EKat Mobil


KIZILELMA YA DA ÎLÂYI KELİMETULLAH

Ümit G. CEYLAN 22 Mar 2018

Oğuz Türklerinden beri Türk cihan hakimiyeti ülküsüne verilen isimdir Kızılelma. Türklerin ne yönde olursa olsun ulaşılmadan önceki ulaşılması gereken yerin adı olmuştur.

DONANDI HER YER KANDİLLERLE

Yine mübarek üç aylara eriştik çok şükür. Bugün Regaip kandili. Bu vesile ile tüm okuyucularımızın kandilini kutlarım. Rabbim milletimize, vatanımıza, bayrağımıza, ezanımıza zevâl vermesin. Mehmetçiklerimizi her iki cihanda muzaffer etsin. İslam’ın son ordusu olarak âleme barışı getirmeye muvaffak olalım. İnşallah Ramazan ayına da erişmek nasip olur.

Yine sizler için dopdolu bir sayfa hazırladık. İki yıldır Buluşma Noktası sizlerle. Bir hafta bile tatil yapmadan, hastalık, cenaze demeden sayfayı sizlerle buluşturmayı nasip eden Allah’a şükürler olsun. Cemalnur hocamız, çizerimiz Mehmet Akyıl’a da beni yalnız bırakmadıkları ve sürekli yanımda durdukları için kendilerine teşekkür ediyorum. Bizi yetiştiren hocalarımızın hocalarını da rahmetle, minnetle anıyoruz. Bu vesile ile 22 Mart 1993 yılında Hakka yürüyen Sâmiha Annemize rahmetler niyaz ediyoruz. Rabbim kandillerimizi söndürmesin. Dualarınızı esirgemeyin.

KIZILELMA YA DA ÎLÂYI KELİMETULLAH

Oğuz Türklerinden beri Türk cihan hakimiyeti ülküsüne verilen isimdir Kızılelma. Türklerin ne yönde olursa olsun ulaşılmadan önceki ulaşılması gereken yerin adı olmuştur. İstanbul “Bizans”, Roma, Viyana birer Kızılema olmuştur. Hatta öyle olmuştur ki; tarih hükümdarların bu büyük hedef ve amaç uğrunda ordularını şevke getirdiğine şahit olmuştur. Tarihçi Hammer’den, Kanuni’nin barış zamanlarında kışlalarda askerlerin elinden şerbet içip onlara iltifat ettiğini ve bardağı da altın ile doldurup “Kızılelma”da buluşuruz diyerek askeri aşka getirdiğini öğreniyoruz.

Bugünün Kızılelması

Günümüzde Kızılelma ülkeler fethetmek veya başka topraklarda hakimiyet kurmaktan çok zulmün olduğu yere neşter vurup oraya barışı yerleştirmektir. Dün de Türkün milli hedefi hep Allah’ın tevhid sancağını dalgalandırmak olmuştur. Öyle olmasaydı Osmanlı hükmettiği yerleri zorla bir gecede Müslüman yapardı. Ancak yüce Allah istese zaten bunu gerçekleştirmek onun kuvvet ve kudreti dahilindeyken yapmıyorsa, Müslüman Türk’e düşen de gönülleri fethetmek olmuştur. Fetih işgal, istila toprak kazanma halklarını kolonileştirme değildir; fetih mazlumların, esir milletlerin zulümden ve esaretten kurtarılma ameliyesidir. Adaletin olmadığı ve zulmün hâkim olduğu yerlere sevgi, şefkat ve merhamet elinin uzanmasıdır. Bugünün Kızılelması da uyuyan devin uyanmasıyla başlamıştır.

Îlâyı Kelimetullah

Samiha Ayverdi “Dünden Bugüne Ne Kalmıştır” adlı kitabında Allah’ın ismini yüceltmek anlamına gelen Îlâyı Kelimetullah’ı bize soru sorarak açıyor. Samiha Ayverdi “Tevhit ağacının dalı budağı, daha doğrusu ruhu demek olan adalet, insaf, hak ve hakikat olmayan yerde İslâm nasıl buyruk yürütebilir, diye bize sormaktadır.  Bugün İslam ülkelerinin birçoğu kardeşlerine yapılan zulme ne yazık ki sessiz kalmaktadır. İslâm’ın adı kullanılarak adeta cahiliye devri yaşanılmaktadır. Yine Müslüman Türk devleti, yani Türkiye Cumhuriyeti Orta Asya’dan beri İslam ile yoğurduğu bilge ruhunu şevfkat eliyle mazluma uzatmış bir yandan yine aynı el düşmana kahrettirmiştir. Müslüman Türk’ün asırlar boyu Kızılelması Samiha Ayverdi’nin de dediği gibi Hak, Hukuk, adalet, insaf, merhamet olmuştur. Kızılelma ülküsü bir kapı açar; o kapıdan girildiğinde yaralı gönüller şifa ve hidayet bulur. İşte Îlâyı Kelimetullah’ın tezahürü de budur.

Bizim Kızılelmamız

Yaratılmış her şeyde adaleti sağlamak başta insanlığın görevidir. Bu nedenle adalet Türk’ün esas gayesi olmuştur. Batı alemi adaleti kanunlar ile oluşturmaya insan hakları beyannamesi adı altında dünyaya ders vermeye çalışmıştır. İslam Peygamberi efendimizin Veda Hutbesinde tüm Müslümanlara bıraktığı en büyük adalet vicdanlarımıza ektiği tohumlar olmuştur. O gün bugündür biz Türkler bunun adına Kızılelma veya Îlâyı Kelimetullah diyoruz. Nihayet bizim de bu yüce Türk milletinin bir ferdi olarak en küçükten en büyüğe insan olarak Allah’ın istediği en yüce mertebeye ulaşmak için çabalamalıyız. Komşusundan başlayarak, kurda kuşa akrabaya kadar kollayıp gözeten fertler olmalıyız. Kızılelmamız, İslam’ın en şereflisi olarak bize bahşedilen unvanı hakkı ile taşıyıp kutsal sancağı bir sonraki nesle devretmek olmalıdır.

FOTOĞRAFIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Beklenen Türk

Tarih tekerrür ediyor aslında. Çanakkale Zaferi nasıl bir masalsı şanlı tarih ise, Suriye’de Afrin’in 18 Mart’ta düşmesi de Çanakkale Zaferinin izdüşümüdür aslında. Çanakkale’de yedi düvele karşı nasıl bir mücadele verildi ise, Suriye’de de peşpeşe kazanılan mevziler de yedi düvelin mevzileriydi. Çanakkale sadece bir milletin değil, bütün ümmetin yaşama ve varolma ümidiydi. Nerede ay yıldızlı Türk bayrağı dalagalanıyorsa orada inanç, güven ve huzur vardı. İnsanlık vardı. Vicdan vardı. Top yekün sevgi, şefkat, merhamet ve insanlık onuru vardı. Bugün Batı ülkelerinde “Türkler geliyor” cümlesiyle çocuklar korkutulurken, bir zamanlar Türklerin himayesinde yaşayan toplumlar Türk deyince özlem duyduğu bir değer olarak hala kalplerde yaşamaktadır. İşte Irak’ta da, Suriye’de de beklenen Türk’tür. At izi, it izi birbiriyle karışsa da masum insanların içinde yuvalanmış hainlerin inine giriyor Türk askeri. Onun için beklenen Türk’tür. Düşman korkusundan evin bodrumlarında, depolarda günlerce aç susuz yaşamaya çalışan halka şefkat kucağını onlara açan Türk askeridir. Sıcak yemek, giyecek, çocuklara çikolata şekerleme veren, onlarla oyun oynayan Türk askeridir de ondan. Beklenen Türk’tür. Çünkü Türk’ü beklemek yaşama sevincinin, güvenin, varolmanın, gülümsemenin ve zılgıt çekmenin bir yönüdür.

MİNİ RÖPORTAJ

Erdemliler Dayanışması Derneği 2015 yılında Erkan Alaca tarafından sokakta kalıp barınma ihtiyacı olanlara yardım etmek amacıyla kurulmuş. Derneğin web sitesinde de anlatıldığı gibi tamamen bağımsız devletle, siyasi herhangi bir kurum ile ilişkisi yok. Erkan Alaca kendi doğruları olan ve bir parçada anarşist ruhlu. Takdir edilecek bir iş yapıyor. Türkiye’nin tek evsizler sivil toplum kurumunu kurmuş. Dernekte üç öğün yemek, duş imkânı veriliyor. Şu anda sadece 15 kişi barınabiliyor. Diğer evsizler de gün içinde dernek binasına gelip yemeklerini yiyorlar, sosyalleşiyorlar. Güleryüzlü, çekingen ve buruklar. Hepsinin hikayesi bambaşka.

Evsizler için dernek kurmaya nasıl karar verdiniz? İlk başta o amcayı Fıstıkağacı’nda parkta gördüğümde başladı her şey. Beled Sûresinde bir kelime geçer; miskinlik diye çevirirler. Uzun süre anlamadım bunu. Sonra biraz araştırma yaptım; elden ayaktan kesilmiş, toprağa düşmüş insanmış miskinin asıl anlamı. O amcayı o toprakta böyle yatarken gördüğümde on senedir çözemediğim o âyet orada bana açıldı. Eşime dedim ki: Hadi çorba yapalım dağıtalım. Öyle başladı. O bir kişi oldu on kişi. Derneği açmadan önce bir sene İstanbul’un her köşesinde, hem Avrupa hem Anadolu yakasında sokaklarda çorba dağıttım. Dedim böyle olmayacak, yani kendimi kandırıyorum. Beş dakikada çorbayı veriyorum, vicdanımı rahatlatıyorum sonra evimde tekrar eşimle oturuyorum. Sonra arkadaşlarımı topladım ve derneği kurduk.

Bu insanların, yani evsizlerin ortak nedeni nedir? Niye evsizler? Aile uzmanlar; ekonomik kriz, şu, bu… diyorlar. Ben de ilk zamanlar ona bağlıyordum, ama evsizleri tanıyınca anladım; aile. Bine yakın evsizde bire bir, temas ettiğim evsizde duyduğum şey ya anne, ya baba, ya kardeş suçlu. Evsizlerde gördüğüm şey; aşırı duygusallık. Ama bu duygusallık zamanla öfkeye dönüşüyor. Yani yüzde 70’inde bunu gördüm ben, aileye bağlıyorum, eğitimsizlik. Burada çok zengin insan da kaldı. Meselâ Kadıköy’de; Deniz Gezmiş’in avukatı öldü bankta. Depoya koymuş kitaplarını, ama kendisi bankta soğukta öldü, ama kitaplarına sahip çıkıldı.

Peki, yalnızlık nedir sizce? Yalnızlık umutsuzluktur. Umudu olmayan insanlar bence yalnız kalır. Ailenden darbeyi yemişsin; umut gitti, yalnızlığa gidiyorsun. Sana bir din dayatılıyor. İnsanlarda Allah’ı göremiyorsun. İnsanlarda; bu sefer Allah’a küsüyor.

Burada bir kardeşlik bağı kuruluyor mu? Tabii… Zaten amaç rehabilite etmek. Balık yemeyi değil, balık tutmayı öğretmek. Bizim, atölye çalışmaları var; ahşap boyama, taş, magnetler... Onları yapıp boyuyorlar, yoga dersleri verdik.

Sığınma kavramı size neler düşündürüyor? Sığınmayı pek kullanmayı da sevmiyorum. Sığınma değil aslında, o yüzden; evsizler evi diyoruz. Barınmaya da karşıyım. Bir de hep şunu sordum; devletin açtığı kurumlarda niye bunlar durmuyor? Onlara da soruyorum; bir resmiyet var. Ben o yüzden evsizler evi dedim ve evde resmiyet yoktur.

Veren eli, alan el bilmemeli mi? Buna karşıyım… Bir ayetle açıklayayım, Bakara; ‘İster gizli, ister açıktan’. Kendi açımdan bakıyorum; seni teşvik etmem için sana anlatmam lazım yaptığım şeyi. Gel beraber yapalım demek için. Ama bunu bile reklam diye anlayan, kahramanlık yapıyorsun diyen oldu. Gel sen de kahraman ol, yani seni de kahramanlığa çağırıyorum aslında, gel beraber kahraman olalım eğer bunu kahramanlık olarak görüyorsan. Her şey gizli olsun ama Fecr Suresinde de diyor ki ‘Birbirinize yardımlaşmayı teşvik etmiyorsunuz.’ Benim teşvik etmem için… Hadi gel yardım et demekle olmuyor o işler, önce kendinden basit bir örnek vereceksin; bak ben bunu yaptım, böyle oldu. Gel, daha güzelini yapalım demek için.

Sevginin, tüm muhtaçlıklara merhem olabileceğini düşünüyor musunuz? Yüzde 99… Yüzde 1 bırakıyorum, çünkü aşırı sevgi şeye geliyor işte, balık olayına geliyor. Bu sefer yine balık tutmayı bırakıyor, nasıl olsa beni seviyor, bana yardım edecek diyor. Çorba dağıtırken de gördüm. Zihinsel, fiziksel olarak çok iyi biri. Şahit oldum; bak diyor, yarın da çorbamız gelecek, diyerek tembelliğe alıştırıyorsun, yani sevgi de böyle. Aşırı sevgi tembelleştirir. Yine; haddi aşmayın diye güzel, sevdiğim bir ayet var. Haddi aşmayacaksın, her konuda bu. Senin de egon başlıyor; nasılsa beni seviyor diyorsun. Camide hoca, ‘Allah’ım yoksullara, fakir ailelere, şunlara, bunlara, bir de sokakta kalan insanlara yardım et’ dedi. 150 cemaat de ‘Âmin’ diye karşılık verdi. Camiden çıkan cemaat dışarıda çorba dağıttığımı görüyor. Bir tanesi de dönüp bakmadı bana. Neden? Çünkü topu Allah’a attılar. Allah’ın onlara verdiği görevi onlar Allah’a gönderdiler.

Gelir olarak Evsizler derneğini nasıl ayakta tutuyorsunuz? Sen, ben, biz diyorum ona, çevrem, arkadaşlarım, senin çevren, onun çevresi, onun arkadaşları ve birebir katılımla sağlanıyor bunlar, gelip görüyorlar.

Sizinle diyalogları nasıl evsizlerin, sizi nasıl görüyorlar? Baba gören var, abi gören var, kardeş gören var, anne gören var. Yani değişiyor. Çünkü ben de onlarla kalıyorum. Aynı evdeyiz başka türlü olamaz zaten. Onlarla oturup, onlarla yiyip içiyorum. Aslında başarılı olmamın anahtarı bu.

Onlardan biri gibi… Gibi değil, onlardan biri olmuşsunuz? Aynen, yoksa tanıyamazsınız onları. Yurt açabilirdim, çocuk okutabilirdim. Bunları küçümsemiyorum. Ama bizim yaptığımız hizmetle onların yaptığı hizmet çok farklı. Bizde birebir taşın altına elini koyacaksın, o eziliyorsa sen de ezileceksin.

POZİTİF:

Çöp atmak

Kapıcısı olmayan küçük bir apartmanda oturuyoruz. Dolayısıyla çöplerimizi de kendimiz atıyoruz. Geçenlerde kendi çöpümüzü atmak üzere dairemden çıktım. Aşağıdaki komşumun da çöpünü atmak üzere daire kapısının önüne bıraktığını gördüm. Elimdeki çöpleri götürürken komşumun atmayı planladığı çöpü de alıp diğerleri ile birlikte attım. Komşumun bundan haberi olmadı. Benim için önemli olan bir iyilik yapmaktı. Dinimiz güzeli, güzelliği hep teşvik ettiği için pis bir görüntü oluşturan o çöpü atmak inşallah içimizdeki pis huyları da böylelikle atmasına vesile olur diye düşündüm.

NEGATİF:

Çöpleri sokağa bırakmak

Maalesef her yerde olduğu gibi mahallemizde de tuhaf insanlar var. Balkonumuzun altına sürekli çöplerini koyup giden bu meçhul şahıs ile tanışmayı çok arzu ediyorum. 25 metre ilerideki çöp konteynerine çöp götürmek bu kadar zor olmamalı. Belki malum kişi mecburiyetten bırakıyordur. Ama bu durumu söylese gerçekten ben çöplerini bırakmaya talibim. Çünkü yaz geliyor ve çöpleri bıraktığı yer benim balkonumun altı. Gece köpek ve kediler o çöpleri parçalayıp ortalığa saçıyorlar bu da medeni bir durum oluşturmuyor. Açıkçası bu durumu hiç de hoş bulmuyorum.

PERİSKOP

Yalancılık

İş ahlakı olmayanın, iş dışındaki yaşamında ahlaklı olması mümkün müdür? Veya tam tersi özelinde ahlaklı olan, işinde ahlaksızlık yapabilir mi? Aslında vurgu yapmak istediğim konu ahlakın işi yada özel hayatı olur mu? İGDAŞ gazı açmak için randevu verdiği kişi evde olmasına rağmen geldik yoktunuz diye mesaj bırakıp gidiyor. Oysa o saatlerde evde bekleyen var. İGDAŞ’ı arayınca da ALO 153’ün aranması tavsiye ediliyor. Tekrar randevu almak için verilen telefon da devre dışı. Yalana herkes mi ortak olur!.. Aynı olayı bende aylar öncesinde yaşadığım için bunun devam ettiğini gördüğümden yazma gereğini duydum. Helal kazanç denilen şey doğru, dürüst, samimi olmakla elde edilir. Önemli olan paranın az veya çok olması değil, işini düzgün yapanın parasının bereketlli olacağını bilmesidir.

Dünya Mutluluk Günü

Bu hafta salı günü, 20 Mart Dünya Mutluluk günü nedeniyle Türkiye’de yapılan bir araştırma gündeme geldi. Buna göre Türkiye TÜİK verilerine göre yıllar geçtikçe mutsuzlaşıyormuş. Mutluluk oranı 2016 yılında yüzde 61,3 iken bu oran 2017 yılında yüzde 58’e düşmüş. Psikolog Selin Pekşen’e göre mutsuzluğu azaltmak, bireyin sorun çözme becerilerine, sorunlara karşı mücadeleci tavrına ve pozitif bakış açısını her daim korunmasına bağlıyor. Yine Pekşen mutsuzluğu azaltmak için önerilerde bulunuyor; “İnsanın yaşamında mutlu olabilmesi gereksinim ve isteklerin karşılanması, doyuma ulaşmasıyla ilişkilidir.” Ancak isteklerin karşılanması altı çizilmesi gereken bir noktadır. Zira istekler Maslow’un teorisine göre sonsuzdur. O halde sonsuz isteklerin karşılanmasının insanı çıldırmanın eşiğine getirebileceğini bilmek gerekiyor. Zira Hazreti Ali “İsteklerimin olmaması ile Allah’ı bildim” demektedir. Durup düşünmek gerekiyor. Doymak bir insani istektir. Fakat sofradan doymadan kalkmak irfani bir iradedir. Doyumsuzluk insani bir zaaftır. Bu zaafı baskı altıan almak da irfani bir terbiyedir. İnsan sadece kendini düşünerek değil, bulunduğu toplumu düşünerek ancak kamil insan olur. İşte o zaman insan mutluluğun manevi hazzını tadar.