KÜLTÜR DAVAMIZ

Bugün popüler kültürü içselleştirmiş bir nesil zuhur etmiştir. Egoist, cemiyeti umursamayan bir hayat büyük ölçüde benimsenmiştir.

Bugün popüler kültürü içselleştirmiş bir nesil zuhur etmiştir. Egoist, cemiyeti umursamayan bir hayat büyük ölçüde benimsenmiştir. Bilgi, görgü, yardımlaşma rağbet edilen unsurlar olmaktan çıkmış, güç ve para sahibi olmak üstün bir gaye haline gelmiştir. Bunlar bizim kabul edebileceğimiz şeyler değildir. Bu tespitlerle yeniden başlanmalı, bir bilgi ve görgü toplumu inşa edilmelidir. Hangi projelerin, çalışmaların insan olarak birbirimize verdiğimiz değeri arttıracağı araştırılmalıdır.

Kültür ve sanat kurullarımız, kurumlarımız teorik yapılar olarak kalmıştır. Divanı Humayun’un altın yaldızlı saçakları bugüne kadar bizi bu çağın çamurlu yağmurlarından koruyamamıştır. Kültür davasından mahrumsa herhangi bir davanın uzun vadede var olamayacağı idrak edilmelidir.

Medya eğitime daha fazla hizmet etmeli, medya organlarında küfür ve saygısızlığa tolerans gösterilmemelidir. TV sosyetesi yerine TC sosyetesi inşa edilmelidir. Ülkede bilim ve sanatın geliştirilmesine yönelik bir kültür lobisi oluşturulmalıdır. Medyanın vasatlığa hitap etme ısrarından vazgeçilmelidir.

Devlet insan topluluğu, sınırları olan bir toprak parçası ve siyasi yönetimle tanımlanır. Ama toplumsal şuur olmazsa bunların bir kıymeti yoktur. Üniversite mezunlarının bile ekseriyetinin adını, işitmediği Hocalı Katliamı, Bosna Savaşı, Belene Kampı lise müfredatında yer almalıdır. Milli şuur desteklenmelidir.

Fransızlar l’exception culturelle yani kültür istisnası dedikleri bir düzenleme yapmışlardır. Kendi kültürleri söz konusu olduğunda serbest ticarete izin vermemişlerdir. Bir McDonald’s şubesini protesto eden bir adam Fransa’da kahraman hale gelmiştir. McDonald's güzel olabilir ama biz Fransız’ız, Amerikalı değiliz demiştir. Şimdi bu Fransızlar gerici mi oluyorlar? Hayır, "Fransız"ın anlamını korumak istemektedirler. Kültürel ticari mallar ile ilgili koruyucu tedbirler alınmalıdır.

Esaslı bir kültür davası oluşturulmalıdır. Kültür şuuru oluşturmanın, kültür ithal etmekten ziyade kültür ihraç etmenin yolları araştırılmalıdır.

Yerli otomobil, uluslararası başarı kazanmış sinema filmi birer kimlik unsurudur. Bütün mecralarda yeni kimlik unsurları oluşturmamız lazımdır. Özel sektörün kültürümüzü, yiyecek ve içeceklerimizi tanıtacak ve kimlik unsuru olacak kahve zincirleri geliştirilmesi teşvik edilmelidir.

Aile kurumu çok yönlü saldırı altındadır. Başta RTÜK, Aile Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere kamu kurumlarının ailenin korunması için esaslı bir çalışma ortaya koymaları gerekmektedir.

Kutlama kültürümüzün desteklenmesi gerekmektedir. Dünya festivalleriyle, uluslararası forumlarla boy ölçüşebilecek yeni etkinlikler geliştirmek gerekir. Nasreddin Hoca’nın eşeği Noel Baba’nın geyikleriyle yarıştırılmalıdır. Orman Dede zikzaklı takkesiyle, eşeğiyle aynı Nasreddin Hoca gibi bir folk kahramanı olarak ele alınmalıdır. Orman Dede festivalleri tasarlanmalıdır.

Modern çağda Doğu Bloku’nda yasak olan Mickey Mouse’a karşı Çekoslovakya komünizmi Krtek’i çıkarmıştır. Moskova’da 1947-1953 arasında inşa edilen Stalinskie Vysotki gökdelenleri Sovyetlerin Chrysler Building ve Empire States’e cevabıdır. Bir çok başlıkta kültürel reaksiyonlar geliştirilmelidir. Misalen Sivas Kangal köpeği, Van kedisi, Denizli horozu, Ankara tavşanı gibi hayvanlarla ilgili yurt dışına ihraç edebileceğimiz nitelikte çizgi filmler üretilmelidir.

Yaşadığımız şehirler ruhlarımıza şekil vermektedir. Bunu tespit edebiliyorsak önce ekonomi sonra kültür; önce ekonomi sonra çevre diyemeyiz. Şehirlerimiz büyük bir okul, devasa bir müze, harika bir kütüphane ve beş yıldızlı bir tesis olarak tahayyül edilmelidir. Belediyeciliği "yeni bir şehri, yeni bir medeniyeti hayal etme yeteneği" olarak kurgulamalıyız.

Büyük şehirlerdeki trafik ve işe gidiş gelişler tahammül edilemez hale gelmiştir. Bu israflar hayatlarımızı verimsiz hale getirmektedir. İstanbul’da ve Ankara’da on katlıdan yüksek binaların yapımı durdurulmalıdır. Buralarda rantla esaslı bir harbe girilmelidir. İstanbul’un nüfusunun elli yıl zarfında makul bir seviyeye çekmek, orta büyüklükteki şehirlerimizi ekolojik şehirler, dijital şehirler olarak tasarlamak lazımdır.

Safranbolu gibi bize ait ama geçmişin yerli ve yabancı formlarını taklit etmekten çok yeni Türk sanatının ve mimarisinin ortaya koyulacağı, dünya çapında marka olacak bir kültür şehri kurulmalıdır.

Şehirleri işgal etmiş olan yabancı dildeki rezidans, AVM, müessese isimlerine karşı çıkılmalıdır. Yerli ve milli isimler verilmesi vergi boyutuyla teşvik edilmelidir.

Turizm sektörünün kredi yükünün çok ağır olduğu söylenmektedir. Turizm sektörü bağlamında özellikle Akdeniz ve Ege sahilinde birçok otelin el değiştirdiğinden bahsedilmektedir. Otuz yıl sonra, elli yıl sonra kıyı bölgelerimizin yapısının korunması için milli turizm perspektifi çalışılmalıdır.

İspanya’da devlet 1928’den beri birçok eski manastırı, kale ve kilise müştemilatını otel olarak işletmekte, (Paradores), buralarda yaklaşık 4500 kişi istihdam etmektedir. Bizim de bazı tarihi mekanlarda bunu düşünmemiz gerekir.

Balkanlarda ve başka coğrafyalarda bulunan eserlerimize bugün dahi yapılan saldırılarla ilgili uluslararası kamuoyu oluşturulmalı, bu eserlerin korunması sağlanmalıdır.

Müzecilikte eski çağ uygarlıklarının ağırlığı azaltılmalıdır. Milli anlayışa yönelik çalışmalar öne çıkarılmalıdır. Edebiyat müzeleri yaygınlaştırılmalıdır. Ülkemizde Berlin veya Viyana’dakinin çapında bir bilim ve teknoloji müzesi kurulmalıdır.

Tarihin en önemli kanun adamlarından birisi olduğu için ABD Senatosu'nun duvarında rölyefi, Almanya Nürnberg adalet sarayında heykeli olan Kanuni Sultan Süleyman'ın ismi Anayasa Mahkemesi’nin genel kurul salonuna verilmelidir.

Düşünüşün, tefekkürün hakim olamadığı yalnızca geçici olarak meşgul edebildiği bir zihin yapımız bulunmaktadır. Zihinlerimiz karışık ve ayartılmaya müsaittir. Halbuki zihin berraklaşmadan başarı kazanılmaz. Duruş düzelmeden de zihin berraklaşamaz. Bu yüzden tarihi değiştirebilecek şey duruştur; Edebali’nin evinde misafir olan Osman Gazi’nin Kuran-ı Kerim karşısında sabaha kadar el kavuşturup beklemesidir.

İnsan hakları, hukuk devleti, yolsuzlukla mücadele başlıkları bürokraside, yargıda, eğitim kurumlarında, medyada daima hatırlatılmalı ve uygulanmalıdır. 2030'ların, 2040'ların idareci kadrolarının yetiştirilmesine dair bir planımız olmalıdır. Sahip olduğu üstün vasıflarla cemiyete yol gösterecek bir kadro oluşturulmalıdır.

Gayemiz gelecekte çocuklarımızın sabah güzel evlerinde uyandıktan sonra nezih bir semt, harikulade bir şehir görmeleri, geniş bahçelerde oyun oynayabilmeleri, rüzgârın onlara kir ve egzoz dumanı değil, şehrin içindeki ve çevresindeki orman kuşağından güzel kokular getirmesidir. Gayemiz gelecekte yaşayacak olanların bizden bilgili, bizden daha düşünceli olmalarıdır.