KENDİ PARA ARZINI KONTROL EDEMEYEN MERKEZ BANKASI
09 Oca 2017

Her şeyden önce Merkez Bankası’nın dünyanın neresinde olursa olsun kendi bastığı para arzını kontrol etmekle yükümlüdür. Para arzının çekirdeğini ise parasal taban oluşturur. Parasal Taban ekonomide dolaşan nakit para miktarı artı bankaların Merkez Bankası’nda tuttuğu karşılıklardan oluşur. Bankalararası para piyasası ise Merkez Bankası’nın da dahil olabildiği bankaların birbirlerinden kısa vade ile (gün içi veya günlük) borçlandığı para piyasasıdır. Bu piyasada arz ve talep dengesinin oluştuğu denge para miktarı da Parasal Taban’ın hacmi üzerinde birebir etkilidir. 

Günlük işlemlerde bankaların bazıları net nakit fazlası bazıları da net nakit açığı verir. Eğer net nakit açığı olan bankaların nakit açığı diğer bankaların nakit fazlasından yüksekse, o takdirde Bankalararası Para Piyasası’nda talep artar. Bu ise denge faizin yükselmesine yol açar. Tersi durumda ise talep ve denge faizi düşer. Talepteki dalgalanmalar belirsizlikten, ekonomideki ödeme zincirindeki aksaklıklardan ve iktisadi ve siyasi konjonktürün diğer bileşenlerinden etkilenir.                                                                                                         

Bugün uygulanan para politikası bu piyasadaki faizlerin dalgalanmasını sınırlandırmayı amaçlayan bir politikadır. Merkez Bankası bir taban ve tavan faiz belirleyerek bu ikisi arasında faizlerin piyasada dalgalanmasına müsaade etmektedir. Eğer talep çok düşerse ve piyasa faizi taban faizin de altına inerse bankalar nakit fazlalarını Merkez Bankası’na taban faizden yatırır. Bu durumda bankalar Merkez Bankası’na ne kadar para yatırırsa Parasal Taban da o kadar azalır. Eğer talep çok artarsa ve piyasa faizi tavan faizin de üstüne çıkarsa bankalar nakit açıklarını Merkez Bankası’ndan tavan faizden borçlanarak karşılarlar. Bu durumda bankalar Merkez Bankası’ndan ne kadar borçlanırsa Parasal Taban da o kadar artar. 

Faiz koridoru ne kadar genişse, yani tavan ve taban faizler arası fark ne kadar büyükse piyasa faizinin dalgalanma marjı da o kadar yüksek olur. Fakat bununla birlikte, bankaların nakit talebine bağlı olarak Parasal Taban ve Para Arzı’nın dalgalanma ihtimali de o kadar azalır. Faiz koridoru ne kadar darsa, yani tavan ve taban faizler arası fark ne kadar küçükse piyasa faizinin dalgalanma marjı da o kadar düşük olur. Bu takdirde, bankaların nakit talebine bağlı olarak Parasal Taban ve Para Arzı’nın dalgalanma ihtimali de o kadar artar.  Eğer faiz dalgalanmasını sınırlandırırsanız, arz ve talep şoklarında miktarda, yani Parasal Taban’da ve dahi Para Arzı’nda dalgalanmaların olması kaçınılmazdır. Bir de dışa açık bir sermaye rejimimiz olduğu göz önüne alınırsa dış dünya kaynaklı her spekülâtif dalga para arzında dalgalanmaya yol açacaktır.

1980’lerin başından beri dünya iktisatçıları arasında moda olan para politikası enflasyon hedeflemesidir. Bu politika temelde iktisatta Taylor Kuralı olarak bilinen ve Merkez Bankası‘nın sadece faizleri belirleyerek bütün ekonomiye kontrol edebileceği tezine dayanan bir politikadır. Bugün dünyada birçok Merkez Bankası ya doğrudan Bankalararası Para Piyasası’nda faizleri belirleyerek ya da bizdeki gibi faiz koridoru ile ekonomiyi yönlendirmeye çalışmaktadır. Ancak Taylor Kuralı’nın anlamlı olması için ülkenin gelişmiş ve sanayileşmiş bir ülke olması, bütün piyasalarda tam rekabetin geçerli olması ve devlet müdahalesinin minimum olması gerekir.     

Merkez Bankası faiz koridorunu daha aşağı indirirse, bunun yukarıda belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde ekonomideki diğer faizleri de aşağı çekmesi beklenir. Ancak, bankacılık sektörü rekabetçi yapıdan uzak oligopolcü bir yapıda ise, o takdirde faiz indirimi vatandaşa yansıyan tüketici, işletme sermayesi ve yatırım faizlerinde herhangi bir değişime yol açmaz sadece bankaların kârını arttırır. Faiz koridorunun düşürülmesinin Parasal Tabana olan etkisi, talebe gelen pozitif şokların parasal taban üzerindeki etkisini arttıracak ve negatif şokların parasal taban üzerindeki etkisini azaltacak yönde olur. Merkez Bankası faiz koridorunu daha yukarı çekerse, bunun aynı şartlara bağlı olarak ekonomideki diğer faizleri de yükseltmesi beklenir. Faiz koridorunun yükseltilmesi eksik rekabete dayalı bankacılık sektörlerinde ise doğrudan vatandaşa yansıyan faizlerin artmasına neden olur. Faiz koridorunun yükseltilmesinin Parasal Tabana olan etkisi, talebe gelen pozitif şokların parasal taban üzerindeki etkisini azaltacak ve negatif şokların parasal taban üzerindeki etkisini arttıracak yönde olur. 

Şu anda ciddi oranda bir belirsizlik bulunmaktadır. Bu ise Bankalararası Para Piyasası’nda talebi arttıracak pozitif şokların daha fazla olduğu anlamına gelir. Merkez Bankamız, özellikle yeni yönetim işbaşına geldiğinden beri, hem koridoru bütün olarak aşağı çekmeye başlamış hem de koridoru daraltma sürecini başlatmıştır. Yukarıda anlatılanlara göre, bu politikanın sonucu nettir:

• Bankalararası Para Piyasası talebindeki artışları Merkez Bankası gıcır Törkiş Lira basarak karşılamaktadır ki, örneğin bu Sayın Cumhurbaşkanımız’ın Başbakan iken sarfettiği “Açıktan basılan para benim sarf-ı nazarımda kalpazanlıktır!” sözü ile çelişmektedir.

• Bankalararası Para Piyasası’nda parasal taban ve para arzı üzerinde Merkez Bankası’ndan daha fazla bankaların (yani Sayın Cumhurbaşkanımız’ın ifadesiyle “faiz lobisinin”) ihtiyaçları ve kâr iştihaları belirleyici olmaktadır: yani para politikası “faiz lobisine” bağlanmış bulunmaktadır!  

• Hangi aracı ve politika stratejisini kullanırsa kullansın, eğer bir Merkez Bankası kendi para arzını kontrol edemez ve bunu “faiz lobisinin” inayetine terk ederse, o Merkez Bankası Başkanı ve Yönetiminin kepenkleri kapattığı anlamına gelir. 

• Parasal kontrol olmadan enflasyon hedeflerine ulaşmak hayal olur. 

• Para arzını kontrol edemeyen bir devlet de, devlet olma vasıflarından birinden vazgeçmiş demektir.