HİPERENFLASYON VE SONUÇLARI

Geçen yazıda hiperenflasyonun tanımı ve hiperenflasyona yönelik iki model ile başlamıştık.

Geçen yazıda hiperenflasyonun tanımı ve hiperenflasyona yönelik iki model ile başlamıştık. Neo Klasiklere göre çeşitli sebeplerden yerli para birimine olan güvenin düşmesi ile paranın dolanım hızında bir artış gerçekleşmekte ve bu yüzden fiyatlar para arzı artmadan artmakta idi. Takiben para otoritesi nakit sıkışıklığını gidermek için para basmakta ve bu bir adım sonra daha yüksek enflasyona ve para birimine olan güvenin daha da düşmesine yol açmaktaydı. Para birimine olan güvenin düşmesinin sebepleri arasında savaş, doğal afetler, küresel ekonomiden gelen dışsal şoklar sayılmaktaydı. Yani Neo-Klasiklere göre süreç para birimine olan güvenin düşmesi ve paranın dolanım hızının aniden artmasıyla başlıyordu. Öte yandan Monetarist iktisatçılar yüksek enflasyon ve takiben hiperenflasyonun ilk önce para arzında bir genişlemeyle başladığını iddia ederler. Bu noktada ya Merkez Bankası’nın uyguladığı popülist para politikaları ya da dış ekonomi kaynaklı şoklar parasal genişlemeye yol açabilir. Devam eden süreçte artan enflasyon paraya olan güvenin düşmesi ve dolanım hızının artmasına yol açar. Her iki okulun da vurguladığı temel nokta hiperenflasyonun nedeni olarak para arzı ve paranın dolanım hızının bir geri besleme ilişkisiyle beraber artmasıolduğudur. Pekiyi hiperenflasyon sürecine girildiğinde ne olur? Biraz bunu irdeleyelim.

HİPERENFLASYON SÜRECİNDE NE YAŞANIR?

Hiperenflasyon hangi sebepten ortaya çıkarsa çıksın, süreç içerisinde para arzı ve paranın dolanım hızındaki artışlar birbirini takip eder. Teorik tartışmanın merkezinde sürecin ne ile başladığı sorusu bulunmaktadır ve bu soruya verilecek net bir cevap yoktur. Farklı dönem ve farklı ülkelerdeki örnekler her iki okulu da haklı çıkarabilmektedir. Ancak süreç bir defa başlayınca ekonominin içine girdiği problemler hemen hemen her durumda aynıdır. Yani başlangıç sebebi ne olursa olsun hiperenflasyon sürecinin göstergeleri neredeyse evrenseldir. 

Hiperenflasyon süreçlerinde en temel olgu para arzının para talebine göre çok daha hızlı artması ve para piyasasında sürekli bir arz fazlası durumunun bulunmasıdır. Bu durumda yabancı paralara karşı yerli paranın değeri hızla düşmeye başlar. (Yani kurlar hızla yükselir.) Enflasyondan hiperenflasyona geçişin temel göstergesi hızla değer kaybeden paradan bir an önce kurtulmak için ekonomide genel bir harcama artışı çılgınlığının başlamasıdır. Para o kadar hızlı değer kaybetmektedir ki, bir gün bile elde nakit tutmanın paranın satın alma gücünde tahammül edilemeyecek bir değer kaybına yol açacağı algısı genelleşmiştir. Bu yüzden, hanehalkları ellerinde nakit para tutmaz, bu da paranın dolanım hızını arttırırken krizi derinleştirir.  

Hiperenflasyon sürecinin en temel göstergelerinden biri de paranın değer saklama birimi olarak fonksiyonunun ortadan kalkmasıdır. Yani bu durumda yerli para cinsinden tasarruf araçlarına talep düşer. İnsanlar hızla tasarruflarını altın ve gümüş gibi kıymetli madenlere, Dolar gibi kuvvetli rezerv paralara ya da gayr-ı menkul gibi reel varlıklara transfer ederler. İktisadi aktörlerin tasarruf aracı olarak mevduat ve nakit paradan çıkması temel kural olmakla birlikte, hangi varlıklara yönelecekleri duruma göre değişir. Gayr-ı menkul gibi reel aktiflere yönelim olursa, bu varlıkların fiyatlarında aşırı spekülatif artışlar olabileceği gibi, aynı durum altın ve gümüş fiyatları için de geçerlidir. Ancak dışa açık ekonomilerde tipik olan durum yabancı paranın, özellikle sağlam para kabul edilen (Avro ve Dolar gibi) rezerv paraların kurlarının yukarı fırlamasıdır.  

Hükümetler bir hiperenflasyon sürecinde, çoğunlukla, hiperenflasyonun temel sebebi olan limitsiz parasal genişlemeyi durdurmak yerine, fiyat kontrollerini, mevduat ve kredi kontrollerini, kambiyo rejimini bozarak dövizli işlemleri sınırlandırmayı tercih ederler. Çünkü parasal genişlemeyi durdurmak ani bir fren etkisiyle kendilerini yüksek fiyat artışlarını uyarlamış kredi piyasalarını ve ticareti de durdurur. Bu ise oy ve iktidar kaybı anlamına gelir. Fiyat, ücret ve kur kontrolleri ya da kredi sınırlandırmaları ile hiperenflasyonu önleyebilmek mümkün değildir. Bu açık ekonomilerde yüklü miktarda “sermaye kaçışına” yol açarken, yerli tüketicilerin satın alma gücünün de aşırı düşmesine yol açar. Yani reel talep düşer. Öte yandan fiyatlamanın hiçbir rasyonel davranışla bağlantısının kalmadığı, kredilerin kısıtlandığı bir durumda üretim yapmak da kârlı olmaktan çıkar. Bu da reel milli gelirin düşmesi ile krizi daha derinleştirir. 

HİPERENFLASYONUN SONUÇLARI

Hiperenflasyonda ortaya çıkan başlıca sonuçlar şöyle özetlenebilir:

• Sabit getirili tasarruf araçları yani kamu sektörü ve özel sektörü mevduatları ile sabit ödemeli borçlar reel değer kaybeder.
Yüksek enflasyon veya hiperenflasyon süreçlerinde ödeme taksitleri önceki bir tarihte sabit olarak belirlenmiş yerli para cinsinden borçlar ve yine getirileri önceki bir tarihte sabit olarak belirlenmiş yerli para cinsinden mevduatlar fiyatlar hızla arttığı için hızla reel değer kaybına uğrar. Gelirleri enflasyon kadar artabilen kurumlar (başta devletin Hazinesi olmak üzere) ve bireylerin borçlarının gelirlerine oranı hızla düşer. Aynı şekilde servetlerini yerli para cinsinden mevduat ve tahvillerde tutan bireylerin de servetleri artan enflasyonla hızla erir. Hiperenflasyonun belki de tek faydalı tarafı burada ortaya çıkar: Devletin iç borçları zamanla sıfırlanır. 

• Altın, gümüş gibi kıymetli madenlerin, gayr -ı menkullerin ve hisse senetlerinin fiyatları hızla artar.
Yüksek enflasyon veya hiperenflasyon süreçlerinin ayrıcı bir noktası da servetlerini hisse senedi veya altın gibi kıymetli madenlerde tutanların kazanmasıdır. Bunun yanında gayr-ı menkul fiyatları da enflasyonun üstünde artar. Bunun sebebi gayr-ı menkul fiyatlarında aşırı spekülâtif balonların oluşmasıdır. Gayr-ı menkulün temel değeri zaten enflasyon kadar artacaktır, ama enflasyonun altında kalan faizler gayr-ı menkullerin beklenen değerini de arttırır. Öyle ki gayr-ı menkulün cari değeri temel değerinin çok üstüne çıkar. Kira çarpanı artık işlemez bir kriter haline gelir. 

• Açık ekonomi şartları altında bütün tasarruflar rezerv para birimlerine (yani Dolar veya Avro’ya) yönelir ve döviz kurları sürekli artış eğiliminde olur.
Eğer yüksek enflasyon veya hiperenflasyon süreci açık ekonomi şartları altında gerçekleşmişse, o zaman, iktisadi aktörlerin kendilerini korumak için sağlam gördükleri yabancı para cinsi nakde ve tasarruf hesaplarına dönmesi kaçınılmazdır. Çünkü bu para birimlerinin yerli para cinsinden fiyatları hızla ve enflasyonun üstünde artmaya devam eder. 

• Ekonominin genelinde yerli paraya güven sıfırlanır ve servetler ya altın ve gümüş gibi kıymetli madenler, ya gayr-ı menkul ya da rezerv paralara (Dolar ve Avro) çevrilir.
Bu durumda, günümüzde, özellikle Dolar ve Avro cinsinden hesaplara talep artmaktadır. Yüksek enflasyon kalıcı hale gelir ve yerli paranın güvenilirliği halkın gözünde sıfırlanırsa artık yerli paranın bir tasarruf aracı olarak işlevi ortadan kalkar. Bu olguya literatürde “dolarizasyon” adı verilmektedir. Yabancı paraların dışında iktisadi aktörler servetlerini korumak maksadıyla altın gömüleyebilir ya da ihtiyaç fazlası gayr-ı menkul biriktirebilirler. Altın gömülenmesi ya da iddiharı, iktisadi aktörlerin evlerinde, yastık altında ya da özel kasalarda altın stoklaması anlamına gelir. Bu tasarruflar bankacılık ve finans kesimi dışında kayıt dışı kalırlar ve dolayısıyla kredi ve yatırıma dönüşmezler. Gayr-ı menkul talebindeki artış da fiyatlarda oluşan spekülatif balonu daha da destekler.

• Açık ekonomi ve serbest kambiyo rejimi şartlarında artan belirsizlik sebebiyle yabancı sermaye ülkeden kaçar.
Şu ana kadar bahsettiklerimiz yerleşik iktisadi aktörlerin davranışlarını açıklamaya yönelikti. Eğer yüksek enflasyon veya hiperenflasyon koşulları kalıcı hale gelirse yabancı yatırımcılar için ülke artık yatırım yapılamayacak kadar riskli hale gelir. Bunu kısa sürede büyük miktarda sermaye kaçışı takip eder. Eğer Merkez Bankası müdahale etmezse sermaye kaçışı kurların anormal bir şekilde yükselmesine yol açar. Doğal olarak kur artışı enflasyonu daha da körükler. Öte yandan, kur artışını önlemek için Merkez Bankası döviz satarsa, bu da, Merkez Bankasının rezervlerini tüketebilir, takiben sisteme olan güven daha da düşer ve paranın dolanım hızındaki artışla birlikte enflasyon daha da artar. 

• Reel ücretler artan bir hızla düşer, sabit gelirli emekçiler hızla yoksullaşır ve bu zaman içinde iç talebin daralmasına yol açar.
Bütün enflasyon süreçlerinin en belirgin etkisi üretken sektörlerdeki (tarım ve yüksek katma değerli sanayi) girişimciler ile sabit gelirli memur ve işçilerin gelirlerinin satın alma güçlerinin hızla düşmesi, bu kesimlerin yoksullaşmasıdır. Bununla birlikte döviz cinsi servet ve gelir sahipleri, gayr-ı menkul sahipleri, toptan ve perakende tüccarlar, turizmciler, rantiye ve istifçiler daha da zenginleşir. Bu etkiler yüksek enflasyon ve hiperenflasyon süreçlerinde daha da katmerli hale gelir. Sonuçta gelir dağılımındaki adaletsizlik kalıcı hale gelirse ekonomideki iç talep de uzun dönemde hızla küçülür. Eğer iç talepteki düşüş dış taleple (yani ihracat artışı ile) ikame edilmezse ekonomi büyük bir krize girebilir.

• Üretken sermaye yatırımları durur.
Bu şartlar altında kimseden üretim yapıp istihdam arttırmasını bekleyemezseniz. Doğal olarak üretken sektörlerde yatırım hızla yavaşlar. 

Yüksek enflasyon ve hiperenflasyonun literatürde sıralanan sonuçları kabaca bunlardır. Pekiyi hükümetler bu durumda ne yaparlar? Ne yapmalıdırlar? Bir sonraki yazıda da bu konuya değinelim.