BİR ANIYLA MARKAR ESAYAN'I ANMAK

Micheal KUYUCU 18 Eki 2020

Markar Esayan ile geçmişte en üç , dört kez röportaj yapmıştım.

Cuma akşamı keyifsizdim,  bir yandan televizyon Fox’taki “Çocukluk” dizisine bakıyordum, bir yandan arkadaşlarla mesajlaşıyordum bir yandan da laptopum önümde iş filan yapıyordum. Derken internette çok sık tıkladığım Medyaradar sitesine girdim. Günde bir kez girerim o siteye. Ne var ne yok medya dünyasında diye bakarım. O akşamda öyle bir bakayım dedim. Sitede “Markar Esayan Hayatını Kaybetti” haberini gördüm, bu beklenmedik haber beni de çok üzdü. Acaba yalan mı doğru mu diye düşündüm bir an. Vefat haberinden hemen sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Twitter hesabından yayımladığı mesajında, "AK Parti MKYK üyemiz, İstanbul Milletvekilimiz, sevgili kardeşim Markar Esayan’ın vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendim. Müteveffa Markar kardeşimizin ailesine, sevenlerine başsağlığı diliyorum. Ülkemiz siyasetine ve demokrasimize yaptığı katkıları hiçbir zaman unutmayacağız." dedi.

Partisini sahiplenen bir siyasetçiydi

Markar Esayan ile geçmişte en üç , dört kez röportaj yapmıştım. Programlarıma konuk olmuştu. Sakin, asla tribüne oynamayan, popülist zihniyetten uzak, ülkesini ve hizmet ettiği partisine bağlı bir siyaset insanıydı. Bu haberi duyduğumda çok yakın geçmişte onunla yaşadığım bir anım geldi aklıma. Bir, bir buçuk ay önceydi. İş yaptığım bir projede benim varlığımdan rahatsız olan biri vardı. Beni o projeden çıkartmak için değişik yollar ve bahaneler üzerinde çalışıyordu. Bu kişi, çalıştığımız yatırımcıya “Bir telefon geldi, Michael’ı AK Parti ve külliye sevmiyor. Bu adamla neden çalışıyorsunuz’ diye sordular. Onunla çalışmayalım” gibilerinden birkaç kelam etti. Korkak yatırımcı bu sözler üzerine beni o projeden çıkarttı.

Bunlar gizli ve özel konulardır. Zamanı gelince anlatılır ama sanırım bunu, Markar Esayan’ı yad etmek için anlatmam lazım. İşim gereği gerek AK Parti’den, gerekse CHP’den pek çok dostum ve tanıdığım var. Gün gelir iktidarı eleştiririm, gün gelir muhalefeti eleştiririm. Tek derdim yaşadığım ait olduğum ülkenin adam gibi gelişmesi ve dünyada daha da saygın bir yere gelmesi. Dönem dönem hem iktidar partisi hem de muhalefet partisi milletvekilleriyle dertleştiğim, fikir alışverişinde bulunduğum anlar oluyor. Yukarıda anlattığım konuyu da farklı siyasi dostlarımla paylaştım. Bir medya çalışanı hakkında “AK Parti istemiyor onu”, işte “Cumhurbaşkanlığı onun o şirkette çalışmasını istemiyor” tarzında şeyler söylemek, aslında hem insanı açıdan, hem siyasi açıdan, hem de medya sektörü adına tehlikeli bir olaydır. Şakası yoktur. Ben o projeden uzaklaştırıldım. Bu süreçte bu iftiraya birkaç siyasi dostumla beraber Markar bey de tepki göstermişti. Hiç unutmuyorum, hastanedeydi. Bu duruma çok üzülmüş ve hatta tepki bile göstermişti. Partisinin adının böyle bir olayla, böyle bir iftira ile anılmasından rahatsızlık duymuştu, hatta bu iddiayı ortaya atan kişiyi bile aramış “bunun aslı nedir?” diye sormuştu. AK Parti’nin adını kullanarak beni projeden uzaklaştıran o iş adamı, Esayan’a korkak bir tavırla kıvıra kıvıra cevap vermiş, kendi tükürdüğünü yalayarak devletten böyle telefon gelmediğini söylemişti. Markar Esayan, partisininin adının böyle iftiralarda kullanılmasına çok üzülmüş ve tepki vermiş hatta bunu partisi ile de paylaşmıştı. Bu yakın geçmişte yaşamdı. Bir, bir buçuk ay önceydi. Markar beyin sesi gayet iyi geliyordu, “daha iyiyim”  demişti bana. Sağlıklı günlerde buluşmak üzere sözleşmiştik. O gün hasta yatağında hem vatandaşına manevi destek olmuştu hem de partisine çamur atanlara ve ortamı germek isteyen rantçılara karşı tepki vermişti. Tam geri dönmesini beklerken bu süpriz haberi duydum.

Standart siyasi profilden uzak bir siyasetçiydi

Günümüz standart siyasetçi profilinden çok uzakta bir insandı. Rant veya popülerlik yerine her defasında işini yapmak ve partisinin ona verdiği görevi hakkıyla yerine getirmek isteyen biriydi. Hayatımda gördüğüm en işinin karşılığını veren milletvekillerinden biriydi. Mide kanseri gibi çok riskli ama tedavisi de eskiye göre daha kolay olan bir rahatsızlığı vardı. Demek ki kaderi buraya kadar imiş. Mukadderat “tamam” dediği zaman gerisi bahane oluyor. Allah rahmet eylesin. Esayan’ı bu anımla anmak istedim. Ben o projeden ayrıldım, iktidar partisinin adını kullanarak yalanlar söyleyen o iş adamı diğer siyasetçilerden de tepki aldı, adı gerekli yerlere verildi. Peki ya diğerleri?

Kıssadan hisse

Bu örnek olay ve Esayan’dan hareket ederek özellikle iki büyük partiye yani AK Parti’ye ve CHP’ye bir uyarıda bulunmak istiyorum. Piyasada bu iki kurumsal siyasi kimliği kullanarak rant almaya çalışan binlerce insan var. Bu rantçılara meydan vermeyin. Bunlar yüzünden partileriniz hem nefret topluyor hem de oy kaybediyor. Bu, şu an Türkiye’nin en büyük sorunu. Yok efendim “Parti böyle istiyor, böyle istemiyor”. Yok efendim “bu adamı ya da kadını Parti sevmiyor, bununla çalışmayın ya da çalışın” gibi söylemlere meydan vermeyin. Bu olayların sayısı son zamanlarda çok arttı. Tüm sektörlerde var. Medyadan tutun otoparklara bilmem simitçi tezgahına kadar her yerde var. Bu tarz davranışlarda bulunanları tespit edin ve uyarın hatta cezalandırın. Kimse, ne iş adamı ne simitçi hiç kimse siyasi partilerin arkasına sığınarak ülkeyi kaosa sürüklemesin. Bunun savaşını özellikle AK Parti de CHP de diğer partiler de vermeli. İşte Markar Esayan bu felsefede bir insandı. Allah rahmet eylesin.

“Son Ada’nın Çocukları” yeni baskısı ile piyasada

Romanları 40 dilde yayınlanan ve uluslararası pek çok ödüle layık görülen edebiyatçı, müzisyen Zülfü Livaneli’nin kaleminden genç okurlara, evrensel ve zaman ötesi bir roman geldi. “Son Ada’nın Çocukları”’nın yenilenmiş baskısı İnkılâp Kitabevi etiketiyle yayınlanan romanın özetle konusu şöyle: Ada sakinlerinin karmaşadan uzak kardeşçe yaşadığı son insani köşeye, son sığınağa, Son Ada’ya bir gün bir adam gelir. Adalıların o güne dek süren hayatları, huzuru ve mutluluğu bir anda yerle bir olur. Bu beklenmedik durum karşısında adanın çocukları ne yapacaklar? Büyüklerin kararlarının sonuçlarına razı mı olacaklar, yoksa adadaki hayatı koruyabilecekler mi?. Kitabın yeni baskısı yeni kapak tasarımı ile İnkılab Kitabevi’nden yayınlandı. Meraklılara duyurulur.

Gökhan Türkmen “Romantik” geliyor

Gökhan Türkmen bir yıldır üzerinde çalıştığı “Romantik” adlı albümünü Kasım ayında yayınlayacak. Albümü bir dijial albüm olarak tasarlayan ve sadece dijital müzik platformlarına sunmayı planlayan Gökhan Türkmen, 10 şarkının yer alacağı albümde 4 yeni şarkıya  yer verecek. Albüm, dijital platformların yanında  İngiltere’de Abbey Road Studios iş birliği ile plak formatında da sunulacak.

Pandemi sürecinde dijital konserleriyle dikkatleri çeken ve milyonlarca kişi tarafından izlenen online konselere imza atan Gökhan Türkmen 19 Kasım’da yayınlanacak  “Romantik” albümüyle birlikte Kasım ve Aralık aylarında sevenleriyle de  buluşma planlarıo yapıyor. Gökhan Türkmen,  Kayseri, Trabzon, Denizli, Konya ve Mersin’de sağlık ve güvenlik koşulları göz önünde bulundurularak konser verecek. Gökhan Türkmen romantik hatta hafif melankolik şarkıların en önemli temsilcilerinden biri. Bu albümü de eminim iyi bir albüm olacak. Albümün fiziki ortamda plak olarak yayınlanması da çok güzel. Dilerim bu trend 2021 yılnda devam eder ve tüm sanatçılar albümlerini hem dijital albüm hem de plak olarak yayınlar ve plak piyasası da canlanır.

Demet Akalın ile Sıla müzik koalisyonuna girdi

Müzik kariyerinde yayınladığı 10 albüm, 4 single, 2 maxi single ile müzik piyasının en baaşrılı kadın vokallerinden biri olmayı başaram ve insanların kalbini kazanan Demet Akalın'ın yeni şarkısının ismi "Yan"ı tamamladı.

Demet Akalın, “Yan”da Sıla ile çalıştı. İlk olarak 2019 yılında yayınladığı 'Ateş' adlı albümünde Sıla imzalı 'Bizi Buluyor' adlı şarkısında da Sıla ile birlikte çalışan Demet Akalın ikinci kez bir araya geldi.

Demet Akalın, sözü Sıla, müziği Murat Yeter imzası taşıyan 'Yan' isimli yeni single çalışmasını aralık ayında yayınlamayı planladığı açıkladı. Her albüm ve single'ın da birçok hit çıkaran Demet Akalın, bakalım  'Yan' adlı şarkısında başarısını tekrarlayacak mı? Ben şahsen bu şarkıyı merak ettim. Demet Akalın ile Sıla’nın tarzı çok farklı. Bu kombin biraz riskli olabilir. Ama yinede arada değişiklik yapmak gerekir.

Müzik terminolojisinde yanlış bilinen doğrular

Son yıllarda yayınlanan müzik temalı kitapların sayısı çok azaldı. Ne popüler kültür içerikli ne de akademik içerikli müzik kitabı yayınlanmıyor. Toplasanız yılda on tane müzik kitabı yayınlanmıyor. Bunun nedenini her defasında sorguluyorum. Bu konuda talep mi yok yoksa arz mı yok. Yani insanlar müzik içerikli kitapları okumuyor mu? Yoksa yazarlar müzik temalı kitaplar yazmak mı istemiyor? Ben de geçmişimde pek çok müzik kitabı yayınlamış biri olarak bu konuyu sorguluyorum. Avrupa’daki pek çok ülkenin kitap reyonlarında müziğin yeri daha büyük. Biyografiler, anılar aklınıza gelecek her türlü müzik kitabı var. Ama Türkiye’de yok. Neden yok? Neden? Bu soruyu sürekli kendime soruyorum. Sanırım bunun en önemli nedenlerinden biri ülkemizde bir “müzik okuma kültürünün olmaması”. Kitap okuma oranlarımız düşük olabilir ama yayınlanan kitap sayısında iyi bir durumdayız. Ama yayınlanan bu kitaplar içinde “müzik” içerikli kitap konusunda felaketiz. Bunu bir araştırın. Avrupa kıtası içinde müzik tüketim ve çeşitliliğinde en düşük talebe sahip ülke biz çıkarız. Bunun araştırılıp müzik kültürünün gelişmesi adına gereken önlemlerin alınması lazım.

Müzik eğitimi alan herkese lazım

Tam bunları düşünürken İTÜ Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı Dr.Öğr.Üyesi Göktan Ay yeni kitabı "Müzik Terminolojisinde Yanlış Bilinen Doğrular" adlı kitabının haberini aldım. Göktan Ay, son yıllarda tanıdığım en aktif müzik akademisyeni. Onunla ne zaman bir araya gelsem mutlaka bir şeyler öğreniyorum. Öyle kafasını kuma gömen klasik akademisyenlerden değil, sektörle iç içe olan müzik adına, müzik eğitimi adına hep bir çaba içinde olan bir insan. Kitabı müzik eğitimi alan her yaştaki herkesi hedef alıyor. Göktan Ay “Müzik Terminolojisinde bir adım yol alınamamıştır. Maalesef, terminolojisi olmayan bir bilim/sanat dalının akademi içinde ağırlığı olamıyor. Herkesin farklı düşündüğü, diğerini beğenmediği sistemden de bilimsel düşünce ve sonuç çıkmıyor.” yorumunu yapıyor ve herkese müziğin terminolojisini öğrenmesi için bu kitabı sunuyor. Müzik eğitimi alanların, müziğe ilgi duyanların mutlaka kütüphanelerine eklemesi gereken bir kitap.

Pandemi TV ve dijitale yaradı

Ülkemizde 2020 yılının Mart ayında hayatımıza giren ve adeta herşeyimizi değiştiren pandemi tüm sektörleri olduğu gibi medyayı da etkiledi. Deloitte tarafından Reklamcılar Derneği adına hazırlanan “Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları 2020 Yılı İlk 6 Ay Raporu”nda reklam pastasında sürpriz sonuçlar gördük.

Pandemi döneminde yılın ilk yarısında radyoların aldığı reklamlarda azalma oldu. Radyonun toplam reklam harcamalarından aldığı pay yüzde 2,1’e düştü. Bu mecra için ciddi sıkıntı. Bu böyle devam ederse radyo mecrasının ekonomisinde ciddi bir düşüş olacak ve radyolar birer cd player olacak.

Pandemi döneminde reklam veren televizyon kanallarına reklam vermeyi tercih etti ve TV kanalları reklamlarını geçen yıla göre yüzde 4,9 oranında arttırdı. Reklam gelirlerini arttıran bir diğer mecrada dijital medya oldu. Şu an reklam harcamalarından en büyük payı dijital medya alıyor. Dijital medyanın reklam pastasından aldığı pay yüzde 55,3. Onu TV yüzde  34,7 ile takip ediyor. Diğer mecraların durumu ise epey sakat. Açıkhava yani cadde ve sokaklarda gördüğümüz billboard,  pano reklamlarının reklam harcamasından aldığı pay yüzde 4,6 iken, yazılı basın ve dergiler yüzde 2,9 , radyo yüzde 2,1 pay aldı. Elbette bu reklamların bu şekilde olmasında pandeminin etkilerinin de rolü var ama bence bu maç böyle giderse radyo ve yazılı basın mecraları reklam konusunda zorlanacak. TV mecrası da küçülmeye devam edecek. Maalesef medya kuruluşlarını ve işçilerini zor günler bekliyor.