​İLİM KENDİN BİLMEKTİR
07 Ara 2017

İlim nefsini bilmektir. Nefsini bilince de insan Allah’ını bilir. Mârifet ise, şükretmek, sabretmek, razı olmaktır. Bu da ilmin amel kısmıdır. Dünyaya gelmekten maksat da bu iki mânâyı ele getirmektir. Nefsi tanımak, kulluğun esaslarından biridir. Onu tanıyanlar pek az olduğu gibi tanımayı arzulayanları bulmak da zordur. Allah, her iki dünyada da ârife, nefisten daha dar, dehşetli ve kötü bir zindan yaratmamıştır. Kim nefsi, gereği üzere tanırsa onun emirlerine muhâlefet eder. Kim de onu tanımaktan gafil olursa o büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Onun şerrinden emin olunamaz. Çünkü onu tanımayan kimse nasıl olur da ona muhâlefet edebilir? Bir haberde rivâyet edildiğine göre Allah dünyaya “Ey dünya, kim bana hizmet ederse, sen de ona hizmet et, sana hizmet edeni ise kendi peşinde koşturarak yor” buyurmuştur. Nefsin haz duyduğu şeylerle meşgul olmak, himmetin mânâlarından değildir. Nebî (s.a.v), yüksek ve şerefli himmetleri sebebiyle âyetteki “Muhammed’in gözü kaymadı ve kamaşmadı” vasfına sahip olmuştur. Yunus Emre öz Türkçesiyle şiirinin ilk kıtasında ilmi ne güzel anlatır. “İlim ilim bilmektir...  İlim kendin bilmektir...  Sen kendini bilmezsin...  Ya nice okumaktır.”

.....

Kul, dünyanın alâyişini, rahatını, lezzetini ve şehvetini terketmedikçe, halkın güzel davranış, övgü ve metih vâdilerinden aşıp kurtulmadıkça, Allah’a ulaşamaz. Allah, bütün bu sayılanlardan uzak kalmayı arzulayan kimseye, bunları birer imtihan vesilesi olarak yaratmıştır. Şâyet kul bunlardan herhangi birine iltifat ederse, dâvâsında haksız olduğu ortaya çıkar. Hesap ve hüsran denizinde boğulup yok olur. Pek çok nimet içinde olan kimseler vardır ki halktan mahcub, sıdktan gafil, nefsi tanımaktan câhildirler. Sabah akşam bir hesap üzere olurlar. Arşın sahibi tarafından hiç de beklemedikleri hesaplarla karşılaşırlar. Hukuk-ı ilâhiyyeyi nefsinde icrâ eder ve kendinden geçip Hakk ile beraber olursan, işte o zaman kendini bilmiş olursun. Çünkü “Nefsini bilen Allah’ı tanımış olur” buyurulur.

.....

Eğer halkın hakkını bilip hakkıyla yerine getirirsen, yani büyüklere hürmet, küçüklere merhamet, kötülük edenlere iyilik, iyilik edenlere güzel muâmelede bulunur, halkın hikmet ehli olanlarının nasihatlerini kabul eder ve kötü sözlerinden uzak durursan, çâresizlere yardım edip iktidar sahiplerine ilişmezsen, yani halk senden emin olup cümlesinin emniyyetini kazanırsan, nefsinde hüsn-i siyâsete muvaffak olursun. Ayrıca Cenâb-ı Mevlâ senden râzı olduğu hâlde kardeşlerinle güzel geçinirsin. Bu durumda hem akıl ve hikmet sahiplerinden sayılır, hem de ezâ ve cefâdan kurtulmuş olursun. Eğer nefsini bilmeyerek cehâlette kalır ve halka gerektiği değeri veremeyip onları kusurlu kabul edersen, bu durumda hem kendine yazık etmiş, hem de gazâb-ı ilâhîye uğramış olursun. Sen, kıvılcımı üzerine sıçratıp kendini yakmaktan, hevâ ve heves deryâsına dalıp boğulmaktan şiddetle sakın. Seni yoktan var eden Allah’tan sakın. Nefsinin kurtuluşu için, O’na yardımcı ol. İnsanların yanılmalarına karşı insaflı davran ki, hüsrandan âzâde, hesaptan emin olasın ve sevdiklerinden uzak kalmayasın.

Kuran-ı Kerim’in  “Oku!” emrinin hikmeti  okuyup öğrenmek ve gereğini yapmaya taalluk eder. En başta cehaleti yenmek, nefsin zaaflarnı bilmek, insanı kamil yolunda ihlasla ilerlemektir. Kendini bilen insan şuur sahibidir. Şuur sahibi insan aynı zamanda ahlaki sorumluluğu üzerinde taşır. Cehalet ise ahlaki sorumluluğu üzerimizden kaldırmaz. Bilmiyordum, görmedim etmedim diyemeyiz. İnsan aklen, fikren, zihnen hakikatle karşı karşıya kaldığında kalben teslim olur. Yol Sıratı Müstakim yoludur.  En başta kendimizi bileceğiz ki kainatın yaratıcısı Allah-ı Azimüşşan’ı da tanımış ve özümsemiş oluruz. Herşeyin sahibi ve maliki kalplerimizin de sahibi ve malikidir. İmanlı ve ihlaslı bir kalp ömrünün her aşamasında ve her nefesinde Yaratanıyla içiçedir. Zikir ve şükürdedir. İlmin ve irfanın bilincindedir. Ümmet olarak, bütün insanlık olarak cehaleti yendiğimiz sürece nurlanırız ve hidayete ereriz. Bu sayede ihlaslı bir kalp halas olmuş olur bu da kurtulmuş bir kalp demektir.