DICE KAYEK'İN ARKASINDAKİ KANATLI YILDIZLAR
09 Eki 2017

İlk koleksiyonlarını 1992'de hazırlayan Ayşe ve Ece Ege, 1994'te Paris'te kurdukları tasarım şirketinde Dice Kayek markasını dünya moda literatürüne soktular. İki kardeş için dönüm noktası ise, Paris'teki ünlü PAP Fuarı oldu. Hiç kimsenin duymadığı bir marka oldukları için koleksiyonlarını fuar alanının en ücra köşesinde sergilemek zorunda kalan Ayşe ve Ece Ege'yi dünyanın en büyük mağaza zincirleri ve en prestijli butikleri o fuarda keşfetti. Ardından defileler başladı ve Dice Kayek dünyanın sayılı markalarından biri haline geldi.

2003’te Bobigny Tiyatrosu’nda Gertrude Stein’ın bir oyununun kostümlerini yaptılar. Aynı yıl Fransa’da moda alanında “Femme en Or” (Altın Kadın) ödülüne layık görüldüler. Türkiye’de, Türk markalarının yurtdışında tanınmasını hedefleyen DTM’nin projesi Turquality programına kabul edildiler, 2004’te Prime filmi için Uma Thurman’ın kostümlerini hazırladılar. Japonya’nın en büyük trading firmalarından biri olan Mitsui and Co ile danışmanlık ve dağıtım anlaşması yaptılar.

Türkiye’de Ayaydın Grubu ile Machka markasını geliştirdi. Markanın ismi için İstanbul’da bir semt adı olan Maçka’yı düşündüler, ancak “ç” harfinin yurtdışında okunamayacağını dikkate alarak, “Machka” olmasına karar verdiler. Machka Arnavutça’da kedi anlamına gelen bir kelime olunca, logo olarak da kedi şeklini kullanmaları zor bir karar olmadı.

2004 yılında Kinetix için spor ayakkabı serisi tasarladılar. Ayakkabıların sembolü kanat takmış bir yıldız. Yıldız, Dice Kayek’in sembolü. Ege kardeşler kanatlı yıldızla, ‘şansınıza, kendi kanatlarınızla ulaşın” mesajını veriyorlar. 2009 yılında ise, Uludağ İçecek’in “Uludağ Premium” adlı maden suyu için şişe tasarımı yaptılar. Son olarak, 2010 yılında “Kontrastlar Şehri İstanbul” adlı koleksiyonu ile İstanbul’u kostümlere yansıttılar. Kültür Başkenti İstanbul’a ithafen hazırlanan kreasyon, İstanbul’un en zengin mirası olan Osmanlı dönemi ve modern İstanbul’un mimarisinden, yasam tarzından alıntılarla oluşuyordu.

Dice Kayek markası bugün 35 ülkede seçkin butiklerde tüketicilere ulaşıyor. Başarılarını dünyaya duyuran, Aralık 2010’da Fransa meclis binasında düzenlenen törenle, Fransa Avrupa Akdeniz Derneği’nin, ‘En başarılı kadın’ (France Euro Méditerranée) ödülünü alan kardeşlerden Ece, “Şimdi gözlerimi kapattığım zaman “güzel şeyler yaptım, yararlı oldum, başkalarına örnek oldum, birilerine bir şeyler öğrettim, o da bunun sayesinde bir şey oldu” demek çok büyük bir mutluluk ve huzur veriyor insana. Yiyip içip ondan sonra öbür tarafa gitmek için yeryüzünde bulunmuyoruz.” sözleriyle başarılarından duydukları mutluluklarını dile getiriyor.

Çok konuşulan bir konu.. Made in Turkey, Made in China’ya rakip mi alternatif mi? İş gücü olarak?

Çok zor, çünkü Made in China çok çok ileride. Bizim şirketi bile Çinliler ele geçirdi. Geçen gün bakıyoruz Ece, Sinem ve ben üçümüz Türk ve burası bir Türk şirketi, Paris’te diğer herkes Çinli. Önemli bir şey ve bunlar, sadece atölye vb. değil satıcılar da Çinli.

Türkiye’deki ofisinizin tamamı Türk ama?

Tabi burada evet, ama Paris’te Çinliler. Paris gibi bir yerde Çinliler bir şirkette çoğunluğu oluşturuyor. Bu sana bir örnek verebilir ne olacak Çin diye düşündüğünde. 

 Ofisin yüzde kaçı Çinli?

Yüzde 70’i Çinli. Hatta yüzde 80’i Çinli. Ve geleceğe dair bir imaret. Her şey sonuçta dönüp dolaşıp insana geliyor. Dolayısıyla insan kaynağı çok kıymetli. Çin buna önem verdi, eğitti gönderdi, öğretti, gerektiğinde kopya çektirtti ama şimdi kendi tasarlıyor. Bu çok önemli, hiç bir şey durup dururken olmuyor. Çin, Kore... Kore inanılmaz bir örnek. Çin Kore’yi de geçti. Bir tanede Koreli kızımız var ama Çinliler çoğunlukta. Hepsi 3-4 lisan konuşuyor.

Türkiye’de mi iş yapmak daha kolay? Fransa’da yada Uzakdoğu’da mı?

Her yer aynı kolay bir yer yok. İş dünyası zor bir dünya. Aynı enerjiyi ve stratejiyi dünyanın her yerinde yapmak zorundasın. İşini doğru yapıyorsan her yer kolay, işini eksik yapıyorsan her yer zor.

Pazar olarak çok doğru yerdesiniz, çok önce keşfettiniz. Belki de onlar sizi keşfetti?

Bu daha doğru. Çünkü onlar sizi keşfediyorlar. Çünkü çok zor oraya gitmeden bunu yapıyorum demek. Onlar sana geliyorlar. 1992’de Japonlarla başladık tabi ama Japonların yerini şimdi Çinliler alıyor. Çünkü maalesef Japonların nüfusu gerilemeye başladı, yani Japonya biraz daha doymuş bir pazar oldu.

Bir de ekonomik danışmanlıklarınız da vardı değil mi, yanlış hatırlamıyorsam?

Hayır ama dizayn danışmanlığı yapıyoruz. Çin’de epey danışmanlık yaptık.

Ne tip bir danışmanlık?

Marka tasarımı. Marka tasarımı ne demek? A’dan Z’ye.. Biz nasıl Türkiye’de Machca’yı yaptık, Çin’de bir marka oluşturduk. Çin’in en büyük 10 şirketinden biri için ERGOS Grup.. Dünyanın en büyük kaşmir sağlayıcısı. Sonradan başka işlere girdiler inşaat vb. gibi. Bu enteresan bir hikaye. Çünkü Çinlilere bu danışmanlık işini Japon bir headhunter getirdi. Japon headhunter Dice Kayek’i Çinlilere tavsiye etti.

Sizi kişisel olarak tanıyan birisi miydi?

Evet çok beğenen birisiydi. Bu bir danışman ama, danışman derken ilk holograsyonları yapan insanlardan biri. Ji Sander’i o yaptı mesela. Marka danışmanlıklarında çok önemli bir insan.

Peki o markalarla işbirlikleriniz, mesela Uludağ’a tasarladığınız şişe, Unifree'nin lokum kutusu.. 

Bunlar bizim çok sevdiğimiz projeler. Böyle teklifler geldiği zaman onları değerlendirip severek işbirliklerini yapıyoruz. Çünkü hem dizayn, tasarımla ilgili bir şey hem de çok değişik, yani elbise değil de lokum kutusu. Örneğin Unifree'nin lokum kutusunu ele alırsak raftaki ürünün tutunuşundan, tüketicinin araştırılması, mühendislik, yaratıcılık bir çok yönü var. Değişik, bir filozof gibi düşünüyorsun. Halı da yaptık örneğin...

Halıyı nasıl yaptınız?

Güneydoğulu bir firma için Kaşmir Halı için yaptık. Mini Cooper standını biz dizayn ettik. Bir Mini hediye aldık. Çizenlere araba hediye ettiler. Çok zevkli, çok seviyoruz onları.

Hiç otel vb. dizayn ettiniz mi? İster misiniz? Böyle bir teklif gelse kabul eder misiniz?

Dizayn etmedik. Evet esasen ederiz. Oteline bağlı. Büyük bir trend var otellerle, moda tasarımcıları iş birliği yapıyorlar. Muhteşem oluyor, mağazalar içinde aynı şey bence. Ama otel tabi çok daha kişilik kazanıyor, bir yandan.

Büyük bir gruptan teklif gelse satış için mesela.. Bakışınız ne olur? Bu arada bu işler nasıl yürüyor?

Onların bir teklifi oluyor. Çok büyük bir grup olduğu için markanın büyümesi için herkes bu süreçten geçiyor. Aşama aşama yani.

Örneğin nasıl aşamaların tamamlanması lazım? İlla ki parfümünüz falan mı olması gerekiyor mu?

Yo, gerekmiyor da, bu bir yatırım meselesi. Artık moda sektöründe bir şeyleri daha iyi yapıp daha iyi pazarlayarak yükselme var. Ama genelde öyle olmuyor. Genelde sen kendini birazcık belirttikten sonra pazarda, görsel olarak o zaman bir yatırım lazım. İkinci adıma geçiyorsun. İkinci adımdan sonra zaten büyük markalar sana gelip teklif veriyor.

Ama siz zaten çok büyüdünüz marka olarak.. Benim Paris’te yaşadığım yıllarda da Dice Kayek çok büyüktü zaten şu anda da o aşamaya gelmiş olması lazımdı. Benim gözümde geldiği için soruyorum?

Artık bilemiyorum ne aşamada. Bu işin finansman ve maddi kısmı başka bilinirlik ve tercih edilme başka. Finansman alt yapısı için uluslararası bir şirket tarafından desteklenmek gerekiyor. Bilinirlik ve marka adına bir dünya markası destekleyebilir. 

Parfüm çıkarmayı düşünüyor musun?

Düşünüyorum. O da kendi kendine yapılmıyor, parfümörler var. Onlar geliyor, pazarlaması başka sen yapıyorsun. Bir şirketle birleşmen lazım.

Tam parfüm markası bence çok yakışır.

25 sene önce biz su işi Made in Turkey etiketiyle satacağız diye girdik. 25 sene önce kimse Türkiye’de yapılmış bir ürünü almak istemiyordu. Şu an çok daha herşey değişti. Biz gerçekten bu yola baş koyduk ve dedik ki içinde Made in Turkey damgasıyla almıyorsanız, hiç bizden almayın. Alıcıya da bunu kabul ettirdik.

Nerelere mesela?

Bir sürü sayabilirim. O zaman çünkü Türkiye kavramı çok farklıydı. Tekstil ürünlerinde, o zamanlar Çin’de farklıydı. Made in China imajı da çok değişti. Çin’de de çok iyi ürünler üretiliyor artık. 

Tarkan ile ilgili neler söylersiniz?

Çok beğendiğimiz ve takdir ettiğimiz bir sanatçı. Çok hoş bir insandır. Güzel bir imaj çalışması. Muhteşem bir kostümü vardı sahnede, sonunda o yılın sonbahar kış defilemize davet ettik.

Arkadaşlığınız devam ediyor mu görüşüyor musunuz?

Darüşşüfaka’da görüştük, çok severim Tarkan’ı, her zamanda takdir ederim. O bir numara...

Giydirmek isteyip de giydiremediğiniz bir ünlü var mı? 

Tabi, bir yığın insanı isterim keşke giyseler... Herkes genelde kendi ülkesinin tasarımcılarından giyiniyor, milli bir değer olarak onları desteklemiş oluyor.

Emine Erdoğan’ın sizden giyinmesi gibi yani?

Ama büyük starlar, film starları, 15 milyon takipçisi olanlar, örneğin Rihanha vb. büyük markalarla kontratlılar. Konserlerine giderken gelirken giymeye mecburlar. Onların hepsi kontrat altında. Halkın önünde, kamuoyunda o markayı giymek... Yani beğeniyor diye alışveriş yapmıyor, o markayı giyiniyor hep çünkü işleri o markanın yüzü olmak. O da işin bir parçası. Başka bir kategori yani. 

Rol modeliniz var mı?

Benim yok ama Ayşe’nin var mı bilmem. Yok ama başarılı kadınları takdir ediyoruz. Feminist değiliz tabi.