KORONASIZ İKİ GÜN (1)

Fehmi KETENCİ 04 Eki 2020

Bugün bir dostumun internete paylaştığı bir doktorun yazdığı yazından, günü anlatan bölümlerindeki bazılarını seçerek, buraya yazmak istedim.

      Bu başlık nereden çıktı demeyin. Aylardır yazdığım yazıların, neredeyse tamamının ana konusu korona idi. Dünden karar verdim ve bu günkü yazımda korona konusuna hiç girmeyeceğim. Ve koronasız iki günü yaşamak istiyorum. İnşallah yakın zamanda bu da gerçekleşir.

      Bugün bir dostumun internete paylaştığı bir doktorun yazdığı yazından, günü anlatan bölümlerindeki bazılarını seçerek, buraya yazmak istedim.

      Hoş görünüze sığınarak aktarıyorum. Yazıdan seçtiğim bölümleri bir güne sığdıramadım, kalan bölümüne ise yarınki yazımda devam edeceğim

      Bu yazıyı ilgiyle okudum. Yazı daha uzundu ama, güne uygun olan güncel bölümlerini seçerek buraya aktardım. Bakalım siz ne dersiniz. Umarım beğenirsiniz.         

      Bir hekimin gündeme dair yapmış olduğu bir paylaşım. Cahil ve gafil ayrımı çok çarpıcı ve açık olarak anlatılmış.

***

      “CEHALETTEN GAFLETE…”

      “23 yıllık hekimlik hayatımda sanırım yüzbinlerce insanı muayene etmiş, konuşmuş, dertlerini dinlemiş, acılarını dindirmeye çalışmışımdır. 

      Hekimlik her ne kadar pozitif bilimler kategorisinde kabul edilse de bence aynı zamanda bir sosyal bilimdir. Mesleki atalarımızın büyücüler, şifacılar, çoğu zamanda din adamları olduğunu düşünürsek aslında bunda şaşılacakta bir şey yoktur. 

      Hemen her sınıftan, zümreden veya sosyal kesimden geniş kitlelerle bağlar kurabilen bir mesleğin icracısı olmak, toplumu tanıma, anlama, onun dokusundaki, düşünce dünyasındaki değişimleri daha iyi gözlemleyebilme olanağını da kazandırır hekime.   

      Özellikle son 20 yıldır bir şeylerin iyiye gitmediğini, toplumsal dokumuzda, mayamızda bir şeylerin değiştiğini her gün daha fazla hissediyorum. Örneğin hekimlik hayatımın ilk yıllarında daha saygılı, edepli ama genellikle hekimin mutlak otorite olduğu (ki bence doğru değildi) hekim-hasta ilişkisinin, hızla hastanın mutlak otorite olmaya çalıştığı (ki bence çok daha yanlış) başka bir biçime doğru evrildiğini gözlemliyorum. Bu elbette sadece hekim-hasta ilişkilerine özgü bir durum değil. 

      Herkesin her konuda “fikir” sahibi olduğu, hastanın hekimden daha çok hekim, futbol seyircisinin hepsinin birer teknik direktör, sinema seyircisinin birer aktör, yediden yetmişe herkesin siyaset bilimci, “sallandıracaksın iki tanesini taksim meydanında bak bir daha oluyor mu?” tarzında müthiş çözüm önerileriyle herkesin sosyolog, cüppelisi, cüppesizi, sakallısı, sakalsızı, sarıklısı, kravatlısı herkesin din adamı olduğu garip durumla karşı karşıyayız.  

      Günümüz iletişim teknolojilerinin yarattığı bilgiye erişim kolaylığının da bunda rolü olduğu elbette yadsınamaz. Ama ben problemin kaynağının farklı olduğu kanaatindeyim.

      Ne olup bittiğini daha iyi anlamak için sanırım iki kavram üzerinde durmamız gerekiyor; Cehalet ve gaflet…

      Cahil en genel anlamıyla, bilmeyen demektir. Bir konu, bir nesne ya da bir durum hakkında bilginiz yoksa o konu, nesne, ya da durumun cahilisinizdir. 

      Gafil ise sözlüklerde; Aymaz / Çevresindeki gerçekleri göremeyen ya da sezemeyen / Geleceğini, ilerisini düşünmeyen ve önemsemeyen, anlamların da kullanılmakla beraber esas olarak “bilmediğini de bilmeyen” demektir. Hatta bir adım daha götürürsek gafil “kendini bilmeyen” demektir.

      Bu iki kavram üzerinde tanımlarının ötesine geçerek biraz daha durmanın faydalı olacağı inancındayım. 

      Cahil, bilmediğinin farkındadır, bilmediğini kabul eder. Bu kabul onu öğrenmeye yatkın kılabilir, en azından alime, yani, bilene hürmet etmeyi sağlayabilir.

      Oysa gafil, asla bilmediğini kabul etmez, dolayısıyla asla öğrenmeye yatkın değildir ve alime saygısı olmaz. 

      Cahil, hayret etme, şaşabilme kabiliyetini henüz yitirmeyendir. Merak edebilir soru sorabilir, en azından eğitilebilme potansiyelini taşıyabilir.

      Ama gafil, asla hayret duygusunu yaşamaz, düşüncelerini sorgulamaz, hatalı olabileceğini kabul etmez, eğitime ihtiyacını, görmez, duymaz…”  Alıntıdır.

***

      Yazıya girerken belirttiğim gibi, bir doktorumuzun yazısında seçerek alıntılayıp buraya aktardıklarımın birinci bölümüdür.

     Bu güzel yazının devamını (ikinci bölümünü) yarın ki köşemizde bulacaksınız.