İRİ ÇOCUKLAR

"U-12 İzmir Cup" adıyla düzenlenen 12 yaş altı futbolcu adaylarının boy gösterdiği turnuva geçen hafta sonu oynandı bitti.

Geriye; birbirinden yetenekli yüzlerce çocuğun üç gün boyunca hünerlerini gösterdikleri kıran-kırana zevkli maçlar ve turnuvanın ruhunu anlamamış, “vur, kır, parçala; bu maçı kazan” anlayışının kötü bazı örnekleri kaldı ağzımızda buruk bir tat olarak.

Özellikle Avrupa’da düzenlenen bu türden turnuvalarda score-board’un sadece süre kısmının çalıştığı, atılan-yenilen gol kısmının boş bırakıldığı anlatılırdı efsane olarak. Çünkü alt yaş guruplarında yarışmacılık değil, eğitim ve etik değerler ön planda tutulur işin felsefesi gereği. Böylece; La Masia’da başlatılan bu tercihin kabul görmesiyle yaygınlaşmış ve yenme-yenilme dışında bir sonucun varlığı da genç beyinlere işlenmek istenmiştir.

Alex De SOUZA ve Spor Bakanımız Osman Aşkın BAK’ın açılış töreninde birlikte forma giyip ter döktükleri Uluslararası U-12 Futbol Turnuvası bu sene diğer senelere göre medyada daha fazla yer bulabildi. Basın ve iletişim konuları oldukça profesyonel yürütüldüğü için gözler gençlerin üzerine çevrildi üç gün boyunca. 21 ülkeden 56 takımda yer alan dünyalarca çocuk gönüllerinden geldiği gibi yeteneklerini sergiledi.

Cumartesi günü oynanan maçlar sırasında yabancı altyapı futbolcularından birisinin (Steau Bükreş takımından) –ne yazık ki- kolu kırıldı, bir diğeri de beyin sarsıntısı geçirdi. Turnuvaya katılan bazı takımların kıran-kırana sözünü yanlış anladıkları görülüyordu. Organizasyon hemen duruma müdahil oldu ve takımlardan/yöneticilerinden, fizik olarak 12 yaş standardının üstünde olan “iri” futbolcuların oynatılmaması ricasında bulundu. Genk ve Sheffield Wednesday takımları bu öneriyi kabul etmesine rağmen güzide kulübümüz BJK adına orada bulunan abi ve amcalar kabul etmediler ve nâhoş bazı görüntüler/konuşmalar eşliğinde turnuvadan çekildiler.

Bir kez daha “Alman gibi başlayıp Türk gibi bitirdiğimiz” bir organizasyon yaşadık maalesef. Duruma müdahil olan oyuncu yakınlarının bildik tepkileri ve o ana kadar iletişim konusunda iyi bir performans gösteren ev sahibinin genetik kodlarında taşıdığı “efelik” bir araya gelince büyü bozuldu ve yakışıklı prens birden kurbağaya dönüştü. Velilerle ağız dalaşına giren ev sahibi yöneticisini uzaklaştırmak için iş Jandarma’ya düştü diyelim siz anlayın aslında ne olduğunu.

Turnuvanın başlangıç aşamasında, tüm takımlar oyuncularıyla ilgili nüfus cüzdanı-pasaport gibi yaş durumunu gösteren belgeler yanında, sağlık kurumlarından aldıkları raporları da bir dosya ile organizasyona teslim ettiklerinde duruma müdahale edilse ve “iri” diye tabir edilen ve yaşıtlarından büyük olan futbolcular takımlarda yer almasalar belki de hiç sıkıntı olmayacaktı ama bu yapılmadı anlaşıldığı kadarıyla. Takımların sahaya çıktıklarında çekildikleri toplu fotoğraflarda bile âşikar görülen bu durumun son aşamada “rica” ile halledilmeye çalışılması uygun olmamış. Belki de bundan sonraki turnuvalarda “kemik yaşı”nı gösteren raporları da –verilen sağlık kurumu standardı açısından- sıkı bir incelemeye almak yerinde olacak.

Gelelim bütün çiğliklere rağmen güzel geçen turnuvanın neticesine;  Standard Liege, Twente, Brommapojkarna, Krasnodar, AZ Alkmaar, Porto, Odense ve Anderlecht’in U-12 takımları çeyrek finale kaldılar. Oynanan maçlardan sonra rakiplerini yenen Twente (Hollanda), Brommopojkarna (İsveç), AZ Alkmaar (Hollanda) ve Anderlecht (Belçika) yarı finale çıktı ve Twente-Brommopojkarna ve Anderlecht-Az Alkmar maçlarının galibi iki Hollanda takımı Az Alkmaar ve Twente finale kaldılar. Pazar günü öğlen oynanan final maçı ise görülmeye değerdi.  (Händel'in- "Zadok the Priest") Şampiyonlar Ligi müziği eşliğinde kırmızı halıdan sahaya çıkan gençlerin yüzünde güller açıyordu. Normal süresi boyunca gol olmayınca doğrudan penaltılara geçildi ve penaltılarda 5-3 galip gelen Az Alkmaar “şampiyon” oldu.

Bir kez daha; onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Güzel bir hafta diliyorum.