​DÖRDÜNCÜ NESİL SAVAŞA, İKİNCİ NESİL SAVUNMA MI?
03 Oca 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “ikinci kurtuluş savaşımız” dediği “dördüncü nesil savaş” denilen çok boyutlu, asimetrik, hibrit bir savaşla karşı karşıyayız. Amerikan Princeton Üniversitesi'nin muhafazakâr  akademisyenlerinden William Lind 1989'da ortaya atmış bu kavramı. Bilahare politika analizi yapan çevrelerde ve akademi dünyasında kabul gören “dördüncü nesil savaş” kavramının kuvveden fiile geçtiği yer son 4-5 yıldır güzel yurdumuz. Dördüncü nesil savaşı tanımlayanlar:  Savaş ve barış arasındaki farkın bulanıklaşıp ortadan kalkacağı, belirlenmiş muharebe alanlarının veya cephelerinin olmayacağını söylüyorlar. Özellikle 15 Temmuz Darbesinden beridir, Türkiye'nin gerek müttefikleri gerekse içinde bulunduğu NATO, AB, BM başta olmak üzere bütün ittifakların ülkemize karşı takındıkları tavırlar ortada. Bu savaşa hibrit özellik kazandıran asıl boyut topyekün savaş denilen ve cephede süren savaşa içeriden de 'liberalizmin ve demokrasinin' nimetlerinden faydalanarak destekçi bulmaktır. Klasik ifadeyle yerli işbirlikçileri de ülkelerin içinden cephe açarak, savaşa dahil etmektir. Başlıca ayakları ise ekonomik istikrarsızlık yaratmak, kurumsal yapıları bozmak (FETÖ sızmalarıyla oluşturulan PDY), sosyal dokuyu felç etmek, milleti ve fertleri değersizleştirme (rektörleri nalburların tayin etmesi gibi) ve sosyal medya ile toplumun psikolojisini çökerterek  terörize etmektir. Yani eşzamanlı veya zaman uyumlu olarak tetiğe, klavyeye, sokakların sinir uçlarına ve borsanın düğmesine aynı  amaçla basmak demek...

2017 senesi başlar başlamaz bütün bunlar eşzamanlı ve muazzam bir koordinasyon içinde yapılmadı mı? Daha önce kısmi uygulamalarını gördüğümüz bu saldırılar özellikle Gezi olaylarından beridir sürekli olarak tekrarlanıyor. Birileri silahla saldırıyor, kan döküyor, diğerleri ise medyada, politikada güya sureti haktan görünerek o kurşunlarla aynı hedefe ateş ediyor. Amaç toplumsal fay hatlarında bir şekilde çatlak ve zelzele yaratarak iç savaş ortamı hazırlamak. Dikkat edilirse 1980 öncesi terör eylemlerinde genellikle intikam alma teması sonraki yıllarda ise kendi mantığınca cezalandırma, yıldırma iddiası vardı. Ama artık bu ideolojik iddialar da yok. Doğrudan toplumsal eklemlere vuruyorlar... 

Yeni yıla henüz bismillah demişken İstanbul'da eğlencenin en önemli mekanlarından birisi şimdiye kadar ülkemizde ve dünyada eşine az rastlanır bir profesyonellikte katliama sahne oldu. Öncelikle ölen bütün insanlara başsağlığı, bütün yas tutanlara sabır ve yaralılara acil şifalar diliyorum. “Kafirler geberdi, iyi oldu”  diyenler de “hükümet istifa” veya iç savaş tamtamı yapanların da bu işin katilleriyle aynı kriminal sepetin içinde değerlendirilmeleri gerektiğinin altını çiziyorum. 

Reina saldırısı olur olmaz, hemen sosyal medya hareketlendi. Derhal Hürriyet işletmecinin “CIA uyarmıştı” diye demecini taşıdı. Diğer yandan anında birileri bu adamın ve orda çalışanların mezhebini deşifre ederek, bu işi mutlaka günlerdir yılbaşı kutlama karşıtı olanlar yapmıştır çığlıkları... Yurt içindeki sözüm ona “demokrat ve liberal” görünen klavyeli teröristler ile 12 Eylül 1980 öncesini hatırlatırcasına kahveleri dolaşıp iç savaş çağrısı yapanlar    tabi ki çok bilinçli olarak aynı işi yapıyorlar. https://www.youtube.com/watch?v=d6htqFIDsyE Dördüncü nesil savaşın askerleri olarak herkes verilen görevi mi yerine getiriyor? Olay olur olmaz bu mekânı ismiyle teşhir eden ve söz konusu asparagas haberi manşete taşıyan -ertesi gün ABD Büyükelçiliği ve işletmeci tekzip etti- bu gazetenin ve CNN Türk'ün pişkinliği sürüyor. Yarattığı infialden dolayı hiç bir özrü  yok... 

Bu eylemin şimdiye kadar olan terör eylemlerinden oldukça farklı garip yanları var. Şu ana kadar yayınlanan görüntülerden ne Noel Baba ne de bir maske değil en çok, zırh giymiş kasklı kurye veya ninja polislere benzediği görülüyor. Şunlar sorulmalı: Mekan dahilinde silah kullanma yetkisi de bulunan 50 güvenlik görevlisinin ikisi şehit oldu, Allah rahmet etsin. Ancak geri kalan hepsi babayiğit görünümlü güvenlik yetkilisi E.A. dediği gibi mi yaptı?  “Kaçtık ne yapalım, kaçtık.” Hemen yine ünlü gazetemiz muhtemel katilin kimliğini “Özbek veya Kırgız” diye damgaladı. Bence bu katil de Karlov'un katiline çok benziyor...

Türkiye bir çok şeyin arkasından koşmak zorunda kalıp gereksiz enerji israfına maruz bırakıldığı gibi, yine yeterince hazır olmadığı cepheye sürüklendi. Çünkü bu kadar gelişmiş çok boyutlu 4.nesil savaşa karşı cepheye sürülen 2. hatta 1.nesil donanımındaki stratejistler, entelektüeller, emniyet güçleri ve medya mensupları ile etten duvar mantığıyla savunma yapmak ziyadesiyle külfetli. Herkesin vekil kullandığı bir ortamda “merdane bir edayla göğsünü siper etmek” akıl kârı bir iş değil. Türk devletinin davasını onun adına içerde ve dışarda vekaleten savunacak -bunlar mahcup tosuncuklar ve tüfeği mertek sanan besleme ablalar değil- zamanın ruhuyla mücehhez 4.nesil bilinçle donanmış, janti, cıvıl cıvıl gençlerdir. Örneğin hızla polisin mentalitesini değiştirecek önceden emekli olmuş Yesugay Aksakal, Serdar Saçan vb gibi isimler de dahil edilerek istihbarat, operasyon ve organizasyon açısından polisin kendi hafızasıyla rabıtası kurulmalı ve liyakatlileri arasından gençlerle zenginleştirilmelidir... Entelektüeller ve medya boyutu ayrı bir yazı konusu... Nice yıllara...