birey


ÇARESİ NEDİR BİLEMEDİM!

Fehmi KETENCİ 26 Ara 2021

Bir süredir, kafayı taktığım konulardan biri, İstanbul'un betonlaşmadaki değişiminin devam eden ve neredeyse şantiyeler şehrine dönüşmüş halidir.

    Bir süredir, kafayı taktığım konulardan biri, İstanbul’un betonlaşmadaki değişiminin devam eden ve neredeyse şantiyeler şehrine dönüşmüş halidir. Bunun bazı görüntülerinin hızla devam eden metro çalışmalarının yeryüzüne yansımasından kaynaklanan bölümü olduğunu belirtmeliyim. O yapılanlar İstanbul’un kısmi bölgelerinde bazı sıkıntılara, özellikle trafik tıkanıklığı yaşanmasına yol açabiliyor. Toplu taşımada önemeli bir rahatlama yaratacak olan raylı sistemler ve metro çalışmalarının gerekliliğini tabii ki göz ardı etmiyoruz ama, bu çalışmaların yer yüzüne uzayan bölümlerindeki inşaat çalışmalarının sıklıkla denetlenmesi gerektiğini de unutmayalım. Bazı yollarda kapatılan ve kısmi trafiğe açık olan yerler son zamanlarda yoğun bir sıkışıklık yaratabiliyor. Buralardaki inşaatlarda çalışanlar keyfi yol kapamalar konusunda çok hatalı davranabiliyorlar.

     İstanbul trafiğinin en önemli sorunlarında biri hızla devam eden inşaatlar trafikte sorun yaratmayı sürdürüyor.

      Geçtiğimiz haftalarda bu konuya ilişkin yazdığım yazılardan birinde şöyle bir değerlendirme yapmıştım. O gün yazdıklarım konusundaki düşüncemde bugün de hiçbir değişiklik olmadı 

      “İstanbul trafiğini en çok sıkıntıya düşüren en önemli hatalardan biri ise; yıllardır iyice kontrolden çıkan imar durumundaki eskiden kalan hatalı düzenlemelerin geride bıraktıklarıdır.. Yeşil alanların yok edilmesi, hoyratça betonlaşma ve plansız şehirleşmenin iyice zorlamaya başladığı yerüstü trafik düzenidir. Bunu asla göz ardı etmeyelim. Hele hele, adına “kentsel dönüşüm” denilen ve iyice “rantsal uygulamalar”a dönüşen bu kontrolsüz yapılaşmanın yarattığı karmaşık inşaat düzeni. Ve bu kontrolsüz yapılaşmanın cadde ve sokakları dolduran büyük inşaat araçlarının kural tanımaz davranışları. Günün her saatinde cadde ve sokaklarda dolaşan, çok büyük hafriyat kamyonları, özellikle yollara sığmayan harç kamyonları cadde ve sokaklarda cirit atıyor, sorumsuzluk diz boyu ve tam bir trafik canavarları gibi tehlike yaratıyor.

      Bildiğim kadarıyla bu araçların şehir içinde belli saatler dışında dolaşmaları yasaktı. Ama görünen o ki, o yasak neredeyse kaldırılmış gibi. İnşaatların malzeme tedarikçi kamyonları, özelikle hafriyat kamyonları cadde ve sokaklarda taksiler gibi cirit atıyorlar. Geçtiğimiz günlerde gözümle gördüm; hafriyat kamyonu caddede sıkışıp kaldı. Bir iki park etmiş araç halk tarafından biraz yana kaydırılarak genişletilen yoldan zorlukla geçebildi. Caddelerde, sokaklarda iyice kontrolden çıkmış olarak dolaşan, adeta trafik canavarına dönüşen bu hafriyat kamyonları, hiçbir işaret koyulmaksızın yolu veya caddeyi kapatıp harç pompalayan harç kamyonları, günün her saatinde caddelerin, sokakların vazgeçilmezleri oldular. Bunun mutlaka denetlenmesi ve kontrol altına alınması lazım.

      “Kentsel Dönüşüm” bahanesiyle iyice artan bu inşaatlar, artık amacının çok da dışına taşmış durumda.

      Binaların, depreme dayanıklı hale dönüştürülmesi, yenilenmesi için ortaya atılan “kentsel dönüşüm”deki bu yanlış ve sakıncalı uygulamalar İstanbul trafiğinde en ürkütücü ortamın nedenleri. Ve tabii ki betonlaşan İstanbul’un geleceğine damga vuracak en onarılmaz olumsuzluklarından biridir diyebiliriz.

      İstanbul’da böylesine yaygın hale gelen inşaatlar, şehrin tam bir “şantiyeler şehri” görüntüsüne dönüşmesi, gerekli olanlarla, keyfi olanların ayıklanması, yapılması gereken en önemli ve zorunlu önlemlerden biridir.

      Metro, raylı sistemlerdeki çalışmalara, zorunlu çalışmalar, İstanbul yaşamının geleceğine yönelik gerekliliktir dersek, keyfi kentsel dönüşüm ile birlikte hepsinin aynı zamana denk gelmesi İstanbul’da sıkıntılı ve zor bir yaşam biçimine dönüşmeye başladı.

      İstanbul artık çaresiz ve gözü yaşlı. Hızla heba edilmiş olan yeşil alanları, kalan yerlere kondurulan çok katlı, adına gökdelen denilen binaları, şehrin doğu ve batısına doğru mantar gibi çoğalan yerleşim alanları ve önlenemez göç dalgalarına mahkum edilen İstanbul ağlamasın da kim ağlasın.

      Adına ne derseniz deyin ve nedeni ne olursa olsun, böylesine konrolsüz hale gelen inşaatları, betonlaşması ve şantiye şehrine dönüşen haliyle bu güzelim şehrin, biraz nefes almaya ihtiyacı var, asla unutmayalım.