BİR… İKİ… İZMİR MARŞI'YLA KOŞ!

Ekin GÜN 04 Kas 2019

İstanbul'un göbeğinde uluslararası bir organizasyonda İzmir Marşı ne alaka?

Vodafone 41. İstanbul Maratonu’yla ilgili malum gazete şu başlığı kullanmış:

“Maratona İzmir Marşı ve Atatürk’ün sesi damgasını vurdu”

İstanbul’un göbeğinde uluslararası bir organizasyonda İzmir Marşı ne alaka?

Biliyorsunuz, 28 Şubat günlerinde “Onuncu Yıl Marşı” modaydı, bir süredir de İzmir Marşı.

Hadi Faruk Nafiz Çamlıbel’le Behçet Kemal Çağlar’ın sözlerini yazdığı Cemal Reşit Rey’in müziğini yaptığı “Onuncu Yıl Marşı’nı” tarihsel açıdan cumhuriyetin tam göbeğine oturtabiliriz de İzmir Marşı için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Bir kere marş çalıntı.

İşin açıkçası marşın orijinalinde İzmir’in değil, Kafkasya’nın dağlarında çiçekler açıyor.

Stadyumlardan tutun da spor komplekslerine, opera salonlarından tutun da uluslararası bir organizasyona kadar dar kalıp ideolojik histerilerle “modernleşmenin uluslararası şartı” sayılan İzmir Marşı’nı dinleyenlere kötü haber…

Bu marş cumhuriyetten değil, imparatorluktan gelmiştir, tarihsel açıdan Mehter Marşı’yla bir farkı da yoktur.

Ezgisine kulak verince has bir Osmanlı eseridir.

Artık siyasal iktidara karşı olabilmek için subliminal yöntemleri bu marşı haykırarak söylemenin modası da geçti.

Bu işi uluslararası organizasyonda bile kullanacak kadar kıroluğun kıvamını abartmaya gerek yok.

En başta bu İzmir Marşı’na hakaret, cumhuriyetçiliğe ters.

Bu marşın sadece bir marştan ibaret olduğunu, siyasal bir mesaj vermediğini söyleyenler de artık eskisi gibi güldürmüyor.

Aynı Şevval Sam’ın Dilek İmamoğlu’ndan yola çıkarak “gerçek bir cumhuriyet kadını” tanımlaması yaptığı gibi.

Burada amaç nasıl başörtülü kadınların “cumhuriyetçi” olmadığını iddia etmekse, bu marşın söylem amacı da “Erdoğan’a karşıyız” noktasından başka bir şey değil.

Birbirimizi kandırmaya gerek var mı?

Cumhuriyeti korumak, modern olmak; çağdaşlığından yolundan yürümek ya da Atatürk’ün izinden gitmek ne stadyumlara ne de uluslararası maratonlara sığar, çalıntı bir marşı sığ bir düşünceyle uluslararası organizasyonda söylemekte uygar bir insana yakışmaz.

Bu marşı orda kim/-ler nasıl söyledi/söyletti bilmiyorum, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de katkılarıyla olan bir maratonu o “birleştirici anlayıştan ya da söylemden” dar kalıplara çekmek 16 milyon İstanbulluyu kapsamadığı gibi uluslararası bir maratonu sığ bir çizgiye indirir.

Her ne kadar çağdaşlık, modernlik bireysel bir tercih olsa da modern olmayı bar taburelerine indirgemekten vazgeçmek gerek.

Bunun ne cumhuriyetle alakası var ne de “biz sizlerden üstünüz” mesajıyla.

Üzgünüm uluslararası maratonda dahi böyle görmemişliklerle ne sınıf atlanıyor ne de asıl gericiliğin tanımı değişiyor.

Sözün özü… Bu marşı 41. maratonda istersen 41 kere söyle, sonucundan “oh be moderniz, 41 kere maşallah” sonucu çıkmaz.