KENDİMİZLE BULUŞMAK

Çocuk, önce anne- babasına benzemek ister.

İnsan, hayatı boyunca birilerine benzemek ister ve her dönemde farklı bir özdeşim modelinin peşinden koşar. Asıl amaç bu modeller üzerinden kendi kişiliğini geliştirmek, kendini aramak, kendini bilmek ve nihayet kendiyle buluşmaktır. 

Çocuk, önce anne- babasına benzemek ister. Anne-babası gibi giyinmek, süslenmek ve onlar gibi davranmak için özel bir çaba gösterir. Okul başlayınca pabucu dama atılır anne- babanın. Çocuk bu defa öğretmenini model alır. Öyle bir özdeşim kurulur ki öğretmenle, anne-babanın bazı davranışları beğenilmez, eleştirilir. 

Nihayet ergenlik yılları ile birlikte sevilen sanatçılar, ünlü kişiler, sporcular sahneyi alır gencin zihninde. Onların yaşamları, şarkıları, oyunları, davranışları sarar gencin etrafını. 

Hayat mücadelesi başladığında yaşamda daha iyi bir rol alma ihtiyacı, gencin meslek edinmesini ve bir işe girmesini yahut bir iş kurmasını sağlar. Bu aşamada çalışma dünyasının lider ve yöneticileri model alınır. 

Hayat sanki bir özdeşim modeli arayışı ile geçiyor. İnsan, doğduğu günden itibaren belki de ne aradığını bilmediği bir arayışın içindedir. Hayatının her döneminde benzemek istediği kişileri arar, bulur ve onlar gibi olmaya çalışır. Bazılarımızda daha baskın yahut daha belirsiz olan bu arayışın özünde esas ulaşılmak istenen kendimizle yüzleşme, kendimizi gerçekleştirmeve kendimizi bilme ihtiyacıdır.

KENDİNE YOLCULUK

Maslow’un, tartışmalara neden olan ve daha sonra geliştirilen İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi’ne (1943) göre ihtiyaçlarımız, belirli bir hiyerarşiyle sıralanmıştır. Bunlar; yeme, içme, çoğalma gibi fizyolojik ve maddi ihtiyaçlar; korunma, barınma, sevgi gibi sosyal ve duygusal ihtiyaçlar ve kendini gerçekleştirme ile öne çıkan ruhsal ihtiyaçlardır. Yani birey, öncelikle temel fizyolojik ihtiyaçlarını daha sonra sosyal, duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. İhtiyaçlar hiyerarşisi piramidinin tepesinde kendini gerçekleştirme yer alır ki çok az kişi bu aşamaya ulaşır. 

Kendini gerçekleştirme, maddi ve sosyal ihtiyaçları karşılanmış olan bireyin, kendisini ortaya koymak, kendisini kanıtlamak, farklılığını fark ettirmek, ruhsal ihtiyaçlarını gidermekgibi amaçlarla bir çabaya girmesidir. Bu çabanın sonucu, kimi zaman şaheser düzeyinde bir sanat eseridir, kimi zaman iki bina arasında bir ip üzerinde yürümektir, kimi zaman yazılı bir eser üretmektir, belki bir dağ evine çekilmek, bazen de bir denize yelken açıp dünyayı dolaşmaktır. 

Görüldüğü üzere temel ihtiyaç aslında kendini aramak, kendini bulmak, kendi ile hem hal olmak, belki de kendini sorgulamaktır. Bundan dolayıdır ki kişi; anne-babası, öğretmeni, ünlüler, patron ve benzemek istediği diğerleri üzerinden aslında kendisini keşfetme arayışındadır. Bu arayış çabasıyla insan, hayatına bir bütün olarak bakabilir, yeryüzünde bulunma nedenine vakıf olup hayatına anlam yükleyebilir. 

Evet, insanın en önemli ihtiyaçlarından birisi hiç kuşkusuz varlıklar dünyasında kendisini bir yerde konumlandırmasıdır. Üstelik bu konumlama bir mikro dünya olan insanın öz değerlerine ve varlık nedenlerine de ters düşmemelidir. Bunu yapamayanlar veya ruh âleminin ihtiyaçlarına uygun şekilde yapmayanlar, saksıdaki bitkinin gerçek toprakla buluşamaması gibi kendilerini hayatları boyunca boşlukta hisseder.

KENDİMİZLE YÜZLEŞME CESARETİ

Günümüzün yoğun iş hayatı, karmaşık ilişkiler yumağı, yüksek teknolojinin sınırlamaları, hızlı iletişim ve ulaşımın oluşturduğu stres ve hepsinin uzantısı gibi duran pandemi süreci, aslında kişilerin kendilerinden uzaklaştığının bir resmi gibidir. Bu resim, kendimizi arama ve kendimizle buluşma ihtiyacının, çok daha büyük önem kazandığını ortayakoymaktadır. Kendimiz gibi olmak ve kendimizle yüzleşmek giderek daha ciddi ve bilinçli bir arayışı gerektiriyor. Zira giderek daha fazla tek tipleşiyor, renksizleşiyor, hoşgörü ve tahammülü kaybediyor ve kalabalığın içinde tek başına kalıyoruz.

Kendini arama yolculuğu yağmura hasret yeryüzünün damlalarla buluşma sevdasıdır. Bir damlası olmak için denize doğru akmak ve ummana dalmaktır. Bu yolculuk, kimimiz için bedenimize egemen olan maddi âlemden mana âlemine sığınmak, benliğin hiçlik sınırlarına erişebilme çabası, belki de kapanmaya yüz tutmuş gönül gözümüzü sonuna kadar açma serüvenidir. 

Bu yolculuk; belki de hayata yeni bir ruh katma hareketi, günlük koşuşturmaların unutturduğu renkleri fark etme mücadelesi, belki de dikensiz güle diken arama sevdası ama en önemlisi geçmiş hayatın uzun bir muhasebesidir. Hesap dönemi gelmeden yapılan bu sorgulama, birçok güzellikleri beraberinde getirir. Hayat yolunun kalan kısmı için yeni bir enerji bu güzelliklerin başında gelir. Ne mutlu bu arayışın içinde olanlara, ne mutlu kendisiyle yüzleşme cesaretini gösterenlere.