​HEPSİ BİR ARADA!
15 Eki 2017

Memlekette gündem yoğun... Belki de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu kadar kısa sürede, bu kadar çok olayı ilk kez yaşadık, gördük, hissettik Türkiye olarak. “Hepsi bir arada” derler ya, tabiri caizse aynen öyle. Ne diyelim, Allah daha beterinden saklasın. Son yıllarda üzülerek bazı olayları yaşamış olsak bile, burada bir şeyin altını özellikle çizmemiz gerekiyor; “bazen bazı şerler hakikaten hayra vesile oluyormuş!”. Çünkü bazı şerler “turnusol kağıdı” görevi yapıyor ve halinizi anlamanıza yardımcı oluyor, bileşenlerinizi su yüzüne çıkartıyor. Ardından da ortaya çıkan renklere göre yapmanız gerekenler için sizi tetikliyor. Düşünün bir darbe girişimi yaşadık, ama ardından bakın neler oldu, olmaya da devam ediyor. Peki, nerede bu hayr?  Onu da izah edeyim birazcık. Şu an devletin içine çöreklenmiş, sistemi ele geçirmiş, toplumun içine sinsice yerleşmiş virüsler, hastalıklar, kanser parçaları bu devletin ve toplumun bünyesinden temizleniyor. Bünye artık bunları tükürüyor. Bünye sağlamlaşıyor, bünyedeki damar tıkanıklıkları açılıyor. Haliyle toplum ve devlet yapısı da iyileşiyor, işte yaşadığımız o şerden çıkan “hayr” burada…

Gelelim madalyonun diğer yüzüne… Diyelim bu üzücü darbe girişimi, kalkışma olmamış olsaydı, Allah bunları şaşırtmamış, oyunlarını bozmamış olsaydı ve bir 5-10 yıl daha bu virüslere müdahil olunmadan yol alsa gitselerdi, bu coğrafyada neler olurdu acaba? Bakın ‘ülke’de demiyorum dikkat edin, ‘coğrafya’da diyorum! Çünkü bu virüs; Türk-İslam coğrafyası için öncelikle ve özel olarak hazırlanmış bir virüs. Ya da bu darbe diğer darbeler gibi amacına ulaşsaydı, becerebilselerdi, sonrasında neler yaşanırdı bu ülke de, coğrafyada? Bugünlerde olan bitene bakarak bunu okumak, analiz yapmak biraz daha kolaylaştı aslında. Daha da açayım darbe amacına ulaşamayınca sonrasında olan bitene şöyle bir bakın ve ardından şu soruları kendinize sorun; 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, darbeden sonra  bugüne değin yaşadığımız kimi olayları biz gene yaşar mıydık?” Gerek kalır mıydı? Yoksa darbeci hainler arkalarındaki asıl ağababalarının bugün yaptıkları, yapmaya  kalkıştıkları her türlü bu vatanın milletin milli menfaatlerine aykırı, melanet ne varsa bir bir kendiliklerinden mi yaparlardı? Onun için bu meseleye bakarken, birde; ‘ya darbe olsaydı, o vakit neler olurdu, neler yaşanırdı’ minvalinden bir bakış açısını da kesinlikle ekleyerek bakmamız gerekir. Bu perspektiften bakılırsa daha iyi bir bakış açısı yakalanmış olur. Kimileri bu işin sulandırma, bulandırma kısmını iyi yaparken, 15 Temmuz darbesini, kalkışanları, bu darbenin amaçlarını, öncesini, sonrasını vb. konuları işleyenlerin de işin bu ehemmiyetli yönüne daha fazla dikkat çekmeleri, konunun kamuoyu nezdinde daha bir kanıksanmasına katkı sağlar bence…

***

Türkiye olarak bizi gururlandıran bir şampiyonluk yaşadık. Hepimize moral verdi. Bu açıdan şahsen ben de tebrik ediyorum; Ampute Futboll Milli Takımımızı, oyuncularını, yöneticilerini. Daha önceleri engellilere dair İstanbul’da yayımlanan bir gazetede sırf engellilere destek olmak adına; aşağı yukarı bir sene, belki de daha fazla süre köşe yazıları yazdım. Bu vesileyle de elimden geldiğince epeyce program ve etkinliklerine katıldım Yani yakinen takip etmeye çalışırdım, işte bu vesileyle bu maçta şaşırdım, farklı bir şeye şahit oldum. Bir engelli etkinliğinde ilk kez bu kadar bir kalabalık gördüm. Buna şaşırdım açıkçası. Hikmeti ilahisini merak etmiyor değilim!

Bu bir tarafa, harika bir görüntüydü o kalabalık. Bu duruma dair, bizzat maçta bulunan ve engellilere dair her şeyi “hiçbir engel tanımadan, velev ki çıksa bile o engelleri de bir şekilde atlayıp geçip giderek, engellilere dair yapması gerekeni mutlaka yapan Ayhan Aktaş isimli spiker bir arkadaşım, rakip milli takım taraftarlarının  “Türkiye’de böyle bir etkinlikte bu kadar kalabalık nasıl olur da bulunur ” gibisinden, aval aval ve uzun süre bizim seyircileri baktığını, onların bu şaşkınlıklarını bizzat gözlemlediğini aktardı. Sade ben değilmişim kalabalığa şaşıran. Aslanlar gibi mücadele veren bu milli takımımızın 2015 yılında bir şampiyonluğu, birkaç tanede dünya üçüncülüğü daha var, bunu da bilesiniz. Başka bir ilginç detay daha vereyim bu turnuvaya katılan ülkelerle ilgili; işe bakın ki İngiltere bu turnuvalarda genelde yenilmiyormuş fakat bizi bir kez yenmiş, o da 2005 yılında. Onun dışında İngiliz Milli Takımını hep biz bir güzel yenmişiz. Bakın işin bu kısmı çok hoşuma gitti… 

Ha bu arada yukarıdaki bazı satırlarda kendimi biraz övüyormuş gibi hissettim. Nefsimin kulağını çekmek adına engellilere dair çok iyiliği dokunan bir kişiden daha bahsedeyim ki rahatlayayım. Çünkü onun emeği bu konularda benden çok çok fazla. Bu işlerde destek olan bir çok başka insanımız daha var, isimlerini bilmediğimiz, sayamayacağımız  kadar çok eminim, onlara da teşekkür ediyorum, engelli kardeşlerimiz adına.. Memleketim insanı adına. Hem bu tür kişileri zaman zaman söyleyelim ki belki örnek de alınırlar. İşin bu boyutu da var. Bu kişiye gelecek olursak; bu kişi hatta bu tür programlara kendisi tek başına gelmekle kalmaz, annesini, akrabalarını da programa destek amaçlı getiren biri. En son gördüğümde öyle idi (kahvaltı ve benzeri birkaç programda) en az 2-3 defa karşılaştık. Öykü Hanım. Öykü Gürman. Hani şu “Evlerindeee lambalarıııı yanıyorrrrr” diye, şarkılar söyleyen geçmişte benimde röportaj yaptığım bir hanım sanatçımız var ya, işte bizzat o, bu kişi. Ona da teşekkür edelim katkılarından dolayı bu vesileyle. Haa birde not; engellilerin adını kullanarak piyasadan nemalanmaya çalışan, duygu sömürüsü yapan kişi ve kurumlarda yok değil, bunlara da dikkat edin lütfen! İyi araştırın…

            ***

Son bir konuya daha değineceğim, bu da ehemmiyetli ve turizm sektörümüze dair bir konu. Geçtiğimiz haftalarda OVP paketi içerisinde bu konuya dair bazı iyi gelişmeler olduğunu da sevinerek gözlemledim. Özellikle uzun vadeli otel kiralamaları teşvikler vb. konularda. Velakin bu işin mutfağından gelen, işin ehli insanların görüşleri de çok önemli. İşte bu noktada; 1990 yılından bu yana turizm sektörü ile ilgilenen, yurtdışında da bu sektörde epeyce çalışan, ardından Türkiye’ye gelerek, ilk önce açtığı küçük işletmesini epeyce çalışarak orta büyüklükte bir işletme haline getiren, kısa bir süre sonra da bu işi Antalya/Kemer  civarında bulunan en iyi oteller arasına kadar götüren, “Azur Pa’-radise'nin işletmecisi Ahmet Bey’in, ülkemiz turizminin gelişmesi ve sektör problemlerinin çözümü noktasında katkı sağlayacağını düşünerek, tarafıma ulaştırdığı kimi gözlemlerini, tavsiyelerini sizlerle paylaşacağım…

İlgili işletmeyi bilahare inceledim. Hakikaten orijinal, sıra dışı. Doğal. Bu doğallık sadece çiçekte, böcekte, bitkide doğallık değil ha! Size “bu kadar doğallık var mı, bu devirde yahu” dedirtecek cinsten bir doğallık bu! Odalarında televizyonun dahi olmayacak kadar doğal. Bu işletmenin müşterileri, burayı çok beğeniyorlar ve bu halden yerli birkaç turist hariç, onlarca yıldır pek kimse de hiç şikayetçi olmuyor üstelik. Birkaç yıl öncesine kadar da dolup taşan, hatta dışarıya müşteri yollayan bir işletme ayrıca burası. Ne yalan söyleyeyim bu halden; bende şikayetçi olmazdım. Batı da televizyonlar için “aptal kutusu” sözcüğü kullanılırdı bir vakitler, bunu duymuştum. Belki de yabancı turistlerin televizyonsuzluktan şikayetçi olmamalarının altında yatan sebep de budur. Tesis; mandalina; limon, portakal bahçeleri içinde ve onlarca dönüm arazi üzerinde... İstatistiklerine göre de müşterilerinin yüzde 80’ni yabancı turist ağırlıklı. Yerli turizme de açık, fakat yabancı müşteriler daha çok tercih ediyorlarmış burayı. Ahmet Bey’in diyeceklerine gelecek olursak; ona göre devlet; dünyanın içinde bulunduğu bu karmaşık, kaotik döneme rağmen bu sektöre dair iyi adımlar atmaya çalışıyor. Atıyor da. Şahsi tavsiyeleri daha çok fiili gördükleri, bildikleri, tecrübeleri, ayrıca bu geçtiğimiz sezon sonu itibarıyla müşterileriyle karşılıklı diyalog ve görüşmeleri neticesinde elde edilen veriler kaynaklı.. İşte Ahmet Bey’in ülkemiz turizmine katkı sağlayacağını düşündüğü tavsiye ve kimi önerileri;

- Müşteri portföyümüz yabancı ülkeler ağırlıklı olduğu için son birkaç yılda yabancı müşterilerimin çoğundan şu ve benzeri cümleleri sık duydum; “her şeyiniz güzel, bize denilenin aslı astarı yok. Biz emin olduğumuz, bazı şeyleri bildiğimiz için her şeye rağmen Türkiye’ye, buralara gelme kararı aldık. Fakat herkes öyle değil. Ürküyorlar. Türkiye ve turizmi aleyhine çok yoğun anti propaganda yapılıyor. Daha önce hiç bu kadarını görmemiştik”. Haliyle gelecek sezon için bu duruma karşı, şimdiden itibaren el birliğiyle, yurtiçi ve yurtdışı turizm sektörü mensupları da dahil olmak üzere, özellikle yurtdışı temsilciliklerimiz, büyükelçiliklerimiz, kültür ataşeliklerimiz, yurtdışındaki sivil toplum kuruluşlarımız, medyamız bir koordinasyon içinde ekip çalışması yapmalı, bu yalan yanlış propagandalara engel olmalıyız. Aksi halde gelecek sezonda bunun acısını çekebiliriz. Özellikle Batı Avrupa turistlerinin ülkemize gelmemesi bizi daha çok etkiledi. Onun için buralardaki ülkelerle özel diyalog kurulmalı, özel çalışmalar yapılmalı. Gelecek sezon için, bu iyileştirme planının çalışmalarını bence şimdiden başlatmalıyız.

- İkincisi, OVP (Orta Vadeli Program) içinde turizme ve yatırımlarına dair beklentileri karşılayacak nitelikte bazı düzenlemeler yapılmış. Bu güzel bir gelişme. Ben burada daha özele inerek şu teklifi yapmak istiyorum: Turizmcilere özel, çok düşük faizli kredi imkanı sağlansın. En azından bir süre ve sektör daha iyi günlerine kavuşana değin.

- Diğer bir çözüm bekleyen meselemiz;  iç turizm sezonumuz kısaldı. Örneğin; Antalya’da iç sezon nisan gibi başlar, kasım ayına kadar ortalama 7-8 ay sürerdi. Şu son birkaç yıldır iç turizm sezonu 3 aya kadar düştü. Bu hal hem turizm sektörüne hem de ülke ekonomisine olumsuz yansıdı. Bu yüzden, iç turizmi tekrar eski haline getirmek ve canlandırmak için, daha özel plan ve programlar yapılmalı, insanlar teşvik edilmeli. Bu sektörü canlı tutabilmek için daha çok çaba sarf etmemiz gerekiyor hem de hiç vakit kaybetmeden. El birliğiyle… Sağlıcakla kalın…