​BÜYÜK DEVLETLERLE İTTİFAKLAR VE DOĞURACAĞI SORUNLAR
07 Ara 2017

Uluslararası Politika biliminde asimetrik ittifaklarla ilgili yüzlerce yazı var. Asimetrik ittifaklar, güçlü ve büyük devletle yapılan koalisyonlar anlamına geliyor. Bu tür ittifaklarda büyük güç, ittifakın amacını ve tabiatını belirleyici bir rol oynar. İttifaktaki orta ve küçük boy devletlerin başka motivasyonları olabilir.. Örneğin, kendisine yapılan tehditleri dengelemek, kazanç sağlamak, yalnız kalma ve terk edilme korkusunu dindirmek ve potansiyel rakipleri yönlendirmek.

Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’ndan sonra girdiği ittifaklarda yukarda saydığımız koşulların hepsini görmek mümkün. Türkiye’nin NATO’ya girişi kendisini bir Sovyet saldırısına karşı korumak için olmuştur. Öte yandan NATO’nun verdiği alt yapı yatırımlarının parasını almak, yeni teçhizata sahip olmak gibi yan kazançlar da vardır. Tabii NATO’nun kurucusu Amerika’nın yeri geldiğinde Sovyetler’e karşı saldırabilmesi ile Türkiye’nin ittifaktan bekledikleri hiçbir zaman örtüşmemiştir. Almanya ile birlikte bu ittifakın Sovyetler’e karşı  savaşın ön hattında bulunmanın bedeli çok iyi hesaplanmıştır. Ancak, ittifakın amaç ve tabiatını büyük güç belirlediğinden, büyük gücün amaçlarına yönelik ordu yapılanmamız 1964 yılında Kıbrıs’a bir çıkarma yapmak gereğini duyduğunda üç tarafı denizlerle çevrili ülkede  çıkarma gemisinin olmadığını fark etmiştir. Amerika NATO ittifakı içinde bulunan Yunanistan ve Türkiye’ye silah satarken 7/10 oranını daima göz önünde tutmuştur. 10 silah bize 7 silah Yunanistan’a. Böylece güç dengesi sağlanarak ittifak içinde çatışma çıkması önlenmiştir.

Amerika dış tehdit algıladığında değişik tip ittifaklar kurmuştur. Savaşta ve barışta kurduğu ittifakların tabiatı çok değişik olmuştur. Amerika, Avrupa’daki ülkeleri geçici olarak askeri ve ekonomik durumları bozulmuş büyük ve güçlü ülkeler olarak ele almış ve onları güçlendirmek ve yanına almak için Marshall planı gibi ekonomik planlar ortaya atmıştır. Marshall yardımını almak için ülkelerde, iki partili bir demokratik sistem gerektiğinden Türkiye’de 1946’da çok partili  bir rejime geçmek durumunda olmuştur. Amerika  o dönemlerde Asya ülkeleri ile o bölgede bir NATO kurmamıştır. Bunun nedeni, Asya ülkelerinin Amerikan politikalarına destek verecek kadar askeri ve ekonomik bir güçlerinin olmamasıdır. Trump iş başına geldiğinde gerekli askeri harcamaları yapmayarak Amerikan ekonomisini zorlayan Avrupalı müttefiklerini korumayabileceğini söyleyebilmiştir.

Büyük güçle ittifak içinde olmak bazen orta boy müttefiklerin zor durumlara düşmelerine neden olmuştur. Pakistan’ı, Suudilerle birlikte Afganistan’da sıkıştıran Amerika günümüzde yaratılan Taliban’a karşı yeteri kadar önleyici tedbir alamayan Pakistan’ı itham ederek sıkıştırmaktadır. Pakistan  desteğini bir zamanlar karşı çıktığı Rusya’da aramaya başlamıştır. Ortadoğu’da her türlü olayda Amerika’nın yanında yer alan Suudiler, İran’a karşı hamleler yaparken ülke içi dengelerinde zor günler yaşamaktadır. İsrail’le yakınlaşan  Suudilerin Lübnan hamlesi tutmamıştır.

Amerika’nın Ortadoğu politikalarında Amerika’nın yanında durmak zorunda kalan Türkiye uzun zamandır PKK sorunları yaşarken bu sorun genişleyerek Suriye’de Amerika’nın yoğun destek verdiği YPG sorununa dönüşmüştür. Bunun yanı sıra DEAŞ’la yapılan mücadeleler ve Türkiye’ye yapılan göç bu işin çabası olmuştur.

Türkiye sorunlarını çözebilmek ve bir denge hareketi oluşturabilmek için Rusya ve İran’la önce Astana ve sonra Soçi’deki sürecin içinde yer almıştır. Yeni tehdit algılaması Türkiye’yi, Rusya ve bir zamanlar yayılma siyasetinden şikayet ettiği İran’la ittifaka zorlamıştır. Türkiye hava sahasını korumak için Rusya’dan s-400 füzeleri alımına girişmiştir. Türkiye bu koalisyon sayesinde Irak’a müdahale etmeden Barzani’nin Kerkük ve Musul’u da kapsayan bağımsızlık hareketinin önüne geçebilmiştir. Aynı başarıyı Suriye’de sağlamak üzereyken Amerikan Başkanı Trump’la yapılan telefon görüşmesinde Amerika’nın artık  bekleyen sorunları çözmek üzere YPG’ye silah vermeyeceğini söylemesi. Asıl çözümün Cenevre’de olacağını ifade etmesi ve bir Trump klasiği olarak silah satışına girişmesiyle Türkiye birbiriyle çelişen-öncelikle İran başta olmak üzere- iki ittifakın üyesi olma k gibi bir durumla karşı karşıya gelmiştir.

Eskiden de Türkiye NATO üyesi iken Rusya ve Çin’le İran’la ilişkilerini sürdürmüştür. Türkiye zorunluluk hali olmadan her ülkeyle konuşabilmelidir. Yeni iletişim çağı bu durumu gerekli kılmaktadır. Ancak, tehditlerin her iki ittifaktan gelebileceği bir durumda her iki ittifakta yer alarak sorunlarını çözebilmek için çok hassas bir diplomasiye gereksinme duyulmaktadır. Diğer bir sorun, hangi ittifak Türkiye’ye daha fazla güvenerek ona gerçekten destek verecek ve yanında duracaktır? Günümüzde en önemli soru bu olsa gerek. Belli bir süre içinde hangi ittifakın ağır basacağını herhalde göreceğiz.