AH TARKAN AH.... DEĞDİ Mİ BUNLARA ?

Micheal KUYUCU 26 Oca 2020

Son bir kaç yıldır fırsat buldukça kendimi parçalarcasına bir konuda Tarkan'a çağrıda bulundum.

Türkiye’nin diğer tüm solist ve müzik yorumcularının dışında bir yerde olan, tüm görüşlerin, tüm inançların, tüm cinsiyetlerin sevgisini kazanabilen ve bunu uzun yıllardır elinde tutmayı başaran mega star, son bir kaç yıldır yaşanan kutuplaşmadan payını almış ve bunu hareket ve söylemlerinde göstermeye başlamıştı.

Politikacılarla eskisinden daha fazla yanyana gelmeye başlayan Tarkan, siyasi nedenlerden dolayı ortaya çıkan sosyal konularda taraf oluyordu. En son bu yaz gerçekleştirdiği Harbiye konserinde Ekrem İmamoğlu’na “İstanbul’un üzerine güneş gibi doğdunuz” diyerek çok ciddi bir siyasi taraf olduğunu göstermişti. Ben hem bir marka araştırmacısı olarak hem de bir vatandaş olarak Tarkan’ın bu tavırlarını şaşkınlıkla karşıladım. Anlam vermeye çalıştım. Ben bunu “Acaba Tarkan’ın kutuplaşma sonucunda ortaya çıkan duygusal coşkuya kendisini kaptırdı” mı yoksa “bu çocuk da mı şaşırdı?” şeklinde yorumladım. Tarkan hiç bir zaman siyasetle anılmamıştı, bırakın siyasetle anılmayı Tarkan bir futbol takımı ya da bir başka toplulukla bile yanyana gelmemeye dikkat ediyor tam bir küresel star gibi davranırken ne olmuştu da birden bu politikleşmişti. Defalarca yazdım, çizdim. Yapma etme sana yakışmıyor dedim. Çünkü Tarkan’ın bu politik görüntüsü onu kutuplaşmanın içine çekiyor ve o mega star kimliğinden sıradan bir stara doğru itiyordu.

Şaşırtan İmar Projesi

Bu hafta basına bir haber yansıdı.  Habere göre Tarkan ablası ile birlikte 5 bin 283 metrekarelik bir arazinin imarını değiştirmek için beş kez İBB’ye başvurmuşu. “Allah Allah” dedim, okumaya devam ettim. Haberi farklı siyasi görüşlü kaynaklardan da okudum, inceledim. Tarkan her sanatçı ve her para kazanan insan gibi bir yatırım planlamıştı. Bayrampaşa’daki arsasına bir benzin istasyonu bir tane de otel yaptırmak istiyormuş. Ama bu isteği için izin alamamıştı. İBB’nin hazırladığı raporda ise Tarkan’a ait olan 5 bin 283 metrekarelik arazinin 720 metrekaresinin çocuk bahçesi, 1.150 metrekaresinin ise yol olarak ayrıldığı yazılıydı. Yani Tarkan’ın hayali suya düşmüştü. Bunun üzerine Tarkan 980 metrekarelik alanın kendisine kaldığını ifade ederek 2 bin 686 metrekarelik imar izni istemiş.  Tarkan’ın dosyası tam altıncı kez oylanmak üzere belediye meclisine gidecekken İmar ve Bayındırlık Komisyonu  başkanının dosyanın iade edilmesini istedi ve dosya oylanmadan geri çekildi. Özetle Tarkan’ın isteği bir kez daha olmamıştı. Bu konuda kimse bir açıklama yapmadı. Bu dosya neden son dakikada geri çekildi onu da merak etmedim değil. Neyse, işin bu bölümü elbet bizi ilgilendirmez. Ancak sonuç olarak Tarkan’ın AK Parti dönemine ait İBB ile 13 yıllık bir imar diyaloğunun olduğu ortaya çıktı. Belli ki şu ya da bu nedenden dolayı bu talep hayata geçirilememişti. Elbet olayın hukuk çerçevesinde bir açıklaması vardır. Elbet Tarkan’ın da bu arsadan bir zararı olmuştur. Her vatandaş gibi o da alnının akıyla kazandığından ayırıp bir yatırım yapmak istedi ve işler istediği gibi yürümedi. Bunda üzülmesi hatta sinirlenmesi kadar doğal bir şey olamazdı Tarkan’ın. Ancak Tarkan’ın unuttuğu bir şey vardı.O normal bir vatandaş değildi, o milyonların kabul ettiği, Türkiye’de belki de o döneme en yüksek beğenilme ve sevilme oranına sahip starıydı. Duygularına dikkat etmesi lazımdı. Bunu yıllardır da yapıyordu. Ama İBB seçimlerinde böyle yapmadı ve bir anda duygularına yenilerek hem sosyal medyada yerel seçimlerin tekrar edilmesini protesto etti hem de konserinde İBB Başkanına siyasi anlamda taraf olabilecek bir ithamda bulundu.

Tarkan ilk kez bu kadar imaj kaybetti

Bu üstüste yaşanan olaylar Tarkan’a ciddi bir imaj kaybı getirdi. Ha kayıp mı kar mı onu bilmem. Hani meşhur bir yüzde 51 bir de mehur yüzde 49 varya. İşte hesapta totalde kayıp yaşadı. Çünkü Tarkan hem yüzde 51’in hem de yüzde 49’un mega starıydı. Harbiye konserinde İBB başkanına yaptığı  “İstanbul’un üzerine güneş gibi doğdunuz” söylemi onun marka kişiliğini bir anda bu kutuplaşmanın merkezine oturdu. Tarkan herkes gibi dilediği partiye inanabilir, dilediği partiyi sevebilir, oy verebilir. Ama sahip bulunduğu konum onun bu kadar politize olmasına neden olmazdı. Mesela Ekrem İmamoğlu’na o gün konserde “Dilerim İstanbul üzerine güneş gibi doğarsınız” deseydi yine aynı alkışı alıcaktı ama tarafsızlığını koruyacaktı. Bana sorarsanız hangi politikacı olursa olsun hiçbiri için böyle bir söylem yapmaması gerekirdi. En fazla “Sayın İmamoğlu’da aramızda hoşgeldiniz efendim” demeliydi.

Şimdi ne oldu? Bir kısım medya onu “yalaka” ilan etti. Bir kısım medya “tanrılaştırdı”. Peki şimdi ne olacak? Ekrem bey megalo ideası olan Cumhurbaşkanı olursa Tarkan onun adamı, Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret eden Demet Akalın onun düşmanı mı olacak? Yani çark mı değişecek? Böyle olmaz, bu iş böyle yürümez. Bakın basit bir konu gibi görünüyor ama altından bir benzin istasyonu bir tane de otel çıktı. Şimdi ben kime neden inanayım?

Tüm bu olaylar yaşanırken İmamoğlu ona sorulan bir soru üzerine “Basından okudum. Ama bilgim yok. Varsa her vatandaş gibi talebi değerlendirilir bakılır. Hiç kimsenin ayrıcalığı olmaksızın aynıhukuksal zeminde şehir düzeni içinde kime ne hukuken ne verilebiliyorsa aynı değerde aynı kararda insanlara bakış açımız vardır” açıklamsını yaptı. Bu benim gönlüme su serpti. Bu son dakika yapılan bir manevra açıklamasımı yoksa samimi bir açıklamamıydı onu Allah biliyor. Ama tüm bu hikaye bize “siyasetçilerle ile ünlülerin ilişkilerinin hatta diyaloglarının altında mutlaka bir şeyler vardır” tezini hatırlattı bana. Sonuç olarak tatsız bir muhabbet daha yaşadık.

Bravo Gökçe’ye

Önce oyuncu kimliği ile sonra da Aykut Gürel’in başarılı müzik projesinde yayınladığı albümünde müthiş bir performans sergileyerek nerdeyse popçuların yüzde 80’nini sınıfta bırakacak kalitede bir albüm yayınlayan Gökçe Bahadır geçenlerde çok güzel bir açıklama yaptı.

Şu sıralarda  “İzmir’in Kızları” adlı müzikaliyle yine başarılı bir müzik projesine hazırlanan Gökçe Bahadır, Serenay Sarıkaya’nın Alice müzikalini izledikten sonra “benim Serenay’a rakip olmam söz konusu değil. İş müzikal olunca birbirimize rakip değil destek oluruz. Müzikal anlamda daha güzel şeyler üretmek için elimizden geleni yapmalıyız, birbirimizi destekleyip alkışlamalıyız” diyerek kocaman bir alkış kazandı. Son yıllarda duymaya alışık olmadığımız bir rekabet açıklaması oldu bu. Bunu duyunca bravo Gökçe dedim.

Demirören grubundan gelen kadın çığlıkları

Dün mail boxıma bir ileti düştü. İletide Selami Şahin ile ilgili bir haber vardı. İleti Selami Şahin’in küçük oğlu Emirhan Şahin tarafından kaleme alınan bir basın duyurusu içeriyordu. Basın duyurusu şöyle diyordu:

“Eftalya Nur Öktem isimli şahsın Sayın Selami Şahin hakkında bir televizyon programında: "Bana Whatsapp'tan fotoğrafları sen gönder. Kendisine yakışmayacak tavırlar sergiledi." şeklindeki beyanı tamamı ile yalandır, iftiradır. Belli ki bu şahıs, iftira ve sansasyonel açıklamalarla ünlü olma çabasındadır. Avukatımız Aydın Kurban tarafından adı geçen şahıs ve bu iftirayı yayınlayanlar hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Kamuoyuna duyurulur.”  Radyo D’de DJ’lik yapan Eftelya Nur Öktem ile ilgili daha önce iki sanatçı ile ilgili ithamlarına daha magazin medyasında şahit olmuştum. Güya o sanatçılar bu radyocu kızımıza yürümüşlerdi. Bu basın bülteninde de böyle bir ima vardı.

Ben bu metni okurken utandım. Koskoca Selami Şahin’den bahsediyoruz, bir radyocu ile bir sanatçının bu tarz konularla anılması Türk medyasının ayıbı. Bu aynı zamanda Yıldırım Demirören’in de ayıbı. Kimse kusura bakmasın ama bu Demirören medya grubunun ikinci kez bir kadın çalışanı ilgili basına yansıyan bir magazin haberi bu. Bir medya grubunun bu tarz haberlerle anılması hiç hoş değil. Bu medya grubunu kırk yıl yöneten Aydın Doğan’ın döneminde nerdeyse hiç bu tarz haberler duymadım. Ama Demirören’den sonra orada çalışan programcı – haberci kadın personelin magazinle anılmasına adeta gelenek oldu.

Bu nasıl bir kurumsallık? Bu nasıl bir medya işletmeciliği? Burada Yıldırım Demirören’e bir kardeş tavsiyesi, son yıllarda gruptan çok kadın çığlıkları gelmeyi başladı. Elbette gelebilir, kadın sesi kutsaldır ama bu sesler biraz sıkıntılı sesler, hoş değil, boş sesler. Gönül ister ki o grubun kadın çalışanları işleri ile haber olsun “o bana yürüdü, bu bana yürüdü” laflarıyla değil. Bunları toplum da kabul etmez, siyaset de kabul etmez, reklamcılar da kabul etmez.  Böyle giderse 1 milyar dolara alınan bu medya grubunun fiyatı iki yıl içinde 400 milyon dolara düşer.

Sayın Cumurbaşkanımız’a Not: Lütfen desteklenen medya patronlarının “medya işletmeciliği” dersi almasını isteyin. 2023 vizyonununa yakışan kurumsal haberlerle gündeme gelsinler “o, ona yürüdü, bu, buna yürüdü” haberleri ile değil.

BUHOT halk oyunlarını dünyaya sundu

Geçen gün Bahçeşehir Üniversitesi Halk Oyunları Topluluğu Gençlik ve Spor Kulübü Derneği (BUHOT GSK) Genel Başkanı Okan Gürbüz bir sohbet ettim. Bana BUHOT’u anlattı. Neler neler yapmış, duymuştum ama bu kadarını tahmin etmiyordum. Gürbüz bana “bu zamana kadar 70 ulusal gösteri, 11 ulusal yarışma, 5 ulusal festival, 9 uluslararası festival ve 5 uluslararası yarışmaya katıldı. Dernek bünyesinde bugüne kadar Türkiye genelinde 2000'den fazla dansçı yetiştirdik. Türkiye'nin en önemli halk dansları hareketi olan Anadolu Rüyası projesini hayata geçiren ekibimiz bu önemli proje kapsamında 8000 seyirciye geleneksel bir kültür gecesi yaşattı” diyerek BUHOT’un çalışmalarını anlattı. Bir dünya bir tane de Avrupa şampiyonluğu kazanmış. Türkiye’nin milli kültürü olan halk oyunlarını dünyaya tanıtmışlar. Bu yıl da yeni bir dünya şampiyonluğu için Brezilya’ya gideceklermiş. Bahçeşehir Üniversitesinin sanat dostu sahibi Enver Yücel’in sanata gerçekten de müthiş bir değer veriyor, boru değil  bu. Bir dernek kuracaksınız ve yıllar boyunca onu destekleyerek Türk kültürünü, Türk folklorunun hem ulusal çapta hem de uluslararası çapta gelişmesine katkıda bulunacaksınız. Bu çok güzel bir örnek. Bu ara halk oyunlarına meraklı olanlar BUHOT’un internet sitesine girebilir, Türk folklorunu dünyaya taşıma konusuna sizde yeteneğinizi gösterebilirsiniz.