İŞ İNSANI

Bir iş insanının gidip bir futbol kulübünde başkanlık yapmasını da bundan bağımsız düşünemeyiz.

Cinsiyetçi yaklaşıma düşmemek için iş adamı yerine son zamanlarda iş insanı diyoruz. Bilim adamı yerine bilim insanı kullanılır oldu sıklıkla. (TÜSİAD ve MÜSİAD markalaşmış adlarını elbette değiştirmedi iş adamı diye devam ediyorlar üyeleri arasında iş kadınları bolca olmasına rağmen.) Bir de balık adam var ama onu balık insanı yapamadılar o balık adam diye devam ediyor.

Dünyada takım sahipliği sistemi olan ülkelerde zengin patronların kulüpler satın almaları sıkça görülen bir “business event”. NFL’de takımı olan bir iş insanı gidip Premier League’de takım satın alabiliyor. Çinli bir yatırım grubu İngiliz Ligi’ne yatırım yaparken, Taylandlılar Fransa’da takım peşine düşebiliyor. Bir ara bizde de Korelilerin İBFK/Başakşehir ile ilgilendiklerini duymuştuk. Yani futbol sadece futbol değil, futbol aynı zamanda bir iş. Böyle olunca da iş insanlarının futbolun içinde bulunmaları normal oluyor.

Bir iş insanının gidip bir futbol kulübünde başkanlık yapmasını da bundan bağımsız düşünemeyiz. Çünkü iş insanının dünyası iştir, işten ibarettir. Her ne yapıyorsa işini büyütmek, kârını maksimize etmek ve geleceğe yatırım yapmak için yapıyordur. Siz o kerli-ferli kocaman ve kodaman amcaların/abilerin ne için başkanlık yaptığını sanıyordunuz? Hayır olsun diye mi? -Bu kadar saf olamazsınız, güldürmeyin insanı.

Bir de bunun üst versiyonu var, gençlerin diliyle 2.0 sürümü. O da iş insanlarının Federasyon Başkanı olmaları durumunu ifade ediyor 2.0

Bir iş insanı neden acaba futbol kulübünün başına geçmeyle yetinmez de illâ tüm organizasyonun en tepesine geçmek, (futbol federasyonunu) ister? Kafasını dinlemek için mi? Hem de Türkiye’de? Ama dedik ya iş, iştir.

Bunda da garip bir yön yoktur yani. İşin doğası bunu gerektirir çünkü. Kimisi PR için girer bu işlere kimisi misyon için, kimisini birtakım görevler için birileri o göreve tayin eder. O da birikimini bu beklentileri karşılamak üzere sarf eder. Her iki taraf da bundan mutlu olurlar süreç sonunda.

En bilinen örnek Merhum Hasan Doğan’dır. Futbolumuzda o dönem yaşanan kaosu bitirmek için Devletin en üst makamı tarafından gelen rica üzerine görevi üstlenmiş ve vefatına kadar olan 143 günde bu görevi bihakkın deruhte etmiş ve gemiyi fırtınalı sulardan sakin sulara taşımıştı. Emr-i Hakk vâki olmasa şu gün bambaşka bir noktada olabilirdik.

Sonra Yıldırım Bey var mesela onun göreve getirildiği dönemde de 3 Temmuz Komplosu sonrasında ortalık yangın yeri gibiydi. Onu göreve getiren güç de bu çalkantının sükûnet ve suhuletle halledilmesini istedi kendisinden, o da sağ olsun elinden geleni ardına komadı ve büyük kırılmalar yaşanmadan ortalığı toparladı. Ayrılırken de “drahoma” olarak İddaa ihalesini alıp köşesine çekildi. Win-win/kazan-kazan durumu anlayacağınız.

Yurt içinde ve yurt dışında milyar dolarlık taahhüt işleri yapan, havaalanı, köprü, otoyol inşa eden, elektrik üretip satan, son dönemde açılan tüm ihaleleri –ortaklarıyla beraber- silip süpüren, inşaat, turizm, altyapı, çimento, gıda işleri de bulunan bir müessesenin patronu niye acaba futbol federasyonun başına düşünüldü? Ununu elemiş, eleğini asmış bir iş insanı değil ki Nihat Bey. Gayet dinç, heyecanlı ve atak birisi olarak işinin-gücünün başında. Hadi düşünenlerin başka projeleri var diyelim kendisi niye kabul etti sizce?

Mario Puzo’nun The Godfather/Baba romanında bolca kullanılır; “not personel, just business” diye. Yani şahsi bir mesele değil sadece iş icabı anlamında.

İlginç olan; işini seven ve o işi büyütmek, idame ettirmek için çalışan bir iş insanının işini iyi yaptığı için eleştirilmesi ancak bize özgü bir garabet olsa gerek.

Dozer Cemil Sezonu’nun salimen tamamlanması dileğiyle hepimize güzel haftalar.