​DAVRANIŞSAL İKTİSAT, HOMO ECONOMİCUS VE RİCHARD THALER
13 Eki 2017

2017 Nobel İktisat Ödülü’nü Richard Thaler aldı… Business HT web sitesinden alıntılayalım:

“İsveç Kraliyet Bilimleri Akademisi, 2017 Nobel Ekonomi Ödülü'nü, davranışsal ekonomi alanındaki katkılarından dolayı Richard H. Thaler'a layık gördü.

Akademi, Thaler'ın çalışması için "Sınırlı rasyonellik, sosyal tercihler ve irade eksikliği gibi insan özelliklerinin bireysel kararları ve piyasa sonuçlarını nasıl etkileyeceğini göstermiştir" açıklamasını yaptı.

Açıklamada ayrıca, "Bireysel kararların psikolojik ve ekonomik analizleri arasında köprü kurmuştur" ifadesi yer aldı.

Ödülün açıklanmasının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada Thaler, araştırmasının en önemli etkisinin "Ekonomik ajanların insanlar olduğu ve ekonomik modellerin bununla işbirliği yapması gerektiğinin farkına varılması" olduğunu söyledi.

Davranışsal ekonomi ve finansın yanı sıra karar verme mekanizmaları üzerine yaptığı çalışmalar ile tanınan 72 yaşındaki Thaler, çalışmalarında, ekonomide yaygın olarak kullanılan "herkesin rasyonel ve bencil olduğu" varsayımı yerine daha "insani" olabileceği varsayımına yer veriyor.

Thaler'in "adalet" üzerine çalışması ise tüketici endişelerinin şirketlerin yüksek talep dönemlerinde fiyat yükseltmesini durdurabileceğini savunuyor. Ancak bu, maliyetlerin yükseldiği dönemlerde geçerli değil. 72 yaşındaki profesörün araştırmaları, insanların kısa vadeli dürtülerine nasıl yenik düştüklerini, bu nedenle yaşlılık dönemleri için plan yapamadıklarına ışık tutuyor.”

(http://www.businessht.com.tr/guncel/haber/1665444-nobel-ekonomi-odulu-nu-kazanan-isim-richard-h-thaler-oldu )

Buradan anladığımız Thaler’ın egemen iktisat anlayışının temel taşlarından olan “Homo Economicus – İktisadi İnsan” kavramına sistem içinden ciddi bir eleştiri getirdiğidir.  Daniel Kahneman, Herbert Simon, Robert Lucas, Jr gibi ünlü iktisatçılardan etkilenen Thaler çok sayıda makale kaleme almış ve  “Quasi-Rational Economics”, “The Winner’s Curse: Paradoxes and Anomalies of Economic Life”, ve “Advances in Behavioral Finance” eserlerine imza atmıştır. 

Batı düşüncesinin temeli, ele alınan sorunun en küçük bileşenlerine ayrılarak çözümlenmesi ve sonra bu bileşenlerin birleştirilerek nihai çözüme ulaşılmasına dayanır. Bu tümevarımdır. Ancak teknolojik, toplumsal ve kültürel değişimlerin yaşandığı kırılma ve yeniden oluş dönemlerinde (ki biz bunun tam göbeğinde yaşıyoruz) olayların genel akışını görmek çok daha büyük önem arz etmektedir. Bugün gerek egemen iktisat bakış açısı gerekse onun kendi içinden çıkan muhalifleri ele aldıkları iktisadi olguyu atomlarına (yani birey davranışına) indirgeyerek oradan toplumsal davranışa yönelik genellemeler yaparlar. Thaler’ın çalışmaları da böyledir. Sorunu insanın bireysel davranışının yanlış önermelerle tanımlanması ile açıklamaktadırlar. Onlara göre Homo Economicus var olması imkânsız olan hayali bir insandır. Gözlemlere dayanarak gerçek insan davranışının, karar alma süreçlerinin pek de akılcı olmadığı ya da egemen iktisattaki akılcılığa dayanmadığı ve gerçeği daha iyi yansıtan bir insan varsayımıyla iktisadi meseleleri daha iyi açıklayacağımızı savunurlar. Bana göre de Homo Economicus insan davranışı için bir ölçü kabul edilemez… Ancak öncelikle “Hocam, nedir bu Homo Economicus?” diye soranlara kısaca açıklayayım:

Homo Economicus hayatta elde ettiği faydası sadece maddi servet ve tüketime bağlı olan, bencil, çıkarcı, eldeki bütün bilgiyi kullanarak kendi maddi menfaatini en yüksek düzeye çıkarmaya çalışan hipotetik bir insan tipidir. Homo Economicus’un hiçbir toplumsal aidiyete, ahlâki değere ve tarihsel mirasa sahip olmayan bir nevi robota benzediği söylenebilir. Bütün toplumsal hayatı ve iktisadi olguları bu hipotetik ve gerçekte olmayan insan tipine dayanarak açıklamaya çalışmak da o kadar uçuk ve hayali bir çaba olacaktır. Bu robot benzeri insanın hareketlerini kısıtlayan tek etkenin kendi bütçesi yani cebindeki para olduğunu da söyleyelim. Yine de, iktisadi olmayan kültürel, tarihi, sosyolojik ve coğrafi etkiler modele tıpkı bütçe kısıtı gibi eklenebilir.  

Davranışsal iktisat yaklaşımı Homo Economicus ile gerçek dünyadaki olguları açıklayabilmemizi engelleyen en temel etkeni çok özel durumlar için tanımlanan soyut fayda fonksiyonunun niteliklerinde aramaktayken, aslında insanı akılcı olmayan, duygusal ve tepkisel davranışlara yönlendiren kendi bireysel psikolojisinden çok içinde bulunduğu toplumun atmosferi, kültürü, gelenekleridir. Çoğu insan toplum içinde aidiyetini oluşturan toplulukların peşinde bir sürü üyesi gibi hareket eder. Kendi menfaatlerini soğukkanlı bir akılcılıkla hesaplayacağına, içinde bulunduğu topluluğun hareketini sorgusuz kabullenir ve ona uyar. Bu, davranışsal iktisadın dayandığı psikoloji biliminden çok sosyoloji ve antropoloji bilimlerinin açıklamasına muhtaç olan bir alandır. Ne yazık ki, sosyoloji ve iktisadın ortaklığı başında Atlantik merkezli emperyalist gücün bulunduğu dünya düzeninin savunucularını rahatsız edecek bir bileşimdir. Belki de, Nobel ödülü de bu yüzden verilmiştir. 

“Hocam, ne olacak yani ha sosyoloji ha psikoloji; ikisi de insanı incelemiyor mu? Aralarındaki fark nedir?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. İnsan bireylerinin davranışlarını belirleyen kanunlar ile insan topluluk ve toplumlarının davranışlarını belirleyen kanunlar farklıdır. Psikoloji insan bireylerinin davranışlarını incelerken Sosyoloji insan toplum ve topluluklarının hareket kanunlarını inceler. Bunu basit bir örnekle anlatayım: Bir balonun hareketini düşünün. Balonun altındaki havayı ısıttığınızda, onun içindeki hava molekülleri dört bir yöne hareket eder. Birbirlerine çarpar ve yön değiştirirler. Ancak balon bütün olarak yukarı doğru hareket eder. Toplumları oluşturan temel değerler balonun etrafındaki çeper gibidir. Toplumu (balon örneğinde hava moleküllerini) bir arada tutar. Bireyler ise hava molekülleri gibidir. Her bir birey çok farklı yönde hareket edebilir, ama önünde sonunda toplumun genel hareketine katılır. Psikoloji moleküllerin hareketini araştırırken, sosyoloji balonun hareketini açıklamaya çalışır. İşte bize modelde rasyonel / akılcı gelmeyen ancak güncel hayatta bütün gerçekliğiyle var olan iktisadi davranışlar, Homo Economicus’un bireysel tercihlerinin modelde yanlış olarak tanımlanmasından değil, ancak insanı etkileyen, tarihi, kültürel, dini ve toplumsal olguların (yani balonun hareketinin) hiç dikkate alınmamasından kaynaklanmaktadır.

Biz sosyal bilimciler genelde müspet bilimcilere göre pek talihli sayılmayız. Elimizde her zaman ve mekânda geçerli olabilecek, standartlaşmış kanunlar yoktur. İncelediğimiz toplumsal gerçek hakkında tam bilgiye sahip değilizdir. Ünlü fıkradaki bir fili tanımlamaya çalışan körler gibi gerçeğin bir kısmını açıklamaya çalışırız. Biz tam açıkladık derken gerçek değişir, gerçeği belirleyen kurallar değişir. Elimizde müspet bilimlerde olduğu gibi tam kontrol altındaki ortamlarda deney yapabilmek ve ilgilendiğimiz gerçekle ilgili verileri birinci elden almak mümkün değildir. Bu yüzden milyonlarca farklı etkenin bileşkesinden oluşan tarihsel verilere dayanırız. En iyi ihtimalle, belli bir yakın tarihteki iktisadi ilişkileri yaklaşık olarak tanımlayabilir ve belli varsayımlar altında geleceğe yönelik çıkarımlar da bulunabiliriz. Ancak… Öyle zamanlar vardır ki, dünyanın fay hatları kırılır, tarihin çarkları farklı yönde dönmeye başlar, başlar ayak olur ayaklar da başlar… Bu anlar sosyal bilimciler için Allah’ın nimetidir. Adeta dünya ve insanlık canlı bir laboratuvara döner. Şu an da öyle bir andır. 1946 yılında kurulan, milyonlarca insanın sırtından, emeğinden ve alın terinden çalınarak devşirilen bir imparatorluk, bütün kurumları, sınırdaki uç beylikleri, onu yaratan iktisadi ve sosyal ilişkiler ağı ve en önemlisi kendi şartları içinde tanımlanmış ahlaki normları ile beraber büyük çatırtılar içinde parçalanmaktadır. Kasabanın Şerifi Mr. Trump çöküş sahnesinin baş komedyeni olarak çöküşün başladığını göstermektedir. Yıkılan Batı’nın Harikalar Dünyası, şapkadan tavşan çıkaran madrabazlığıyla Kapitalizm ve iki yüzlü Batı siyasetidir. Bir binanın yıkılması kolaydır, ama yenisini yapmak çok zaman ve çaba gerektirir. Belki biz Batı’nın nihai çöküşünü görmeyeceğiz ama çocuklarımız ve torunlarımız yıkılan kötülükler imparatorluğunun molozları arasında kalacaktır. Biz sosyal bilimcilerin öncelikli ödevi, bu çöküş başlamadan önce yeni bir dünya tasarımı sunabilmektir. “Bütün insanlık için daha eşitlikçi, daha paylaşımcı, daha adil ve daha dayanışmacı bir küresel toplum nasıl kurulabilir?”, sorusunu cevaplamak içinse piyasa profesyonellerinin hangi karakter yapısı ile daha iyi üçkağıt çevirebileceğini araştırmak, bireylerin tüketimden elde ettiği faydanın asimetrik bir yapı içerip içermediği veya bireylerin ne derece kumarbaz olup olmadığı gibi nişteki konulara girmek bir yarar sağlamaz. Küreselleşmenin hem uluslar arasında hem de her bir ulus içinde yarattığı eşitsizlikleri, değişen iktisadi yapıdaki sınıfsal ilişkileri, etnik ve dini ihtilafları ve bunlara yol açan iktisadi etkenleri çok yönlü analize tâbi kılmak gerekir. Ama “Gücün Karanlık Tarafı” ve onun akademik dünyadaki uzantıları bu tarz sistem dışı çalışmaları görmezden gelmektedir. İşte 2017 İktisat Nobel Ödülü de Richard Thaler’a belki de bu yüzden verilmiştir. Hayırlı olsun, ödülü afiyetle yesin.

Pazartesi, çok renkli bir konuya Kasabanın Şerifi ile Türkiye’nin kapışmasına değineceğim.