BÜYÜME VE ENFLASYON

Hafta içinde iki sürpriz istatistikle karşılaştık.

Hafta içinde iki sürpriz istatistikle karşılaştık. İlk önce büyüme… Medyadan alalım:

“GSYH 2020 yılı üçüncü çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,7 arttı. GSYH'yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2020 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; finans ve sigorta faaliyetleri %41,1, bilgi ve iletişim faaliyetleri %15,0, sanayi %8,0, inşaat %6,4, tarım %6,2, diğer hizmetler faaliyetleri %6,0, gayrimenkul faaliyetleri %2,8, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri %2,4 ile hizmetler %0,8 arttı. Mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri %4,5 azaldı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre %15,6 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2020 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,5 arttı.” (www.Hurriyet.com.tr, Haber Giriş: 30.11.2020 - 10:01 | Son Güncelleme: 30.11.2020 - 12:53) İmla hataları Hürriyet’indir.

Genel olarak benim beklentim yüzde 4 civarında bir büyüme iken “piyasa profesyonelleri” biraz daha düşük bir büyüme beklentisi içinde idi. Hükümet ise büyüme beklemiyordu.  Dilerseniz büyüme oranını 2018 yılı başından itibaren döküm olarak ele alalım:

ÇEYREKLER
2018 (%)
2019 (%)
2020 (%)
I
7,5
-2,6
4,5
II
5,8
-1,7
-9,9
III
2,5
1,0
6,7
IV
-2,7
6,4
 
Bu veriler üç aydan üç aya yıllık büyüme oranlarıdır. Pekiyi bunlar ne anlama geliyor: 2018’den bu yana bileşik hesapla kümülatif büyüme yüzde 14,38’dir. Yani 2018 başında Türkiye’nin milli geliri 100 ise Eylül 2020 itibariyle bu değer 114,38’dir.  Bu büyüme 2,75 (33 Aylık) yıllık bir büyümedir. Yıllık ortalama büyüme bu dönemde bileşik hesapla bakıldığında yüzde 5 çıkmaktadır. Bu da Türkiye’nin uzun dönem doğal büyüme oranına eşittir. Ancak bu görüleceği üzere ciddi istikrarsızlık içeren bir büyümedir. Bir ekonominin 11 Çeyrek içinde 4 çeyrek küçülmesi karşılığında dört Çeyrek de yüzde 5 üzerinde büyümesi ciddi bir istikrarsızlık demektir. Burada gördüğümüz, aslında, en son “yerli ve milli krizimiz” 2018-2019 Krizi’nin etkisinin üstüne 2020 Pandemi Krizi’nin etkisidir.

Yüzde 6,7’lik büyüme şaşırtıcı değildir. Burada iki nokta önemlidir: İlki hükümet Nisan, Mayıs Haziran aylarında ciddi teşvik önlemleri almış ve genişletici para ve maliye politikaları uygulanmıştır. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında ise hem ekonomi yeni normal adıyla açılmış hem de bu devlet desteklerinin katkısı gözlemlenmeye başlamıştır. Hükümetin bu politikası talebi canlı tutmuştur ama bunun maliyeti olarak da hem bütçe açığı artmış hem de dış borçlar artmıştır. Hükümetin bu politikasını desteklemek için Merkez Bankası da kesenin ağzını açmış ve gıcır gıcır Törkiş Liraları piyasaya sürmüştür. Yaz aylarında artan cari açık ve dış borç nedeniyle kurlar üstünde oluşan baskıyı kırmak görevi de yine Merkez Bankası’na verilmiş ve Merkez Bankası döviz satarak düşük faiz – düşük kur – yüksek büyümeyi korumayı çalışmıştır. Bu politikanın maliyeti Merkez Bankasının döviz rezervlerinin suyunu çekmesidir.  

İkinci önemli nokta da baz etkisidir. Yüzde 9,9’luk küçülmeden sonra milli gelirin eski seviyesine gelmesi için yüzde 10,98, yani kabaca yüzde 11 büyümesi gerekir. Hali hazırdaki büyüme rakamı bolca borç alıp para basarak elde edilmiş olmasına rağmen bizi pandemi öncesi gelire götürmekten uzaktır. Yine de yeterli olmasa da talebin artması olumlu bir sonuçtur.

Gelelim enflasyona… Yine medyadan alıntı yapalım:  

“TÜFE'de (2003=100) 2020 yılı Kasım ayında bir önceki aya göre %2,30, bir önceki yılın Aralık ayına göre %13,19, bir önceki yılın aynı ayına göre %14,03 ve on iki aylık ortalamalara göre %12,04 artış gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla, %0,99 ile giyim ve ayakkabı, %5,19 ile haberleşme ve %7,00 ile eğitim oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, %29,42 ile çeşitli mal ve hizmetler, %21,08 ile gıda ve alkolsüz içecekler ve %18,67 ile ulaştırma oldu.” ( www.milliyet.com.tr, 03.12.2020 - 14:06 | Son Güncellenme: 03.12.2020 - 14:06) ) İmla hataları Milliyet’indir.

Piyasa profesyonelleri yüzde 10-11 arası bir enflasyon beklerken benim tahminim yüzde 15 civarındaydı. Gerçekleşen ise yüzde 14,03 oldu. Bu enflasyon artışının sebebi Eylül ayından itibaren başlayan kur artışlarının etkisidir. Bilindiği gibi kur artınca hemen bazı mallara zam gelmekle birlikte bütün fiyatlar hemen etkilenmez. Bu zaman alır. Bizim hesaplarımıza göre kurdaki artışın fiyatlara tam etkisi 3-4 ay gibi bir zamanda olur. Bu da ilk önce fabrika çıkış fiyatlarına, yani maliyetlere, yansır. Vatandaşa yansıyan enflasyon ise mağaza / market fiyatları enflasyonu, yani TÜFE veya perakende mallar enflasyonudur. İTO’nun açıkladığı perakende fiyatlar enflasyonu yüzde 14,1 iken (ki burada İTO nokta atışı bir tahmin yapmıştır), toptan fiyatlar enflasyonu yüzde 17 civarında idi. Buradan şunu anlıyoruz: döviz kurundaki artışın etkisi maliyetlere yansımış ancak daha market fiyatlarına tam yansımamıştır. Önümüzdeki dönemde yüzde 16 – 17 arası bir TÜFE enflasyonu görürsek şaşırmayın.

Ya Merkez Bankası… En son faiz artışı etkisiz mi oldu?  Hayır, bunu söylemek için henüz çok erken. Para politikasının kur artışına yansıması kısa sürse de, kur artışının fiyatlara yansıması uzun sürer. Ayrıca enflasyonu tekrar yüzde 10 bandına çekmek için de sadece para politikası değil maliye politikası önlemleri de alınmalı. Üçüncü Çeyrekteki yüzde 6,7’lik büyümenin yarattığı ciddi bütçe açığı ve kamu bankası kredileriyle yüzdürülen batık firmaların –şimdilik- görünmeyen maliyetlerinin etkisiyle kur artışının etkisinin toplamından oluşan bir enflasyon var. Yapılması gereken ne? İlk önce bütçe açığı kapanmalı ki, bu daha çok vergi, daha az kamu harcaması ve batık firmaların iflasının resmileştirilmesi demektir. Bunu sıkı para politikası da takip etmelidir ki, bu da daha yüksek kredi faizi ve daha az kredi limiti demektir. Bu önlemler alınırsa enflasyon 2020 sonuna doğru yüzde 10’lara çekilir. Büyüme rakamının bütün 2021 yılı içinde yüzde 2-3’lerde istikrar kazanması da çok önemlidir. Bir çeyrek yüzde 4,5 büyü, sonra yüzde 10 küçül ve nihayet tekrar yüzde 6,7 büyü. Bunun yerine daha mütevazi ama istikrarlı yüzde 2-3’lük bir büyüme patikası hedeflenmelidir. Bütün bunlar olursa (2020 sonu dolar kurunu 7,8 TL kabul edersek)  2021 sonu dolar kurunun 8,5 – 8,6 TL’de tutulabileceği söylenebilir. Daha net konuşabilmek için 2021 yılı Bütçesini görmek gerekir.

Hayırlı Cumalar…