​BARIŞ VE HUZUR İÇİN İŞ BİRLİĞİ ŞART
12 Eki 2017

AB'nin, İspanya'nın bölünmesi karşısında gösterdiği tepki ve kaygılarını en iyi anlayanlarız.

AB'nin de Ortadoğu'daki gelişmeleri aynı İspanya'ya gösterdiği titizlikle takip etmesinde yarar var. Çünkü hem terör ile mücadele hem de mülteci sorununun ana kaynaklarından birinin çözülmesi AB açısından hayati önem taşımakta. Bu açıdan da Ortadoğu, AB için belki de şimdiye kadar olduğundan çok daha hayati bir rol oynamakta. Bölgenin barış ve huzura kavuşması AB için de huzur anlamına gelmekte.

Suriye ve Irak sadece bölgenin değil AB'nin çıkarları açısından da iyi izlenmesi gereken ülkeler. Suriye'de savaşın sona ermesinin tek yolu Rusya, Türkiye ve İran iş birliğinin desteklenmesinden geçiyor. AB, eğer Avrupa'yı düşünüyorsa ABD'nin yanlış politikalarının peşine takılmayıp ABD'ye rağmen Rusya, Türkiye ve İran'ın yanında yer almak zorunda. Suriye'ye ve Irak'a barış ve huzur gelmesini istiyorsak bu en başta Türkiye ve İran gerçeklerini kabul etmeyi ve de Rusya'nın AB ve ABD'ye kıyasla bölgede her geçen gün çok daha güçlenen ve etkinleşen rolünü görmeyi gerektiriyor.

ABD, bölgede sadece Kürt ayrılıkçılar ya da Kürt terör grupları üzerinden müdahalelerle sınırlı kaldığından etkisini de yitirmekte. Irak'ta son gelişmeler Irak hükümeti ile Türkiye arasında sıkı iş birliğini doğurdu. Suriye'deki gelişmeler ise özellikle Rusya'nın da katkısıyla Türkiye ve İran yakınlaşmasını mümkün kıldı. Bu coğrafyada dengeler değişmekte. AB, bu nedenle ABD'nin gerek Türkiye gerekse İran ve hatta Rusya'ya yönelik hiç bir şekilde amacına ulaşma şansı olmayan yanlış ambargo politikalarına karşı kendi bağımsız duruşunu sergilemek zorunda. AB'nin bölgedeki etkin ülkeleri desteklemesi teröre karşı mücadelenin başarısını daha da mümkün kılacak ve bu sayede bu topraklardan AB'ye yönelik mülteci göçünün kaynağı da kurutulma imkanı bulacaktır.

AB'nin bu nedenle Türkiye ve Almanya arasındaki inşallah önümüzdeki dönemde yavaş yavaş çözülme yoluna girecek sorunlara yönelik olarak yanlış bir tarafta durmak yerine arabulucu olma çizgisini benimsemesi çok yerinde olur. Almanya'nın hala ekim ayındaki AB Liderler Zirvesi'ni Türkiye'ye karşı kullanma çabalarına bu nedenle destek verilmemesi AB'nin çıkarınadır. Almanya'da bu durumun farkına varanların sayısı arttığından ekim ayında yanlış bir karar almamak o kadar zor olmayacak inancındayız.

Türkiye ve Almanya arasında her şeye rağmen olumlu bir diyalog başlangıcı izlemekteyiz. Örneğin geçtiğimiz hafta AP'nin Strazburg oturumunda ele alınması gereken Türkiye ile ilgili bir karar ve büyük bir ihtimalle çok sert konuşmaların yapılması beklenen Türkiye üzerine görüşme en başta Alman Hristiyan demokrat milletvekillerinin de katkısıyla ertelendi. Bu hassasiyetleri için müteşekkiriz. Türkiye Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun bu haftaki “Der Spiegel” dergisinde yaptığı açıklamalar da Türkiye'nin bu krizin sona ermesine yönelik yapıcı bir duruşu olduğunu sergilemekte. 

Türkiye, Almanya ile olan ilişkilerine özen göstermekte. Almanya'da kurulması oldukça zor olacağı gözüken yeni hükümette yer alacak olan Yeşiller Partisinin eş başkanı Türkiye kökenli ama Türkiye karşıtı bir konumda olan Cem Özdemir'in Almanya'nın Dış İşleri Bakanı olması konusunda Almanya'da gündemde olan spekülasyonlara yönelik olarak da belirtmekte yarar var. Türkiye'nin, Almanya'nın hangi şahsı bakan yapıp yapmayacağı konusu ile bir ilgisi olamaz. Türkiye, Alman halkını seçimine ve bu seçim doğrultusunda kurulacak hükümetine sadece saygı gösterir. Dört partinin aralarında anlaşmalarının ötesinde eğer Yeşiller'e gerçekten Dış İşleri Bakanlığı da verilecek olursa hangi Yeşil politikacının bu göreve geleceği onların sorumluluğundadır. İki yada üç bakanlığı “realo” ve “sol” hizipler arasında pazarlıklar yaparken “kadın-erkek” kurallarına uyma zorunlulukları da olan Yeşiller nasıl bir karar verirse versin bu onların iç meselesidir. Türkiye sonuçta Almanya'yı temsil edecek Dış İşleri Bakanı'nın böylesine önemli bir ülkenin çıkarları gereği taşıyacağı sorumluluğun bilincinde davranacağını ve Türkiye ile ilişkilerde siyasi etik ve uluslararası diplomasi kurallarına uyacağını düşünecektir.

Kısacası Türkiye ve Almanya arasındaki ilişki şahıslara bağlı bir ilişki değildir. Önemli olan her iki ülkede de tüm seçim dönemleri sona erdiğine göre yapıcı bir diyaloğun gerçekleşmesidir.

AB bu konuda iki ülkeyi teşvik edici ve hala var olan sorunların daha kolay çözümü için arabulucu olmaya özen gösterirse ve AB'nin çıkarları açısından Türkiye ile gereksiz bir çekişme içinde olmaması yönünde Almanya'yı ikna ederse özellikle Ortadoğu coğrafyasında AB'nin etkinliği daha anlamlı bir hale gelebilir. Sonuçta AB'nin çıkarları için iyi ve doğru olan en başta Almanya için de iyi ve doğrudur.

Ortadoğu'da barış ve huzur ve bu sayede AB'de huzur için Türkiye ile suni krizler değil diyalog ve iş birliğinin gerektiği gerçeği apaçık ortadadır.