​İKİ SEÇİM (2)
20 Eki 2017

Geçtiğimiz günlerde Orta Avrupa’da iki önemli seçim yapıldı UNESCO… ve Avusturya … 

İkincisi : Katolik mezhebinin yüzyıllar boyu önemli savunucusu Habsburg Hanedanlığının ülkesi Avusturya’da yapılan seçimler. Macron’dan daha genç ve bazılarına göre de dış görünümü itibarıyla daha iyi olduğu düşünülen fakat bir değişim sonucu değil de tam tersi temsil ettiği eski muhafazakar oluşumu yüzde 31.5 civarı oyla birinci sıraya taşıyan Sabestian Kurz. Tabii bu seçimin diğer önemli sonucu A. Özgürlük Partisi saflarında aşırı sağ görüş olarak tabir ettiğimiz kesimin yüzde 27.1 oy oranına ulaşmış olması…  Almanya, Hollanda, Polonya’dan sonra Avusturya’da da önemli oy oranlarına varan sağ görüşün ulaştığı konumun  Brexit sonrası Brüksel’in başını daha da ağrıtacağı anlaşılıyor. Bu yeni başbakan adayının bir önceki  dönemde, dışişleri bakanlığı süresince tutumu ve beyanatları hep yadırganmış ve dikkat çekmiştir .

Başında olduğu diplomasi camiasının evrensel kurallarını kabaca hiçe saydığı şaşkınlıkla gözlemlenmiştir, diplomasinin yüzlerce yıllık iki temel kuralı olan (zahiride olsa) nezaket ve diğerlerine zarar vermeme hususlarında tam tersi davrandığı hatta Ülkemiz yöneticilerini hatta Cumhurbaşkanımızı dahi sürekli ağır nitelendirmelere konu ettiğini iyi hatırlıyoruz. Kendi yönetimlerimizi nezaket kuralları dahilinde eleştirmek önce bizim hakkımızdır bu hususta herhangi yabancı bir desteğe yerel muhalif düşüncelerinde ihtiyaç duymayacağı tersinin onur kırıcı olacağı muhakkaktır. Bu tarz ile ilgili sayın bakanın kendi etik davranış biçimi deyip geçebiliriz belki. 

Fakat iş Balkan yöresiyle ilgili beyan ve tutumlara gelince konunun vahameti farklılaşıyor ve artıyor. Daha önce de  bir nebze değindiğim: Ağustos ayında Sebastian Kurz’un Avrupa Birliği’ni uyararak (?) – Türkiye’nin Balkanlarda büyüyen etkisi hakkında endişelerini dile getirerek, süratle entegrasyonun (Ne demekse, yoksa acaba yeni bir yayılmacı tahakküm sistemimi?) gerçekleştirilmesi ve Türklerin önüne set çekilmesi gerektiğini dile getirdiğini ve söylemine destek olarak da; Balkanlardaki mebzul ecdat yadigarı kültürel eserlerin tamir ve yenileme faaliyetlerini ve ekleyerek dindaşlarımız ile bir takım ilişkilere gönderme yaparak oldukça kışkırtıcı bir sonuç sunduğunu hatırlıyoruz. “Batı Balkan Devletlerinin gelişmeleri için “!, yöre ülkelerini kendi saflarına dahil etmek amacıyla başlatılan “Berlin Process” uğraşının bir parçası olduğunu ve bugüne gelindiğinde 13 Ekim tarihli Avrupa Konseyi- Dış ilişkilerinin yayınladığı “Avrupa Batı Balkanlar için ne yapabilir?” isimli uzun belgeden, Makedonya, Arnavutluk, Bosna Hersek ve Karadağ hususunda Kurz’un din konusunda yaptığı atıflara benzer bu kez gayrimeşru ilişkilere atıfta bulunularak bazı düşüncelerin sunulduğu görülüyor. Böylece Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerine karşı tutumun asıl sebebi daha iyi anlaşılıyor. Sonuçta, bir proje dahilinde kışkırtıcı hazırlığın faaliyete geçirildiği açıkça görülüyor. Bu da bize Avrupa namına Avusturya önderliğinde yüzyıllarca sürdürülen baskının Balkanlar üzerinden tekrar başlamakta olduğunun açık işaretlerini veriyor.