araka yargıya aldırmadan, güzel bir şey yapmak, ortak bir değerin ilk harcıdır. Öyle ki bu küçük harç, tüm insanlığı kapsayacak, kucaklayacak doğurgan hallere dönüşür. Nitekim bir iyilik binlercesini tetikler, bir güzellik binlercesine davetiye çıkarır kelebek etkisi misali. Bu ise insanın doğasında zaten vardır. Yeter ki bu saf duygunun yönünü yapay davranışlarla değiştirmeyelim. Yeter ki ahlakın mana içeriğini boşaltıp maddeye indirgemeyelim. Yeter ki evrensel insani değerleri insanlığın ortak dili haline getirelim.