FAİZ Mİ NETİCE, YOKSA ENFLASYON MU?

"Faizle enflasyon arasında nasıl bir ilişki var?"

Türk ekonomi yönetiminin yeni bir döneme gireceği tartışılırken, mahalle esnafından öğrencilerime ve oradan da katıldığım TV programlarındaki sunuculara kadar herkesin sorduğu ortak bir soru var: “Faizle enflasyon arasında nasıl bir ilişki var?”

Tabiî ki bu sorunun temel sebebi de Sayın Cumhurbaşkanı’nın belli aralıklarla seslendirdiği bir görüştür. Hepinizin bildiği gibi Sayın Cumhurbaşkanı “Faizler arttığı vakit enflasyon da artar, düştüğü vakit de düşer! Faiz sebeptir, enflasyon da netice. Ben bu görüşümde ısrar ediyorum.” demekteydi. Aslında biraz hafızamızı yoklarsak, bu görüşü ilk seslendirenin rahmetli Erbakan Hoca olduğunu hatırlayacaksınız. Ben daha üniversite öğrencisiyken, 1992-1996 yılları arasında Erbakan Hoca ve takipçileri bu görüşü savunmaktaydı.

Kamuoyunda çoğunluk iktisatçılar bu görüşün yanlış olduğunu söylüyorlar. O takdirde öğrencilerin kafasında şöyle bir soru şekilleniyor: “Yahu, koskoca Cumhurbaşkanı, 30 senelik aktif siyasetçi, 18 senedir memlekette iktidar, belki de dünyanın görevdeki en tecrübeli siyasetçi ve devlet adamlarından birisi. Niye hemen görüşlerini reddediyorsunuz?” Tabiî ki, faizler ile enflasyon arasında Sayın Cumhurbaşkanı’nın savunduğu gibi bir ilişki olabilir. Ancak bu ilişki çok istisnai bir ilişkidir. Yani ancak çok özel durumlarda, geçici bir süre için geçerli olabilir. Bugünkü yazımda, bu görüşü enine boyuna tartışıp, neden pratikte geçerli olmadığını anlatacağım. Bu konu, aynı zamanda, Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun iktisat politikası açısından da değerlendirmesi olacaktır.

“FAİZ ARTINCA ENFLAYON DA ARTAR” GÖRÜŞÜNÜN DAYANDIĞI TEMEL ETKENLER

Kredi faizleri ana akım iktisat modelinde bir maliyet unsuru olarak yer alırlar. Bizim mikro iktisat derslerinde anlattığımız ve üretimde kullanılan faktörlerden birisi olan sermayenin maliyeti faizdir. İşte faizlerin sebep, enflasyonun netice olduğu görüşü buradan filizlenir. Nasıl bir ülkede genel ücret seviyesi artınca, firmaların ortalama maliyetleri ve dolayısıyla mal ve hizmet fiyatları artarsa, aynı durum sermayenin maliyeti için de geçerlidir. Yani faiz artınca sermaye pahalanır, bunu takiben ortalama maliyetler artar ve sonuç olarak da fiyatlar artar. Ancak burada önemli olan iki soru bulunmaktadır. İlk soru “sermayenin maliyeti olan makine başı birim faiz tutarı ile piyasadaki kredi faiz oranı aynı yönde hareket eder mi?” iken ikinci soru da “Sermaye mallarının ve dayanıklı tüketim malları fiyatlarının fiyatlar genel düzeyi ve faizle ilişkisi nedir?”. İsterseniz bu soruları cevaplayayım.

İlk önce sermayenin maliyeti olan faiz tutarını tanımlayayım: Faiz tutarı, her firmanın kendi makine parkını oluşturmak için yatırım amacıyla aldığı kredi miktarının belli dönemlerde ödenen faizinin toplam makine sayısını bölümüdür. Yani bir firma, makine başına ödediği ortalama faiz tutarını maliyet olarak yazar. Bir örnekle anlatırsam daha anlaşılır olacaktır.

Diyelim ki bir tekstil firması 2016 yılında fabrika kurmak için 10 milyon TL kredi aldı. Bu kredi 10 senede geri ödenecek ve her sene sonunda da anaparanın onda biri olan 1 milyon TL + 2010 yılındaki faiz düzeyinden yüzde 10 faiz ödeyecektir. Her sene sonunda ödenecek faiz tutarı 100 bin TL olacaktır. Fabrika da kullanılan 20 tane de dokuma tezgâhı vardır. Bu yüzden bir birim dokuma tezgâhının senelik faiz gideri 100 bin TL’nin yirmide biri olan 5 bin TL’dir. 

Varsayalım ki, 2018 yılında kredi faizleri yüzde 25’e çıktı. Firmanın makine başına ödediği faiz miktarı değişir mi? Eğer kredi rotatif kredi değil sabit faizli kredi ise değişmez. Türk ekonomisinde değişken faizli kredi çok kullanılmaz. Genelde kredi alındığı zamandaki sözleşmede belirlenen faiz oranı ödenir.  Yani kredi faiz oranı yükselince firmaların faiz maliyeti yükselmez, dolayısıyla fiyatlar da yükselmez. Eğer sabit değil de değişken faizli rotatif kredi verilmişse, bu takdirde firmaların sermaye maliyeti güncel faiz oranlarındaki artışla artabilir. Bu da fiyatların yükselmesine neden olur. 

Yukarıda verdiğimiz örneği biraz değiştirerek firmanın döviz cinsi veya dövize endeksli kredi aldığını düşünelim. Faiz de döviz cinsi faiz olsun. Bu daha gerçekçidir, çünkü Türkiye’de kullanılan sermaye mallarının kahir ekseriyeti ithal mallardır. Dolayısıyla, döviz cinsi değişken faizle kredi çeken bir firma (ki Türkiye de çoğu firma yatırım kredisinde bu yolu uygulamaktadır) için TL genel faiz düzeyinin artması kredi faizini etkilemezken (çünkü döviz cinsi faizdir) döviz kurunun düşmesine yol açacağı için hem kredinin anaparası hem de faizinin TL karşılıkları düşecektir. Yani faiz arttığında döviz cinsi yatırım kredisi almış firmaların sermaye maliyeti düşecektir. Bu da fiyatları azaltacak yönde bir etki yapar!

Kısaca özetleyecek olursak, faizlerin yükselmesi sadece “TL cinsinden değişken faizli krediler” için sermaye maliyetini arttıracak bir etki yapar. “Sabit faizli TL krediler” için sermaye maliyeti değişmez, “döviz cinsi krediler” içinse sermaye maliyeti düşer.

İkinci soruya gelince… Krediler genelde yatırım malları (yani üretimde ve fabrikalarda kullanılan makineler) ve dayanıklı tüketim malları (ev, otomobil, beyaz eşya vb.) satın almak için alınır. Yatırım malları talebi (yani özel yatırım harcamaları) ve dayanıklı tüketim malları talebi kredi faizleri arttığında azalır. Bu ise hem yatırım malları hem de dayanıklı tüketim malları fiyatlarının düşmesine yol açar. Bu fiyatlar ÜFE ve TÜFE endeksinde önemli bir yer tuttuğu için her iki fiyat endeksi cinsinden enflasyonun da düşmesine yol açar. Yani kredi faizleri arttığı vakit, yatırım ve dayanıklı tüketim malları fiyatları düşer, bu da enflasyon da düşüşe neden olur. Sonuç olarak diyebiliriz ki, faizler enflasyonu arttıracak bir sebep teşkil etmez, bu ancak çok özel durumlarda geçerlidir. Yüzde 99 ihtimalle faizler artınca enflasyon düşer.  

PEKİ ENFLASYON FAİZLERİN SEBEBİ MİDİR?

Faizlerin oluşumunda enflasyon primi de önemli bir faktördür. Bizde bazı az eğitimli, Türkçeyi Amerikan aksanıyla konuşan “piyasa profesyonelleri” bu enflasyon primi ile gerçekleşen enflasyonu birbirine karıştırırlar. Enflasyon primi gelecekte fiyatların yüzde kaç artacağına dair kamuoyunda ve piyasalarda oluşan tahminleri/beklentileri yansıtır. Bu ise TÜİK tarafından açıklanan gerçekleşmiş enflasyon değildir. Basit bir örnek vereyim: 2020 Kasım Ayı için açıklanan yıllık enflasyon 2019 Kasım’ından 2020 Kasımına kadar fiyatların yüzde kaç arttığını gösterir. Öte yandan enflasyon primi, 2020 Kasımından 2021 Kasımına kadar fiyatların yüzde kaç artacağına dair piyasalarda oluşan beklentiyi yansıtır. Gerçekleşmiş enflasyon yüzde 15 iken beklenen enflasyon yüzde 5 de olabilir yüzde 30 da. Bu ikisini birbirine karıştırdığınız anda enflasyon faizin sonucudur dersiniz.

SONUÇ

Özet olarak söyleyebiliriz ki, faiz, evet, enflasyonu belirleyen bir etkendir. Ancak, ceteris paribus (diğer her şey sabitken) faizler artınca enflasyon artmaz ama düşer. Bunun gibi, faiz düşünce de enflasyon düşmez ama artar. Öte yandan gerçekleşmiş enflasyon faizin sebebi değildir, ancak enflasyon beklentisi faizin temel belirleyicilerinden birisidir. Enflasyon beklentisi artınca faiz de artar, düşünce faiz de düşer.

Bir sonraki yazım Türkiye’nin içinde bulunduğu krizin idari yanına yönelik olacaktır.