AREFE'DEN MAKSAT KENDİNİ BİLMEK

Cemalnur SARGUT 14 Haz 2018

İnsanoğlunun egosu elinden hürriyetini kurtarması, kendi kendinin esâretinden sıyrılacak bir kemâl ve cemâl durağına ulaşması, böylece de hayvanî ve nefsanî kuvvetleriyle çarpışıp onları yenmesi ve bendelikten azatlığa erişebilmesi, bir cenk ve cihat manzarasının ta kendisidir.

Onun için de, bir irâde ve ruh terbiyecisi olan oruç, bir yandan mukavemeti ve tahammül kudretini artırırken, açlık elemini duymak hususunda zenginle fakiri birleştirmek, öfke ve gazap ateşi üstüne sabır suyu dökmek gibi günlük hayatın basamaklarına kadar kolaylıkla iner. Lokman Hekim, oğluna nasihat ederken, ne güzel söylemiştir: “Bir kimse çok yemek yerse, dünya ve tabiat karanlığından kurtulmaz, aklı çerâğı mârifet nuruyla aydınlanmaz ve kalbi aynası ise, gaflet ve kesâfet paslarından temizlenmez...”

Ancak, bu arınmış insanlardır ki rehberdirler; önden gidici ve uyarıcıdırlar. Kendilerinde olan temizliği ve îmânı kitleye de nakletmekle, cemiyetin mayasını tutar, yüzünü güldürürler. Öyle ki, cezâ müeyyidelerinin bekçilik edemediği, kanunun pençeleyip durduramadığı beşer ihtiraslarına, kanun vâzı'larından daha isabet ve kudretle bekçilik ederler...

Ama ibâdeti, Allah'la kul arasında bir sır, bir ilâhî nimet bilmeden, idraksiz bir otomatizm havası içinde yerine getirenler için, orucun bir külfet olacağı tabiîdir. Halbuki ibâdetten maksat, kendini bilme yolunun üstündeki dikenleri kaldırmak, bizi bize yabancı, hatta düşman kılan kibirleri, gururları, gösterişleri, riyâları temizlemektir. Bunlar olmadıktan sonra, sabahlara kadar tespih çekip namaz kılmaktan, üç ayları tutmaktan ne fayda!.. Şunu düşünmeli ki zamanı gelip, vücuttan düşecek, ihtiyarlayıp takâti kesilecek, hâli, dermanı kalmayacak olan insan, belki de günün birinde, o ibâdetleri yapamayacaktır. Halbuki uzun yıllar süren oruçlardan, namazlardan maksat ne idi? Kendini bilmek, kendi kendisinin hâkim ve emîri olmak değil mi idi?

Onun için, tahkik ehli indinde oruç, üç ayrı derecede mütalaa edilmiştir: Halkın orucu, kendini yemekten, içmekten ve diğer haramlardan korumak. Bir üst derecenin orucu; eli, ayağı, göz ve kulağı ile, bütün uzuvlarını maddî olduğu kadar mânevî yasaklardan da sakınıp, Allah'tan gelen kahrı ve lütfu birlemek, her yerde Hakk'ı görerek, cümle mahlûkata muhabbet eylemektir. Daha bir üst derecenin orucu ise, Allah'tan gayrı her şeyden perhiz etmek, nefsin hevâ ve hevesinden geçip, Hak muhabbeti lezzetini bulmaktır.

“Ben beni terkeyledim gördüm ki ağyar kalmadı

Hep Hakk oldu cümle âlem şehr ü bâzar kalmadı”

diyebilmek, işte bu ulu kişilerin kârı olmuştur. İşte bu mana ile arefeye vuslat bulmanın gerçek anlamını kavramış kullardan olmak niyaziyle Arefe günümüz ve  Ramazan Bayramımız şimdiden mubarek olsun vesselam.