KENDİMİZDEN UZAKLAŞIYORUZ

İnsani duruşumuz neden giderek bozuluyor acaba? Cevaptan önce günümüz insanının ruh durumuna ilişkin sorularımızı çoğaltalım.

Acaba günümüz dünya insanı neden yoğun bir umutsuzluk içinde ve kendi içine çekiliyor? İntihar ve boşanma oranları artarken kişilerden devletlere kadar hızlanan geçimsizlik ve savaşlara kadar insanlar neden birbirlerine saldırıyorlar? Niçin masum çocuklara, kadınlara, yaşlılara yönelen kıyım, artıyor yaşlı dünyamızda? Niçin beş şeritli yolda olduğu gibi aile içindeki mekânları paylaşamıyoruz da şiddete başvuruyoruz?

Ruhsal Açlık

Günümüz insanının psikolojisi ve özellikle gönül dünyasındaki erimenin, bu soruların cevaplarıyla yakından ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Zira bu sorunların kökeninde insanın kendisini ifade edememesinin gönül dünyasında yol açtığı yaraların, belirleyici etkisi vardır. Öyle ki bir yandan hızlı bilgi artışı, öbür yandan yoğun teknoloji, yüksek yapılarda yaşama, medya bombardımanının etkisi, aile içine hatta ceplere kadar giren yasaklı yayınlarla iç içeyiz.

Arka planımızdaki doğallıktan alabildiğine uzaklaşıyoruz. Yapaylık denizinde, göstermelik hayatların ışıltısına kapıldık adeta. Işıltılı ve içleri boş yapay dünyalar. Reklama, satışa ve en önemlisi salt maddi değerlere odaklanmış bir dünyada insanoğlu sosyal ve duygusal yönünü geliştiremiyor, kendisini ifade edemiyor, yabancılaşıyor ve her geçen gün şiddete daha fazla başvuruyor. Ruhsal açlık günden güne birikiyor. Oysaki insan maddi yani fiziki varlığı kadar ruh varlığı ile de vardır.

Özellikle gelişmiş batı toplumlarında insan ilişkileri giderek daralıyor. Genç nüfusu azalan bu ülkeler, yaşlılar kulübüne dönüşüyor. Herkesin bireysel maddi yaşamı en üst seviyelerde belki ama en küçük insani ilişkilere, etkileşimlere, sohbetlere hasret ölüyorlar. Öyle ki Amerika’nın bazı eyaletlerinde ve Avrupa’da yerel yönetimler, çevredeki yaşlılara düzenli ziyaretler ile sohbet programları düzenliyorlar. Zira yaşlılar, iletişimsizlikten şikâyetçi.

Kendisini varlıklar dünyasında konumlandırmış, kendi iç barışını sağlamış, kendisi ile diğer eşya ve canlılar arasında arzu edilen doğrudan iletişimi kurmuş, öz olarak kendisini olduğu gibi sergileyebilen, yaşayabilen insan mutludur. Günümüz insanı işte bundan yani kendisini olduğu gibi sergileyememekten muzdarip.

Bizim varlığımızın, duruşumuzun, geldiğimiz arka planın, geleneğimizin ve kültürümüzün, gitmemizi arzu ettiği yer ile çevremizde olup bitenler, medyanın etkisi, reklamlar, çeşitli siyasi kaygılar ve benzerinin gitmemizi arzu ettiği yer farklı. Daha doğru bir ifade ile günümüzde bireyin bir insan olmaktan, kendisi olmaktan kaynaklanan doğal yapısı, duruşu, yönelimleri ile kendisinden beklenen duruş ve yönelimler arasındaki açı farkı giderek büyüyor. Daha da önemlisi kendimizle, olması beklenen biz arasındaki fark açılıyor. İşte bu fark açıldıkça insan kendisinden de uzaklaşıyor.

Kendi ihtiyaç duyduğu, oynamak istediği doğal rol ile kendisinden beklenen rol arasındaki gelgitler, insanı kendisinden uzaklaştırıyor. Hayatta mutlu olduğumuz, doğal hissettiğimiz davranışlarımızdan uzaklaşıp yapay davranışlar denizinde yol aldıkça iç barışımız bozuluyor. Çünkü kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz.

Çözüm Nedir?

Çözüm tabi ki doğal olmak, kendimiz gibi olmak, aşırılıklar içermeden, bireysel kültür ve geleneğimize yabancılaşmamaktır. Günümüzün yüksek teknolojisi ve bilgi düzeyini hayatımıza yarayan yönüyle takip edecek, alacak ve kullanacağız. Bu anlamda değişime açık olup kişisel gelişimi ihmal etmeyeceğiz. Ama en az bu kadar da geleneğimize, kültürümüze daha da önemlisi bizi biz yapan değerlere yabancı kalmayacağız. Metropollerdeki hayatı, kopup geldiğimiz küçük köylerin, kasabaların, şehirlerin şekilciliğiyle değil, yerel insani değerleri ile bezeyebilmemiz önemli.

Komşuluk ilişkilerinin canlı tutulmasından, dost meclislerindeki sohbetlerin sürdürülmesine, yaşlıların baş tacı edilmesine, karşılık beklemeden birilerine bir şeyler verilmesine kadar birçok toplumsal davranış geleneğimiz aslında bizi öz hayatımıza bağlayan değerlerdir. Bu değerler gerçek hayattan kopup, ışıltılı boş dünyanın yapaylığında kaybolmamızı önleyecektir.

Yapay dünyanın hayatı derinden etkileyen dalgalarına inat, ümit, sabır ve yüksek bir arzu ile daha da çok “insan” olmanın gayretine ihtiyacımız var. Nitekim iki dudağın arasına sıkışıp kalmayan gönüllere de inen söylemler, sürekli olarak yeniden inşa, hareket ve yapılanma hali, kuvvetli bir inanç dinamiği, daha da önemlisi benliğe yönelen faydadan önce başkalarına bir katma değer üretme aşkı ve heyecanı gerek kendimizden uzaklaşmamak gerekse mutlu olmak için gerekli ve önemlidir.