TT a8D


BAZI ANLAR, BAZI HALLER...

Sizler de bilirsiniz; eş-dosta dair gündelik yaşamda bazı olaylar yaşanır. Hatta aile içinde, o hallerde de elimiz ayağımız birbirine dolaşır. Özellikle acı haberlerde bu hali çok yaşarız.

O durumlarda; "yahu şimdi ne yapacağız, söylesek bir türlü, söylemesek bir türlü" diye, yakınları, arkadaşları, dostları olarak kıvranır dururuz. Hele bir de söyledikten sonrası vardır ki orası tam bir muammadır. Çünkü acı bir haberi söylediğimizde, ilettiğimizde karşımızdaki insanın ruh halinin ne olacağına, nasıl tepki vereceğine dair biraz öngörü sahibi olsak da, kesin sonuçlarını asla kestiremeyiz. Haberi alan kişi belki bayılır, beyin kanaması geçirir, kalp krizi geçirir, şekeri varsa yükselir, psikolojisi bozulabilir, saçı-sakalı ağaran bile olur acının dozuna göre. Tüm bu ihtimaller hep olur. Bir çoğumuzda şahit olmuşuzdur bu tür hallere. Tabii ki kişinin, haberi aldığı esnadaki sağlık durumu da önemli bir etken burada...

Hasıla, acı bir haber dozu oranında envai çeşit riskleri barındırır. Böyle acı haberler olduğunda kolay kolay kimse haber vermek için talip de olmaz. Vicdani bir duruştur bu. Milletimizin böyle durumlarda da güzel çözümleri, örf ve adetleri vardır. Kendi işini, gücünü bırakır, unutur öyle hallerde. Dostları, yakınları için ince hesaplar yapar, eşi-dostu toplar, konu-komşuyu toplar ya da haber verilecek kişinin en sevdiği kişi bulunur, getirilir, akabinde haber vermeye gidilir. Usturuplu yaparlar bu tür işleri. Ama işin ucunda sevinçli bir haber olursa, hiç tereddütsüz sahiplerine onu bir an önce vermek için hepimiz çırpınır, dururuz. Sevinçli haberleri alan kişilerde biraz heyecan olsa da, acı bir haberi vermenin taşıdığı kadar riskleri barındırmadığı için öyle yaparız belki de.

İşte yıllardır bende merak eder, dururdum yukarılarda izah ettiğim anlarda yaşananlara verilen tepkileri. "Bu nasıl bir iştir; insan niye bayılır acı bir haberi alınca, ya da ansızın neden kriz geçirir, ya da bir süre sonra neden saçları veya sakalı ağarır, böyle haberleri alan kişiler haberi aldıkları o anda mantıkla bağdaşmayan bazı işleri neden yaparlar, renkleri değişir, solgunlaşır, yüzü kızarır, artı bir insana güzel bir kelam edilince veya tersi hallerde o insanın ruh hali aniden ve o kadar çabuk nasıl, neden değişir. Tepki olarak gülümser, utanır veya hiddetlenir, olmadık tepkiler verir, yüzüne yansıyan o andaki şeyin anlamı nedir, bu işler nasıl oluyor vesaire..." diye.

Biraz geç oldu ama bir kitapta buldum tüm bu soruların cevabını. Aslında 'geç anladım' demek daha doğru olur. Neden derseniz o kitabı yaklaşık 10-11 yıl önce okumuştum.. Velakin, o zamanlar dili bana ağır gelmişti. Biliyorsunuz tıbbi terimler genelde Latince ağırlıklı sözcüklerden oluşuyor. Bunu, kısa bir süre önce bu kitabı tekrar okuduğumda anladım. Gerçi birazdan yazacağım Carrel'in görüşlerinde o tür bir-iki sözcük gene var. Artık internetten anlamlarına bakarsınız!

Efendim bahsettiğim kitap, insanı pek çok yönüyle ele alan, onu derinine anlatan bir kitap. Tabir-i caiz ise hem psikolojik hem fizyolojik "insanın ve hatta insanlığın kozmik odasına" giren bir kitap!

Nobel Tıp ödülü sahibi Dr. Alexis Carrel'in "İnsan Denen Meçhul"  isimli kitabı. Kitabın orijinal ismi; "Man The Unknown". Çokça, psikolojik ve fizyolojik yönlerden insanı içine alan tam bir tahlil kitabı. Hatta insanın kendisine, psikolojisine dair okuduğum en ilginç kitaplardan birisi.

Bu bağlamda başka bir not ve hatırlatma... Biliyorsunuz, önümüzdeki hafta ortası Ramazan ayı başlıyor. Ve Ramazan ayı "Dua" ile de iç-içe bir ay. İşte Carrel'in aşağıda okuyacağınız bazı görüşleri bu Ramazan'da okuyacağınız dualarınıza başka bir gözle bakmanızı sağlayabilir. Ayrıca hissen bildiğimiz fakat zihinlerimizde  bir türlü adını koyamadığımız o bazı sorulara cevap niteliği taşıyacak, Carrel'in bazı görüşlerini alıntı olarak şimdi sizlerle paylaşıyorum;

*** Herkesin bildiği gibi heyecanlar kan dolaşımında değişimlerle beraber gelir. Bunlar, vazomotor sinirler vasıtasıyla küçük damarların büzülmesini veya genişlemesini temin ederler.

Zevk, yüzün derisini kızartır. Hiddet ve korku ise beyazlatır. Bazı kimselerde fena bir haber, kroner damarlarının büzülmesine, kalbin kansız kalmasına ve ölüme sebep olabilir.

Heyecanlar çok hassas insanların, iç sıvı ve dokularında dikkati çeken değişimler meydana getiriyor. Almanlar tarafından idama mahkûm edilen Belçikalı bir kadının saçları, hükmün infazından bir evvelki gecede ve birdenbire beyazlaşıvermiştir.

Joltrairt, manevî bir darbenin kanda belirli değişiklikler meydana getirdiğini ispat etmiştir.

Büyük bir korku geçiren kimselerde akyuvarların azaldığını, damar tansiyonunun düştüğünü, kan plazmasındaki pıhtılaşma süresinin azaldığını gözlemlemiştir. Serumun fizikokimyasal halinde ise daha derin değişiklikler meydana gelir. Kanı bozulmak deyimi kelimenin tam manasıyla doğrudur. Düşünce, organik lezyonlar doğurabilir.

Bazı manevî faaliyetler dokularla organlarda, fonksiyonel olduğu kadar anatomik değişiklikler de meydana getirebiliyor. Çok değişik boyutlarını görebildiğimiz bu organik faaliyetler arasında dua etmek de vardır. Duadan, bazı formüllerin makine gibi ezbere okunmasını değil, dünyanın asil ve yüce düzenini izlerken şuurun kendinden geçmesini, mistik bir yükselişi anlamalıdır.

Denilebilir ki, basit insanlar Allah'ı güneşin ısısı gibi kolayca hissedebilir, bir dostun iyiliği gibi anlayabilirler. Organik tesirleri olan dua, bazı özel özelliklere de sahiptir. İlkin, bu dua hiçbir menfaat gözetilerek yapılmaz. Şimdiden Hayırlı Ramazanlar. Sağlıcakla kalın...