​BUYRUN... SAMİMİYETİNİZİ GÖRELİM BAKALIM!
11 Oca 2017

Şimdi iktidara yakın gazetelerin birinde yazan bir zat-ı muhterem var.

Daha önce FETÖ’nün yayın organlarında yazmıştı ardından bu gazeteye geçti.

Günlerdir enteresan şeyler yazıp duruyor…

İçinden geçtiğimiz dönemi 28 Şubat’la özdeşleştirdi, başkanlık referandumuna ilişkin nerden geleceği belli olmayan “olası” bir riski gündeme taşıdı, FETÖ’cüleri unuttu bazı FETÖ “mağdurlarına” hassasiyet gösterdi.

Yakında, ha gayret, “aslında 15 Temmuz’da darbe falan olmadı” demesine ramak kaldı.

Onu da dedi mi eksik parça tamamlanmış olacak herhalde!

Bir tanesi daha var, adı lazım değil, o da tüm terör örgütlerinden arınmak için zorlu bir mücadele yürüttüğümüz şu dönemi “28 Şubat’ta bile bu kadar şey yaşanmadı” diyerek eleştirmiş.

Tabi biz incelikten eleştirdik diyoruz ama dediğine “yuh olsun” demekten başka bir şey denk düşmez.

Devletin içine sızmış hain teröristleri temizlemek, tüm terör örgütleriyle hem içte hem dışta gereken mücadeleyi gösterip yeni bir devlet inşası için kolları sıvamak 28 Şubat’ın darbecileriyle özdeşleştiriliyorsa insan geçmişte yazdığı yazılardan utanır ya da böyle yazılar neden bir anda hortlamaya başladı diye düşünür.

En son FETÖ’cü Ekrem Dumanlı, FETÖ’ye yapılan operasyonları bundan 2-3 sene önce 28 Şubat zamanına benzetmişti, bu zat-ı muhteremler de Dumanlı’yla arada 7 fark kalmaması için özel bir çaba gösteriyor.

Hadi Kemal Kılıçdaroğlu’nu geçiyoruz o sanki onu koltuğa getirenlerden özel bir “görev” almışçasına ne dediğini bilir şeklinde konuşuyor.

Geçenlerde “15 Temmuz’daki kontrollü darbeydi, asıl darbe 20 Temmuz’da yapıldı” dedi kimseden çıt çıkmadı.

Kılıçdaroğlu’nun kastettiği 20 Temmuz’da OHAL’in ilan edilmesi.

OHAL’le birlikte devletin içine sızan FETÖ’cülerin tasfiyesine ve devletin terör örgütleriyle mücadele için hızlı karar almasına “darbe” diyor.

Zihniyet bu… 15 Temmuz’daki şehitlerimizin destanına böyle dil uzatan bir adam da ana muhalefetin lideri konumunda ne yazık ki.

Şimdi bu OHAL’le birlikte devletin içinden temizlenmeye çalışılan FETÖ’cülerin tasfiyesine bu “muhafazakar” görünümlü arkadaşlar ne diyor bilemem.

Acaba onlar da Kılıçdaroğlu gibi mi düşünüyor diye sorduğumuzda “ne var canım, samimi eleştirilerimizi yapıyoruz” diyorlar.

Onlar eleştiri yaptığında normal ama başkaları onları eleştirince hemen sıfat takmayı kendilerine uygun görüyorlar.

Açıkçası hayırdır demek lazım zaman ve mekân olarak… Çünkü başkanlığın tartışıldığı bir dönemde bu tarz yazılarla başkanlıkla ilgili neler düşündüklerini az çok kestiriyoruz ama emin olamıyoruz.

Emin olmamız için birazcık Türkiye’yi çağ atlatacak şu başkanlıkla ilgili yazılar yazsınlar da etraftan dolanmayıp direkt olarak düşüncelerini net bir şekilde öğrenebilelim.

Hem daha dürüst bir hareket olmuş olur hem de kıyıdan köşeye dolanmaya gerek yok, her mevzu bahiste “delikanlılığa” laf ettirmeyecek olanlar böyle kapalı yazılar yazınca pek hoş olmuyor doğrusu.

Özellikle başkanlık sistemiyle alakalı olarak daha önceleri “ne olduğunu bilmiyoruz ki, neyini destekleyelim” diyenler hala daha sus pus.

Meclis’e geldi, tartışılıyor, CHP her dezanformasyonu üreterek başkanlığa karşı çıkıyor ama bazı arkadaşlardan hala bu konuyla ilgili gereken desteği göremiyoruz.

Oysa Türkiye’nin içinden geçmiş olduğu şu dönemde başkanlık sisteminin çift başlılığı kaldırmasından, ülkede bir istikrar oluşturmasından ziyade daha önemli bir şey var…

O da tüm vesayetleri ve palazlanmaya müsait uyuyan vesayet odaklarını çöpe atması.

Kısacası seçilmişleri atanmışların üstüne alan ve vesayet odaklarının seçilmişler üzerinde artık tahakküm kuramayacağı bir sistemden bahsediyoruz.

Şu andaki bu parlamenter meclis FETÖ, Kemalist kadroların vesayetini palazlandırarak Türkiye’nin geleceğinden çaldı.

Çünkü sistem buna müsaitti, şimdi ise kırmaya çalıştığımız sistem bu, bununla birlikte Türkiye’de oyunu veren her vatandaşın gerçek bir temsilcisinin olacağı bir sisteme ilerliyoruz.

Yasama, yürütme ve yargının birbirinden bıçak gibi kesilerek ayrılması demek herkesin kendi işini yapması ve grift yapılar oluşturarak aslında diktatoryal bir sistemi engellemesi manasına gelecektir.

Çünkü kuvvetler ayrılığı dediğimiz şey tarih kitaplarında yazdığı şekilde değil, bilakis bu başkanlık sistemiyle hayat bulacaktır.

Şimdi oturup bunları konuşmak varken, başkanlık sistemiyle alakalı olarak hatta Türkiye’nin gerçek manada ilk sivil anayasasının uygulamaya geçeceğini söylemek varken konular etrafında dallanıp budaklanmak pek de iyi niyetli şeyler olmasa gerek.

Ama artık Türkiye’nin kaybedeceği vakit yok, tüm dünya birleşmiş ve Erdoğan’ı başkan yapmamak üzere her türlü oyunlarını denerken biz de gereken mücadeleyi gösterip Türkiye’nin geleceğini oluşturmak için elimizden geleni yapmak durumundayız.

Ve tabi ki bu öyle bir süreç olacak ki kim samimi ya da kim yüzünde maskeyle dolaşıyor göreceğiz.