Kuveyttürk m0bil1


AZRA!

Funda ÖZKALYONCU 07 Ağu 2021

Hiç tanımadığın bir adamın, hatta bir kadının evine gitmek kolay değildir! Öyle değil mi?

Azra'nın babası ile cenaze evinden sıcağı sıcağına röportaj yapmışlar.

Baba anlatıyor.

"Hep gülerdi, deli doluydu, hayat doluydu" diyor.

"Yaratıcı fikirleri, heyecanlı duyguları vardı, ne yapar eder insanı ikna ederdi" diyor.

Acılı babanın o sözü üzerine düşünceler dalıyorum.

"Çok kolay ikna ederdi.

Başkalarını çok kolay, tatlı tatlı ikna eden bu kararlı kız, nasıl olup da o caniye ikna oldu ve o cani adamın evine gitti.

Hiç tanımadığın bir adamın, hatta bir kadının evine gitmek kolay değildir! Öyle değil mi?

Ben gidemem mesela çok korkarım.

Nasıl oldu bilemem ama, annemiz çok tembih ederdi, korkmayı öğrendik biz.

Madem ki dünya daha kötü oldu, insanlar çok değişti.

O zaman çok ama çok dikkat edeceğiz.

Kız 21 yaşında, öğrenci, aklı başında nereye isterse oraya gider. 

Tabi ki gider, tamam gider.

Ama adam amansız katil çıktı işte.

Ve.

Kız 21 yaşında, adam 50 yaşında.

Arkadaş da olamazlar öyle değil mi?

Baba anlatıyor.

"Kızımın başını gövdesinden ayırmış".

Vücudunu ağaç testeresi ile parçalara ayırmış.

Kızı ile son konuşmalarını anlatıyor.

Ablasına gittiğini anlatıyor. 

Koronaya yakanmış aslında çok hastaymış, anlatıyor.

Gözünün bebeğinden öylesine acı çıkıyor ki, insanın kalbine saplanıyor.

Hiç uyku uyumamış.

Hiç yemek yememiş.

Evi inanılmaz kalabalık, tanıyan tanımayan ülkenin her tarafından taziyeye gelmişler. 

Babanın çok sevgili kızı feci bir cinayete kurban gitmiş, şaşkınlık duygusu ile kocaman acısı dövüşüyor.

Henüz farkında değil.

7 duası da yapıldıktan sonra, o kalabalıklar evinden çıktıktan sonra ölüm acısı seni yapayalnız yakalıyor.

Koskoca Hürriyet gazetesi, ana sayfasına Azra'nın fotoğrafını, katilin fotoğrafını koymuş ve "üst düzey cani" diye başlık atmış.

Caninin üst düzeyi, alt düzeyi olur mu?

Böyle tanımlama olur mu? 

Böyle bir cinayete magazinsel başlık atmak olur mu?

Bir cani gencecik bir kızın vücudunu paramparça ayırmış, öldürmüş.

İnsan böyle başlık atmaya utanır.  

Baba.

Babalar kızlarına güvenir diyor.

Ben anlayışlı bir babayım, "benim kızım gitmez, benim kızım yapmaz" diye, ölen kızını savunmak zorunda kalıyor. 

Başkalarının utancını babası taşıyor sanki.

Dünya öyle ki.

İnsan denen canlı o kadar karmaşık ve bilinmez ki.

Şiddettin ağzı kulaklarında, nefretin potansiyeli ölçülemez durum da, kontrol edilemez derecede büyüdü.

Ne çocuklarda sevgi kaldı ne büyüklerde saygı kaldı.

Herkes hayatında ne biriktiriyor belli değil!

Nefret, kötülük, fesatlık yarışıyor sanki.

Komşun 1 haftadır çok hasta olduğunu bilir,

1 tas çorba vermez, kapını çalmaz yalandan nasıl oldunuz falan diye canını sıkar.

Eh, hayat bu, 1 hafta sonra o hasta olur. 

Tam nasılsınız, bir şey ihtiyacınız var mı diye soracağım, geçen hafta aklıma gelir, sormamak için kendi mi zor tutarım ama, sormadan yürür geçerim. 

Bana ne derim.

Ödeşmenin kalbi sıkıştıran duygunu hissedersin ama yine de yaparsın.  

Hatır gönülün, en kötülük haline yumurtalarını bırakırsın ve gidersin.

Görünen o ki.

Hiç kimse.

Geceleri uyumadan önce, vicdanının sesini dinlemez olmuş. 

Gündüzleri kardeş bakan gözler yok.

Hasret yok.

Haset çok.

Eh, insanlıkta hal böyle iken.

Tabiat çilenin alasını çektiriyor. 

Funda'nın aklındakiler…

... Şahan Gökbakar.

Seversin sevmezsin.

Adam yangın başladığından beri gece gündüz, evinin bulunduğu civar ormanlık tüm orman alanlarından saatlerce canlı yayın yaptı.

En son Şahan'ı Instagram hesabından, 650 bin kişi canlı yayında takip ediyordu.

Yüzü gözü darmadağın, endişe içinde, bakın burası yanıyor, bakın burası yanacak diye uyara uyara yayınlar yaptı.

Adam, yüzüne gözüne küller yağarken, nefes almakta zorlana zorlana yayınlarını yaptı.

İtfaiyeye çağırdı, yangın uçağı çağırdı, donanma çağırdı.

Yangın büyüdü.

Şahan günlerce yılmadı.

Sesi kısılana kadar bağırdı bağırdı.

Ve sonunda yayınları ses buldu, geldiler ve yangın söndü, kontrol altına alındı.

Neler söylediler..

Kendi evini kurtaracak.

Şov yapıyor. 

Reklam yapıyor.

Adamı görseniz ayaklarınız dolana dolana koşturup fotoğraf çektirmeye gidersiniz de.

Sosyal medya arsızlığı ve terbiyesizliği bu işte! 

Ne kadar ayıp desem, ayıbın dışında bir şey bu.

Ne kadar kötü insanlar var.

İnanılmazsınız.

Yahu adam kendi evi bile olsa kurtarmasın mı, yuvası orası, varlıklı ise, evi yansa oh olsun mu diyeceksiniz. 

Şahan diyor ki! evim umurum değil, imkanlarım var yine yaparım.

Daha ne desin.

Her kim olursa olsun, elini taşın altına koymuş, mücadele etmiş, uyarmış, işe yaramış ve yangın sönmüş.

Dert yangını söndürmek değil mi?

Ben öyle biliyorum.

Orada, o bölgede, o zor alanda, çalışan, koşan, itfaiye çalışanları, orman çalışanları, yangın uçakları, gönüllüler emeklerinize, mücadelenize sağlık.

Çok sağ olun. 

Allah razı olsun.

… Bu arada bir aslan parçası daha varmış, haberimiz yokmuş.

Oyuncu İbrahim Çelikkol.

Adam günlerdir yangın bölgesinde.

Elini taşın altına koymuş, ailesini çocuğunu bırakmış o bölgeye gelmiş, mücadele ediyor.

İtfaiye eri fenalaşıyor, İbrahim elinde hortum yangın alevlerinin içine dalıyor.

Bakın ne kıymetli adamlar var farkında değiliz.

Helal olsun size ve sizi doğuran analarınıza.

Ne mutlu çocuklarınız babaları ile gurur duyacaklar.