​AK PARTİ'DE YENİLENME NASIL OLMALI?
11 Ağu 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti’ye yönelik eleştirilerinin dozunu giderek artırıyor. Bunun ne kadar önemli bir gelişme olduğunu partide yenilenme sağlandığında hep birlikte göreceğiz. Çünkü bugüne kadar AK Parti kendisini eleştiren ve bu eleştiriler doğrultusunda kendini yenileyen bir parti olarak hep ön plana çıktı. Bugün bu durumundan uzak kalsa da partinin doğal lideri Erdoğan’ın hala aynı noktada olduğuna ve partiyi eski dinamizmine döndürmek için kararlı bir şekilde hareket ettiğine şahit olabiliyoruz.

AK-Parti’de-yenilenme-nasıl-olmalı2

Özellikle Erdoğan partinin başına geçtikten sonra partiyle ilgili daha net gözlemlerde bulundu. Sadece partiyle değil, tabandan ve halktan yükselen rahatsızlıkları da birebir dinledi. Tüm bunların doğrultusunda eleştirilerini yüksek sesle yapmaya başladı. Her ne kadar Erdoğan bu eleştirilerini kamuoyuna yapmış olsa da aslında milyonlarca insanın düşüncelerini ifade ediyordu. Nisan ayındaki referandumla birlikte ortaya çıkan o “metal yorgunluğun” aslında Erdoğan’ın partiden ayrıldıktan sonra meydana geldiğini düşünmek bile işten değil.

Erdoğan “metal yorgunluk var” cümlesinde sonra “teşkilatlar, belediyeler eğer ‘bizim dava’ idrakiyle hareket etmiyorsa bize zarar veriyor demektir. Zarar veren kardeşlerimizi de uyarıyorum. Biz uyarmadan kendileri bu uyarıyı yapsınlar ve adımı da atsınlar” diyerek eleştirilerini yaptı ve milletvekillerine seslendiği konuşmada “yorulan varsa kenara çekilsin” cümlesini vurguladı. Son olarak ise Erdoğan eleştiri tonunu artırarak şu cümleleri aynen söyledi:

“Teşkilatlarımızın bir kısmında metal yorgunluğu emareleri gördüğümü çeşitli defalar dile getirdim. Büyük kongre sürecimizi de fırsat bilerek teşkilatlarımızda kapsamlı bir değişim yapmak durumundayız. Genel Başkan olarak bu konuda kararlıyım" dedi. Cumhurbaşkanı, "Milletimizin bizden beklentilerini karşılayabilecek donanıma ve dinamizme sahip arkadaşlarımızla yolumuza devam edeceğiz. 'Ben belediye başkanıyım' havasından geçilmiyorsa yandık. 'E ben bakanım' yanından havasından geçilmiyorsa yandık. Yahu mütevazi ol. Öncelikle bizim AK Partililer olarak sapasağlam durmamız lazım. Bencillik batağında çırpınan defolu kişilerle böyle bir mücadeleyi yürütemeyiz.”

Son zamanlarda AK Parti tabanına ve partiye oy vermiş insanlara baktığımızda bu eleştirilere katılmayan kişileri bulmak zor. Her haliyle AK Parti’de yaşanan durumun özeti bu. Erdoğan bunun farkında olan ve partiye kazandıracağı dinamizmi kendisinde toplayabilen bir lider. Bu noktadaki en büyük gücü de millet. Çünkü AK Parti’nin kuruluşundan bu yana almış olduğu ivmeye bakacak olursak her zaman değişim talebini taşıyan ve milletin isteklerine kendisini güncelleyerek cevap veren bir parti konumunda olduğunu söyleyebiliriz.

AK Parti hiçbir zaman elitlerin partisi olmadı, kendisini herhangi bir siyasi ideoloji zeminde de tanımlamadı. AK Parti merkez partisi olarak Türkiye’yi değiştiren muhafazakâr kitlenin taleplerini taşıdı, hayata geçirdi ve bu taleplerle birlikte kendisini yenileyerek yoluna devam etti. Şimdi bu değişim trafiğinin çok gerisinde kaldığını görebiliyoruz. Özellikle 16 Nisan referandumuna gidilen süreçte parti teşkilatının yeterli bir şekilde çalışmaması (hatta bazılarının bilerek çalışmaması), partide artan kibir ve bencillik, farklı görüşteki insanlara karşı yükselen ses, halktan kopma ve artan nepotizm AK Parti’nin şimdiki durumunu özetleyen sebepler.

AK Parti kendisini yenilemek zorunda. Çünkü mevcut kadrolarla 2019’da yaşanacak olan iki seçimden istenilen başarıyı yakalayamayacağı çok belli. Erdoğan da bu durumun farkında olduğu için elini sıkı tutuyor ve uyarılarını giderek artırarak çok net mesajlar veriyor. Deyim yerindeyse tüm kamuoyuna AK Parti’ye hasar veren isimleri tek tek okumadığı kaldı. Buna da gerek kalmadan söylenen sözlerin kendisine söylendiğini bilip AK Parti’ye zarar veren kişilerin kenara çekilmesi gerekiyor. Erdoğan’ın değişimini, azmini ve mücadelesini yakalayamayan herkesin ne bu partide ne de millet nezdinde itibarının olmayacağı kesin. Bu zarar veren unsurların istifalarını masaya koyması hiç değilse gidişleriyle bir nevi fayda sağlamaları önemli bir erdem olacaktır. Erdoğan’ın sözlerini dikkate almalarında fayda var.

Müftü tartışması niye bu kadar uzadı

Müftü tartışması niye bu kadar uzadı? 

O kadar gündemin arasında müftülere nikâh kıyma yetkisi verilmesine yönelik düzenleme tartışılmaya devam ediyor. Bu konuda tartışılacak bu kadar ne var hala anlamış değilim. Sonuç olarak nikâhı belediyedeki memur da kılsa müftü de kıysa nikâhla ilgili bir düzenleme yok. Aynı nikâh kıyılmaya devam edecek ama niyet okuma yoluna başvuranlar tartışmayı sakız gibi uzatıyor.

Tartışmanın modernlik ve anti-modernlik üzerinden tartışılması da ayrı bir facia olarak değerlendirebilir. Batı ülkelerinde kilisede papazlar nikâh kıyabilirken bu tartışmayı uzatanlar müftülerin nikâh kıymasına karşı çıkıyor. Batı’da olunca modern oluyor da neden Türkiye’de olunca çağdışı oluyor, anlamak mümkün değil.

Zihin dünyaları şeklen bir “çağdaşlaşma” modeliyle harmanlandığı için bunu anlayabileceklerini de sanmıyorum. Hülasa, müftülerin nikâh kıyabilecek olmasına sonuna kadar destek veriyorum. Çünkü bu aynı zamanda kadın haklarını da artırıcı bir düzenleme olacaktır. Ülkemizin bazı bölgelerinde sadece dini nikâhı yeterli bulan aileler böyle bir düzenlemeyle medeni nikâhı kıymada da bir sorun görmeyecek ve sadece dini nikâhlı olan kişilerin sayısı azalacaktır. Böylelikle kadınların hakkı da yasal korunma altına alınmış olacak.

Hala daha “çağdaşlığı” şeklen aramayla kafayı bozanlar bunu anlamayacaklar.  Zaten anlamak gibi bir dertleri de yok. Getirmiş oldukları eleştiri argümanları “her şeye karşı çıkmaktan” başka bir şey değil çünkü.

Mustafa-Akaydın’ın-sözleri-suç-değil-mi2

Mustafa Akaydın’ın sözleri suç değil mi? 

CHP milletvekili Mustafa Akaydın skandal bir açıklamaya imza attı. Skandal demekte yetmez, resmen terbiyesizce açıklamalar. 15 Temmuz darbe girişiminin faili FETÖ’yü aklayarak devletin “katliam” yaptığını söyleyen Akaydın’ın açıklamaları şöyle:

“Bakın o gece evimdeydim Meclis kapanmıştı Perşembe veya Cuma gecesiydi 15 Temmuz, haberler dönmeye başlayınca eşime dedim ki bu bir tiyatro. İlk kapalı grup bir veya iki gün sonra yapıldı. Orada da kalktım dedim ki bu bir tiyatral darbe teşebbüsüdür.”

Bu hadsiz ve terbiyesizce açıklamalar 15 Temmuz şehitlerimize ve gazilerimize hakarettir. Şehitlerimizin kemiklerinin sızlamaması için bu açıklamalara soruşturma açacak yürekli savcıların ben bu ülkede olduğunu biliyor ve onları göreve davet ediyorum.

Hatta Akaydın’a 17-25 Aralık yargı darbesinden sonra FETÖ’nün davetlisi olarak Pensilvanya’ya gidip orada FETÖ teröristbaşıyla ne konuştuğu da sorulursa hiç fena olmaz.

Sıkıldığım şeyler 

• Her bir adımda çekilen selfie’lerin anında Instagram’a koyulmasından ve yaşamın tüm saniyelerinin esir edilmesinden sıkıldım.

• Havuz başı ya da kumsalda deniz kenarından çekilen selfie’ye benzer fotoğraflardan da sıkıldım. Eskiden sadece ayaklar çekiliyordu, şimdi ise kocaman bir kafa!

• İnsanların sıcak havadan şikâyet etmesinden de sıkıldım. Soğuklar gelince tam tersi olacak, bu döngü bitmez!

• Fatih Terim, Yıldırım Demirören, Aziz Yıldırım… Türk sporunda başka bir isim yokmuş gibi hep bu isimler etrafında dönen tartışmalardan da sıkıldım.

• Eskiden en büyük tutkum olan yaz dizilerinin diğer dizilerden bir farkının kalmadığını ve dizi konularının hep aynı yere bağlandığını görmekten de sıkıldım. Az üretici olun!