HEP BAĞIRIN NE OLUR!

Biz sessiz sokaklarda,sessiz mahallelerde, sessiz evlerde büyüyen çocuklardık.

Biz sessiz sokaklarda,sessiz mahallelerde, sessiz evlerde büyüyen çocuklardık.

4 kardeşim vardı, ama evde hiçbirimizin sesi yüksek çıkmazdı.

Annemin bir kere dahi yüksek sesle bize, ya da herhangi birşeye bağırdığını duymadım.

Mahallemizde, sokakta oynarken, hatta okulda bile çocukların avaz avaz kontrolsüz bağırdığını, öğretmenlerin uyarı için bile bağırdığını hiç duymadım.

Komşular da birbirine bağırmazdı.

Bahçe kenarına, kapılara yanaşıp öylece usul usul  sohbet eder, konuşurlardı.

Çocukluğumda ben hiç yüksek ses duymadım. 

Komşumuz, büyükler, küçükler, hiç kimse bağırmazdı.

Şimdilerde herkes bağırıyor.

Evlerde, bahçelerde, teraslarda, iskelede, sokakta, alışverişte herkes bağırıyor. 

Yakın zamanlara kadar.

Çocukların büyümeleri hayatın en büyük haksızlığı,  çocuklar hep çocuk kalmalı, büyümek demek, kirlenmek demek diye düşünürdüm.

Onlar çocuk ve çok masumlar diye düşünürdüm.

Ya şimdilerde.

Aman büyüseler ne olur, büyümeseler ne olur diye düşünüyorum.

Ana babası zaten kirlenmiş olan çocuklar temiz kalabilir mi.

Kalsa ne olur, kalmasa ne olur.

Kendimi, kendi sessizliğimde yaşarken, etraftan istemeyerek duyduğum, konulara şahit olurken yakalıyorum.

Şu aşağıda yazdıklarıma, ne diyeyim.

Ya da siz ne diyeyeceksiniz.

Avazı çıktığı kadar ağlayan çocuğa annesi avazı çıktığı kadar bağırarak "sus artık sana ceza vermek zorunda kalacağım" dediğinde.

"Sen bana ceza veremezsin ancak ben sana ceza  veririm" diyen küçük çocuğa ne diyeyebiliriz ki. 

Evinin bahçe duvarına oturan adam avaz avaz telefonda konuşurken  "burası yaşlılar bakım evi mi, yan komşum yüksek sesle konuşuyorsunuz, lütfen dikkat edin dedi" diye şikayet ediyor, o arada anlatırken yine bağırıyor, ne diyebiliriz ki.

Bahçe duvarından, öksüren, akşamdan kalma böğüren sesi dinlerken, "evet burası yaşlılar bakım yurdu değil sizin gibi arsızların yeri" dememek için kendimi zor tutarken başka ne diyebiliriz ki.

İskelede, kocaman tabelada "olta ve zıpkın ile balık tutmak yasaktır" yazmasına rağmen, herkesin yüzdüğü alana zıpkın ile giren, yanında çocuğu ile gelen,  okumuş etmiş, pişkin suratlı adama ne diyebiliriz ki.

Demem o ki.

Bu arsız insanlar çocuk büyüse ne olur büyümese ne olur. 

Boşuna çocuğum orada okuyor, burayı kazandı diye anlatmayın.

Çok akıllıymış, şöyle demiş, böyle cevap verdi diye anlatmayın.

Ben şahsen hiç dinlemiyorum.

Bu şımarıklık ile.

Çocuklarınızın demir para biriktirdiği kumbaraları yok

Çocuklarınızın gökyüzünde uçan uçurtmaları yok.

Çocuklarınızın kuru yemişleri, meyveleri koyduğu kese kağıtları yok.

Çocuklarınızın iyilik ormanlarına diktiklerı ağaçları da yok.

Çocuklarınız bağıra bağıra büyüyecekler.

Bu karambol içinde. 

Çocuklarınız asla masum kalamayacaklar.

Bu arsızlık, bu kontrolsüzlük içinde, asla mutlu ve huzurlu yaşayamayacaklar.

Bu bağıra çağıra büyütüğünüz çocuklarınız ne olacak biliyor musunuz?

Önünüze gelen bir çocuğa sorun bakalım "büyünce ne olacaksın" diye.

Bağıra bağıra "ben büyüyünce zengin olacağım" diyecek.

Farkında değilsiniz ama.

Büyüyünce bağıra bağıra birbirlerinin "ocağına incir ağacı" dikecekler.

Farkında değilsiniz ama.

Doğarken büyümüş çocuklarınızla.

Bu dünyanın çocukluğa hiç ihtiyacı kalmadı.

Ağlayın. 

Ya da hep bağırın.

Funda'nın aklındakiler...

... Şarkıcı Gülşen Alaçatı'da sahneye çıkıyor 

Dantel siyah pantalon, içine siyah yandan ipli, külot ya da bikini altı giymiş.

Ben şarkıcıların, sahne kostümlerine çok anlam yükleyen biri değilim. 

Yani çok içselleştirmem.

Aman şu şöyle bir tuvalet giymiş  bu çok çıplakmış ki, bu çok bilmem neymiş,  beni ilgilendirmez anlayacağınız .

Söylediği şarkılara, sesine, repertuvarına bakarım.

O şarkıcının kendi şarkıları var mı, ona bakarım.

Gülşen'in kıyafeti sosyal medyada kıyamet koparmış.

Bu kadın kendi şarkıları olan, sesi olan, sahnesi olan bir kadın ve her zaman dekolte kıyafet tercih eden bir kadın.

Kime ne.

Bize mi soracak.

Sormayacak tabi ki.

Gülşen yıllardır hep böyle sahneye çıkıyor.

Ama, sanki bu ülke de sahneye çıkanların kıyafetlerini yasaklayan kanun varmış gibi, ya da karışanlar varmış gibi 

Durumdan vazife çıkaran insanlar var, Ayşe Arman gibi ya da diğer başkaları gibi. "arkandayız falan".

Kadın ne isterse giyiyor.

Ve her zaman ve daima giyecek de.

Size ne oluyor ki.

Funda'nın aklındakiler...

... Haber kanalları, havalanından, otobüs garajlarından görüntülü haberler veriyorlar.

Sabiha Gökçen Havalanı'ndan canlı yayın yapıyorlar, iğne atsan yere düşmez o kadar kalabalık var.

Şu kadar ek sefer Bodrum'a  yapılacakmış, şu kadar otobüs ek seferi bilmem nereye yapılacakmış.

Düşündüğümüz zaman insana imkansız gibi geliyor değil mi?

Uçak biletleri, oteller, restoranlar, marketler alışveriş inanılmaz pahalı öyle değil mi?

Nasıl oluyor?

Şöyle oluyor:

Herkeste çok para var.

Ekonomik kriz falan da  yok.

Komşum diyor ki, hergün, çoluk çocuk özel girişli plajlara giden arkadaşları, günde 4, 5 bin TL harcıyorlarmış.

Çok mu zenglnler, hepsi fabrika sahibi, iş adamı mı diye sordum.

Yooo dedi. 

Hepsi beyaz yakalı, çalışanlar yani.

Ne kadar iyi maaş kazanıyorlar.

Bravo valla.