ÇOK MU OLDUK?

İlhami FINDIKÇI 22 Şub 2017

​Bu mübarek coğrafyanın kadim kültürüne sahip insanımız, tarih boyunca olduğu gibi bugün de yeni oyunlar ve saldırılarla karşı karşıyadır.

Bu mübarek coğrafyanın kadim kültürüne sahip insanımız, tarih boyunca olduğu gibi bugün de yeni oyunlar ve saldırılarla karşı karşıyadır. 

Son yıllarda giderek artan terör olayları ile ülkemizde fert ve toplum düzeyinde izleri kolay silinemeyecek travmalar oluşturuyor.

Asıl hedef; toplumsal güvensizliğin ve gelecek endişesinin filizlenmesi, toplumsal öfkenin kabarması, bireylerin ötekileşmesi, yabancılaşması ve bu şekilde insan odaklı iletişim dilinin, nefret ve öfke diline dönüşmesi, insanımızın birbirine düşmesi ve ülkenin yaşanmaz hale gelmesidir. Sonuçta bölgesinde bir istikrar ve denge unsuru olan Türkiye’yi; Filistin, Afganistan, Mısır, Irak ve Suriye gibi şiddetin hakim olduğu bir kaosa sürüklemektir amaç. 

Peki, ama neden? Neden ve kimler, global taşeron terör örgütleri eliyle Türkiye’yi hizaya sokmak ve biçim vermek istiyorlar? Neden ısrarla bizi birbirimize düşürerek bir iç savaşa sürüklenmemiz için çaba gösteriyorlar? Neden son derece profesyonel biçimde planlanmış, organize terör olayları ile canımızdan can alıyorlar? Gerçekler apaçık ortadayken neden ülkemizde gerçekleştirilen vahşetleri inatla terör olayı olarak görmek istemiyorlar?

Sorular çoğaltılabilir. Şimdi hep birlikte cevaplar arayalım. Zira başımıza gelenlerin gerçek nedenlerini bilmemiz, olanları doğru okumamız ve bu ülkenin bir vatandaşı olarak üzerimize düşenleri yapmamız her zamankinden daha önemlidir.

Ülkemize yönelen algı operasyonunun temel nedeni, Türkiye’nin uluslararası arenada kendisine biçilen rolün üstüne çıkmasıdır. Nitekim Türkiye; sürekli olarak baskı altında tutulan, ekonomik olarak ne kadar büyümesi isteniyorsa o kadar büyüyen, ne söylemesi gerekiyorsa onu söyleyen, uluslararası sorunlarda çoğunlukla sesi çıkmayan ve bu şekilde büyük güçler tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak yönetilmeye çalışılan konumunu aşmıştır. Bu potansiyelinden dolayıdır ki Türkiye; bir yazgı haline getirilen darbelerle, sağ-sol ayrımcılığıyla, Alevi-Sünni kavgalarıyla, Türk-Kürt ötekileştirmesiyle uğraştırılmıştır on yıllardır. Ama çok şükür başarılı olamadılar ve olamayacaklar… Arzu ettikleri gibi toplumsal fay hattımızı kıramayacaklar. 

Türkiye ile uğraşıyorlar çünkü; son 20 yıldır giderek öz değer kökleri ile buluşan, kendisi oldukça ivme kazanan, sesini duyuran, silahlı güçleri ile yurt içinde ve yurt dışında caydırıcılığını daha çok ortaya koyan, ekonomisi güçlenen, devlet ile milleti buluşan, dünya ölçeğinde projelere imza atan ve hedefleri olan yeni bir Türkiye var. Bunlar yetmiyormuş gibi milyonlarca mülteciye kucak açarak batıda yaşanan değersizlik sorununa savaş açan, dünyanın süper güçleri ile bir araya gelerek mazlumların akan kanını durdurmaya çalışan, uluslararası sistemin içinde yer alarak onu kritik edecek bir zihinsel olgunluğa ulaşan, insan merkezli bir dünya düzenini zorlayan yeni bir Türkiye profili var. İşte bu profil, dünyayı yönetenleri ürkütüyor ve “Türkiye çok oldu” dedirtiyor üst akıllara. Sahiden “Çok mu olduk?” Hayır, Türkiye iradesini eline alarak kendisi oluyor.

Dünyanın yeniden şekillendiği, devletlerarası savaşın yerini taşeron terör örgütleri eliyle yapılan asimetrik savaşlara bıraktığı, Amerika ve batı odaklı merkezi güç dengesinin eksen değiştirdiği bir zamanda, yanı başımızdaki oldubittilere tamamen duyarsız kalsaydık, planlar tutacak ve sıra Türkiye’ye gelecekti.

Eşsiz bir kurtuluş mücadelesi ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, aynı mücadeleci ruhunu koruduğunu, 15 Temmuz’da bir kez daha göstermiştir. Düşünün ki bu kadar sistemli çabalara, kışkırtmalara, uğraşlara rağmen insanımız asaletini koruyor, arzu edilen toplumsal infiale kapılmıyor. Tersine bütün uğraşlar ve çekilen acılar, hangi arka plana sahip olursa olsun insanımızın arasındaki safları sıklaştırıyor, bir ve bütün olma ülkümüzü, millet olma şevkimizi pekiştiriyor.

Unutulmamalıdır ki böylesi zor dönemlerde işi, konumu, görevi ne olursa olsun her vatandaşımızın sağduyuyu elden bırakmaması, kendi alanında mücadelesini sürdürmesi, bu ülke için inadına daha fazla çalışması ve üretmesi gereklidir. Belki bugün şekil değiştirmiştir ama tarih boyunca savaşlar, acılar hep olmuştur yeryüzünde. Bugün daha güçlü bir irade ile Türkiye’yi ve onun birlik ve bütünlüğünü bir numaralı önceliğimiz olarak merkeze koymak zorundayız. 

Yine unutulmamalıdır ki ülkemizin demokrasi, adalet, ekonomi ve özellikle bilgi üretimi alanlarındaki eksikliklerini gidermek için daha hızlı yol almaya ihtiyacı vardır. Nitekim bölgesel güç olmayı aşıp bir dünya gücü olma iddiamız; hükûmetten muhalefete, siyasetten bürokrasiye, iş dünyasından akademiye, STK’lardan diyanete, memurdan işçiye tüm toplum katmanlarının bu yeniden inşa sürecine daha fazla katılması ve çalışmasını zorunlu hale getirmiştir.

Fiziksel terörün yanında ileti bombardımanlarıyla zihinlerimizi işgal etmeye yönelen her türlü algı terörüne de dur demeliyiz. Böylece bireysel ve toplumsal refleksimizi, duygularımızdan çok gerçeklik bilgisi üzerine inşa ederek kontrol edebilmeliyiz.

Ve nihayet asıl kaybın moralimizi yitirmek ve birbirimize düşüp “biz” olmaktan uzaklaşmak olduğunu unutmamalıyız. Bugüne kadar olduğu gibi acziyete düşmeden, kutuplaşmadan cesaretimizi, haysiyetimizi, bayrağımızı, inancımızı, toplumsal bütünlüğümüzü aşkla ve şevkle dorukta tutmaya devam edecektir bu toplum.