İSLAM'DA TEKTİPLEŞME YOKTUR
09 Kas 2017

EMANET EHLİNE YAKIŞIR

Bu konuda çok yazıyor ve konuşuyoruz ama elimize bir imkan geçince de unutuveriyoruz. Hatta geçenlerde annem bile bana “sende öyle yapmaz mısın? Bir yere yönetici olsan ilk önce en yakınlarını alırsın” dedi. “Vallahi de billahi de almam. Eğer alacaksam da Allah bana öyle bir imkan vermesin”, dedim. Yüce Allah Kuran-ı Kerim’in  Nisa Suresinde aynen şöyle buyurmaktadır;  “Haberiniz olsun ki Allah size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmedesiniz, hakikat Allah size ne güzel va'z veriyor, şüphesiz ki Allah semi, basir bulunuyor.”

İşlerin ehline verilmemesi emanete ihanettir. Herhangi bir iş ahlaklı ve liyakat sahibi kişilere verilirse hak ve adaleti temin ederiz. Aksi takdirde kıyamet yakındır. Çünkü emanet ancak ehline yakışır.

İSLAM’DA TEKTİPLEŞME YOKTUR

tektipleşme_Ana Yazı

Alemlere rahmet olarak gönderilen son din İslam ve  İslam’ın elçisi ve nebisi Hazreti Muhammed’in kutsal daveti bizim herhangi bir nicelik birimiyle anlatamayacağımız derecede kapsayıcılığı vardır. İbn’ül Arabi’ye göre sonsuzluk dahi bir sınırlama getireceğinden Allah’ın varlığına bir insan nazarı ile bakmamız mümkün değildir. Ancak aynı zamanda da bir insan olarak onun azameti ve yaratma kudretinin emsalsizliği üzerine düşünme ve tefekkür etme mecburiyetimiz de vardır.  

Tevhid biz olma hadisesidir

İslam’ın sarıp sarmalaması, insana ihtiyacı olan şefkati vermesi ve kucaklaması Allah’ın sevgi ile hükmetmesindendir. Hazreti Peygamber İslam’ı anlatırken nasıl bir sevgi ve merhamet ikliminde insanları kucaklamıştır, insanları nasıl o muhabbet şemsiyesi altında birlemiştir bunları hep yeniden düşünmek ve anlamak lazım. Buna çok ihtiyacımız var. Yoksa tevhid herkesi kendimize benzetmek değildir. İslam mıknatıs gibi herkesi o sevgi ve muhabbet odağına çeker. Farklılıklarımız, birbirimizi anlamak ve Allah’ın azametini idrak etmeye çalışmak için bir tefekkür vesilesidir. Birbirimize tevhitte varabilmek kendimizle barışmaktır. Kendiyle barışan için ikilik yoktur farklılıklar da güzelliğe dönüşmüştür. Tevhid Allah’ı birlemektir. Onu birlerken bütün insanlığın ve bütün yaratılmışların birbirine kalben bağlı olduğunu hissetmektir. Ben, sen O’nun Allah indinde bir bütün olarak biz olma hadisesidir.

Kendini tanımak için ona bak.

İnsan tek başına sürekli aynaya baksa dursa ve ben kimim dese bir ses alamaz. Hatta bunu yapanlara da biz bir doktora görünmeli deriz. Ancak fantastik olarak düşünecek olsak Dünya’da herkes yok olsa ve bir ayna ile baş başa kalsak halimiz nasıl olurdu? Biz kime bakıp kendimizi anlayacaktık ki? İşte bu yüzden değil midir ki yüce yaratıcı kendimizi anlamak, tanımak için farklı farklı insanları yaratmıştır. Ben benden uzun olana bakınca kısalığımı, beyaz tene bakınca kara tenimi farklı aynalarda görüyorum. Kendimizi kendi aynamızda bilemeyiz. O zaman bize kendimizi fark ettiren bu aynaları kırıp kendi varlığımızı da inkar etmek büyük bir azap değil midir?

Tek tip kıyafet zorunluluğu.

Türlü türlü yaratılmış olan insanları aynı tornadan geçirmeye zorlamak fikir, düşünce dayatmak İslam’ın özüyle çelişkilidir. Farklılıklardan birlik oluşturabilenler huzur bulurlar. Çünkü yaratılışın gayesi Allah’ın muhabbet ve sevgisini yani rahim sıfatının kapsayıcılığını anlamaktır. Mavi veya bir başka rengin üstünlüğünü, güzelliğini savunabilmek için gerçekten de çıldırmış olmalıyız. Öyle değil mi? Herkesin kültür ve yaşam deneyimlerinden elde ettiği birikimleri kendi varlık sebebidir. Onu yok etmek, hor görmek bir gün aynısının başına gelebileceğini de anlayamamak demektir. Herkese aynı giysiyi giydirmek aynı fikri yüklemek onları tımarhaneden fırlamış akıl hastalarına dönüştürmek demektir. İnsanlar türlü türlü nedenlerden, giyim kuşamları, yeme içmeleri, davranış biçimleri, doğal olarak üslupları farklı farklı olacaktır. Esas olan insanın inanç merkezli manevi değerlerde ahlaken birleşmesidir. İnsanı insan yapan, daha da önemlisi Müslümanı Müslüman yapan cehaletini ve bencilliğini ortadan kaldırmasıdır.  İyilik etme ve kötülükleri kaldırma mücadelesinde gönül yapıcı olması ve asla gönül kırıcı olmamasıdır. 

KESTANE KEBAP ACELE CEVAP

fotodüşündürdükleri6

Anneannemin dilinde bir tekerlemeydi “Kestane kebap acele cevap”. Belki çocukluğunda odun sobasının etrafında otururken söyledikleri tekerlemelerden biriydi bu. Kim bilir daha başka ne tekerlemeler vardı aklında. Ondan bana miras kalan bu tekerleme ile sobanın üzerinde fokur fokur kaynayan çaydanlık ve abdest için ısıtılan bakır güğümün hikayesi. Çıtır çıtır yanan odun ateşinde nar gibi kızaran kestaneleri bekleyen çocuklar varmış geçmişte. Öyle ya ne televizyon hatta ne radyo bilinirmiş o zamanlar. Kış gecelerinin tek heyecanı sobanın etrafında dönen eğlenceler. Tekerlemeler, kestane, patates közleme sonrası bilmece ve sobanın sıcaklığının sonuna doğru soğumadan girilen yataklarda tatlı uykuya dalmalar. Anneannem bana yazdırdığı her mektubun sonunda “Kestane kebap acele cevap” diye bitirirdi. Belki de sobanın etrafındaki günlerini yad etmektir içindi bu tekerleme. Kim bilir anneannem çok oldu göçeli beka alemine, dilime düştü ondan bu tekerleme. Rabbim rahmetiyle muamele eylesin tüm sevdiklerimize..

POZİTİF

Her ilçede bir kültür merkezi

On beş yıl öncesine göre baktığımızda bugün neredeyse her ilçede bir kültür merkezi, gençlik merkezi, bilgi evleri, semt konakları adları ne olursa olsun kültür amaçlı yapılan birçok bina var. Özellikle İstanbul, Ankara, Bursa, Konya gibi belli başlı illerimizde sayıları ve büyüklükleri göz dolduran konferans, tiyatro, konser salonları hatta çalıştaylar için daha küçük odalı kültür merkezlerimiz var. Teknik anlamda da günümüz teknolojisini barındıran her türlü konforu da bulabileceğiniz bu salonlara ulaşmak da artık çok kolay. İstanbul için konuşacak olursak takriben 15-20 yıl öncesinde Taksim AKM, Beyoğlu Tarık Zafer Tunaya, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi ve Bahariye’deki Halk Eğitim merkezi dışında bir yeri sayabilmem mümkün değildi. Kültürel aktivitelerin gerçekleştiği salonlara özellikle çocuk ve genç yaştaki insanlarımızın ulaşabilmesi çağı yakalayabilmek adına önemli bir noktadır. 

yeniAKM_PozitifNegatif2

NEGATİF

Kültür Sanat yöneticiliğimiz yok

Kültür sanat alanında yetişmiş yöneticilerimizin olmaması nedeniyle kültür merkezleri doldur, boşalt etkinliklerinin ötesine gidememektedir. Plansız ve birbirini taklit eden sergilerin, seminerlerin birbirini takip etmesi artık kültür sanat adına halka bir şey vermediğini anlamak zor değil. Özellikle kadim sanatlarımızı güncele taşıyabilmek adına yeni sergileme teknikleri ve arayışlar oluşturmamız gerektiğini görmek gerekiyor. Sadece İstanbul için konuşursak başlı başına açık hava müzesi olan şehrimizin iyi yetişmiş ve kültür sanat yöneticiliği eğitimi almış ehil ellere emanet edilmesi gereken önemli bir iştir. Nasıl artık işletme fakültelerinin birçoğunda spor, hastane işletmeciliği/ yöneticiliği bölümleri varsa ülkemizde kültür sanat yöneticiliği bölümlerin çoğalması ve buradan mezun hatta Londra, Berlin, Newyork, Tokyo gibi şehirlerdeki sanat faaliyetlerini takip edebilen ileriyi görebilen sanat yöneticilerine acilen ihtiyacımız var. Aksi takdirde her yetkili akrabasını kültür sanat müdürü  yaparsa kültürde iktidar olmamaız hayal olur. Bu üzücü negatif bir durum. Herkes hak ettiği yeri bulmalı diyor ve ümid ediyorum.

GÜNCELLENMEK

Sadece yapacağımız işleri değil kendimizi de güncellemeliyiz. Kendimize bir liste çıkarmalıyız ve bu listede ilk etapta şunlar olmalı. Ancak bu listeyi siz kendinize göre de uzatabilirsiniz.

Bugün kimin hayatında güzel bir şey yapabilirim? Mesela; ihtiyacı olan birine yardım edebilirim. Yaşlı bir teyzenin evine çantasını taşıyabilir veya arabama alıp gideceğe yere kadar bırakabilirim. Bir çocuğun hayatında iz bırakabilirim: Onun derslerine yardım edebilir, parkta onunla salıncakta sallanabilirim.

Kendi beğenmediğim, eleştirdiğim ve en yakınımdakilere rahatsızlık verdiğim bir huyum var mı? Düşüneyim ve nasıl değiştirebilirim? Sürekli evin dağınıklığından şikâyetçi olmaktansa, ev halkını kendi haline bırakıp, dağınıklığı toplamayıp, bir süre sonra bundan rahatsız olacaklarını umut ederek sabredebilirim.

Küstüğüm, konuşmadığım kimseler var mı? Hemen şöyle bir düşüneyim: yok. Harika o zaman olanlara tavsiyem hemen barışın. Dr. Sait Başer’in tabiri ile varışın. Çünkü aslında bu kelimenin kökeni Türkçe olduğundan “Varışmak” imiş. Yani birbirimize vararak bir olmak, barışmakmış.

Kötü bir alışkanlığım var mı? Tırnak yemek, titizlik hastalığı, şikayet hastalığı, kötümserlik gibi.. Bunlardan kurtulmanın çareleri aranmalı. Gerekirse profesyonel yardım almalı. Ama insanın kendi içinde istemediği alışkanlıklardan dahi kurtulabilmek için gerekli inanç ve potansiyel vardır. Yeter ki sevgisiz kalmasın insan.

……………………

Kızılay’ın başarısı.

Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık’ın, Uluslararası Kızılay-Kızılhaç dernekleri Federasyonu (IFRC) Avrupa bölgesinden sorumlu genel başkan yardımcısı seçilmesi çok şey ifade ediyor. Türkiye’nin başta Suriye’den göçmenleri kabul etmesiyle başlayan mazlumların sesi olması ve insanlığı kucaklaması gözden ve kalplerden kaçırılacak bir şey değildir. Ardından Irak, Myanmar, Somali’deki insani krizlerin çözümünde beklentisiz bir şekilde sadece insanlık adına yaptığı çalışmaların başarısıdır bu. Anadolu insanının irfan geleneğinin içinde aranması gereken bu haklı başarısı Anadolu erenlerinin, Baciyan-ı Rum’ların mirasıdır. Türk insanının içindeki şefkat, merhametin mazlumların yüreğine serptiği suyun Hak nezdinde tasdik edilmesidir. Özellikle Kızılay’ımızın bu başarısı ile 1868’den beri hilalin gölgesinde sürdürmüştür. Bütün takdire şayan çalışmaları adaletin, sevginin, merhametin bir göstergesidir. Eski adıyla Hilali ahmer olan Kızılayımız hiçbir insan ayrımı yapmaksızın, insanlığın onurunu koruma adına darda kalmış her tür insana ve topluma elini uzatmaktadır. Bundan dolayı bütün dünya Türk Kızılayını takdirle karşılamaktadır.