KERKÜK'TE PEŞMERGE GERİLİMİ, MUHTEMEL OYUNLAR, HASSAS DENGELER VE RİSKLER

Faruk AKTAŞ 17 Kas 2021

Irak'ta, özellikle Kerkük bölgesinde son dönemde artan DAEŞ saldırılarının önlenmesi kapsamında geçtiğimiz aylarda merkezi Bağdat yönetimi ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasında varılan bir anlaşmayla "Ortak Koordinasyon Merkezi" kuruldu.

Irak’ta, özellikle Kerkük bölgesinde son dönemde artan DAEŞ saldırılarının önlenmesi kapsamında geçtiğimiz aylarda merkezi Bağdat yönetimi ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasında varılan bir anlaşmayla “Ortak Koordinasyon Merkezi” kuruldu.

Anlaşma çerçevesinde Kürt yönetimine bağlı Peşmerge güçlerinin de Kerkük ve çevresinde konuşlandığına dair bilgiler geliyor.

Bu gelişmeler, Kerkük’teki bazı Türkmen gruplar arasında endişeye yol açarken Türkiye’de de bazı kesimler tarafından “Ankara’nın acilen duruma müdahale etmesi gerektiği” yönünde beklentilerin seslendirilmesine vesile oldu.

Bu yöndeki tartışmalara girmeden önce yakın dönemde Irak’ta, özellikle de Kerkük ve çevresinde yaşanan gelişmelere dair bazı bilgileri paylaşmakta yarar var.

Irak Anayasası’nın 140. Maddesi’ne göre tartışmalı bölgeler arasında yer alan Kerkük, ABD’nin 2003’te Saddam’ı devirmeye yönelik işgal müdahalesi sonrası aşama aşama Bölgesel Kürt Yönetimi’nin denetimine geçmişti.

Eylül 2017’de Kuzey Irak’ta yapılan “bağımsızlık referandumu” sonrasında ise Irak ordusu, İran destekli Haşdi Şabi grupları ile birlikte kentin denetimini Peşmerge’den geri aldı.

Son dört yıldan bu yana kentin denetimi Irak ordusu ve Haşdi Şabi güçlerinin elinde.

Irak’ın petrol rezervleri bakımından en zengin bu bölgesi, Irak’taki tüm siyasi güçlerin yanı sıra ABD, Çin ve Rusya dahil birçok küresel güç kadar İran ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçler için de ilgi odası bir bölge.

Türkiye için de hem tarihi bağları, hem de büyük bir Türkmen nüfusun bulunması açısından önemli.

Dolayısıyla Ankara’nın bu bölgede yaşananlara kayıtsız kalması düşünülemez.

Kerkük’ün yeniden ve tamamiyle Peşmerge kontrolüne geçmesi Ankara tarafından kabul edilmez olduğu gibi mevcut durumun da hem bölgedeki Türkmenler açısından hem de Türkiye’nin çıkarları açısından iyi bir noktada olmadığını söylemek gerek.

Zira daha öncesinden Kerkük’te varlığı pek hissedilmeyen PKK, bölgenin Irak ordusu ve Haşdi Şabi’nin denetimine geçmesinin ardından geçen 4 yıl içinde terör örgütü burada ciddi bir etkinlik sağladı.

Kentin birçok noktasında ofisler açan PKK, bazı bölgelerde Haşdi Şabi’nin şemsiyesi altında silahlı faaliyet gösterebilir duruma geldi.

Ankara açısından Kerkük’teki en ciddi açmaz, Türkiye’nin kollamak ve haklarını korumakla kendini yükümlü hissettiği Türkmen gruplar arasında siyasi bir birlik olmayışı.

Türkmen grupların bir kısmı Türkiye’nin desteğiyle faaliyetlerini devam ettirirken bir kısmı Bölgesel Kürt Yönetimi ile ortak hareket etmekte.

Hatta özellikle Şii Türkmen gruplar arasında bölgede PKK ile açık bir iş birliği halinde olan İran destekli Haşdi Şabilerle ortak hareket edenler de var.

Öte yandan Irak’ta hemen hemen her siyasi oluşumun kendilerine bağlı silahlı güçlerin bulunmasına karşın Türkmenlerin böyle bir güçlerinin bulunmayışı da sahadaki dengeler açısından ciddi bir eksiklik.

Irak Başbakanı Mustafa Kazımi, Mayıs 2020’de başbakanlık görevini üstlendiğinde en önemli taahhütlerinden birisi, tüm silahlı grupların ellerindeki silahların alınacağı ve Irak ordusu dışında hiçbir gücün elinde silah bulundurulmayacağıydı.

Geçen 1.5 yıllık süreç içinde Irak’ta bu yönde hiçbir adım atılmadı.

Yakın bir süreç içinde de Irak’ta böyle bir denetimin sağlanması mümkün görünmüyor.

O nedenle başta Kerkük olmak üzere Irak’taki Türkmen grupların hem kendi aralarında güçlü bir siyasi birlik sağlamaları hem de diğer siyasi yapılar gibi kendi silahlı güçlerini oluşturmaları önem arz ediyor.

Şimdi gelelim Kerkük’ün denetimi yönündeki tartışmalara.

Kuşkusuz doğru olan ve Türkiye açısından da en kabul edilebilir olan, bölgede Türkmenlerin, Arapların ve Kürtlerin birbirlerine baskı kurmadan kardeşlik ortamı içinde siyasi faaliyetlerini yürütebileceği bir siyasi bir iklimin oluşması ve güvenliğin ise merkezi yönetime bağlı ordu güçlerince sağlanmasıdır.

Ancak halihazırdaki durum böyle olmadığı gibi, yakın gelecekte Kerkük’te böyle bir düzenin sağlanması ihtimal dahilinde değil.

Esasen bu durum sadece Kerkük açısından değil tüm Irak açısından geçerli.

“Irak’ta sadece bir hükümetin oluşması değil, temelden yönetim krizi var.”

Bu sözler önceki gün Duhok Amerikan-Kürdistan Üniversitesi tarafından düzenlenen “Ortadoğu Barışı ve Güvenliği Forumu”nda konuşan Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih’e ait.

Irak’ta 10 Ekim’de yapılan seçimlerin ardından ortaya çıkan tablo, yakın bir dönemde Berhem Salih’in sözünü ettiği krizi gidereceğe benzemiyor.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Türkiye’nin Kerkük’teki gelişmeleri uzaktan izlemesi elbette düşünülemez. Gelişmeleri yakından takip eden Ankara, bölgedeki Türkmenlerin hakları ve kendi çıkarları doğrultusunda gerekli gördüğü yerde ve zamanda gerekli müdahaleleri yaptığına ve yapacağına kuşku yok.

Ancak bu konuda bir noktanın Türkiye açısından kritik olduğu kanısındayım.

Bilindiği üzere Kuzey Irak’taki “bağımsızlık referandumu” öncesinde Ankara-Erbil ilişkileri oldukça iyiydi.

Esasen daha önce bu köşede birçok kez aktarmaya çalıştığımız gibi o referandum da ABD’nin, bu ilişkileri baltalamaya yönelik Kürt Yönetimi üzerinden kurduğu bir kumpastı.

Ve bu kumpası organize edenlerin başında da o dönem ABD’nin DAEŞ ile Mücadele Özel Temsilcisi olan ve bir süre önce Biden yönetimi tarafından terfi ettirilerek ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörlüğü’ne atanan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “terör örgütlerinin adeta sevk ve idaresini yapıyor” dediği Brett Mcgurk vardı.

O kumpas önemli ölçüde başarılı oldu.

Referandum sürecinde yaşananlar nedeniyle Ankara-Erbil ilişkileri büyük bir yara aldığı gibi Washington’un tehditlerine rağmen o güne dek Türkiye ile birlikte hareket eden Kürt Yönetimi, Kerkük ve çevresindeki bölge ellerinden alınmak suretiyle cezalandırılmış oldu.

Mesud Barzani’nin “ABD bizi kandırdı. Büyük hayal kırıklığı yaşadık.” sözleri tam da buna dairdi.

Geçen süre içinde Ankara-Erbil ilişkileri eskisi kadar olmasa da önemli ölçüde yeniden düzeldi.

Hali hazırda Irak’ta PKK ile mücadele konusunda Türkiye ile iş birliği içinde hareket eden tek güç Bölgesel Kürt Yönetimi.

Dolayısıyla “bağımsızlık referandumu” kumpası ile Ankara-Erbil ilişkilerini baltalayan ABD’nin, bu kez Peşmerge’yi Kerkük’e yönlendirerek bir kez daha bu ilişkileri koparmaya çalışması ihtimal dahilindedir.

İlişkilerin bozulması PKK ile mücadele konusunda iş birliğini sekteye uğratacağı gibi Kerkük’te PKK-Peşmerge ortaklığına da zemin oluşturacaktır ki bu durum Ankara’nın arzu etmeyeceği bir konu olduğu kadar Kürt yönetimine de altından kalkamayacakları ağır zararlar verecektir.

O nedenle yaşanan gelişmeler konusunda tüm bu hassasiyetlerin göz önünde bulundurulmasının büyük önem arz ettiği kanısındayım.